Bizim Savaşımız

Tarih; insanoğlunun bulunduğu her coğrafyada arkası kesilmeyen, binlerce savaşa şahit olmuş, zaman, kavimleri çektiği cefaya göre kendi terazisinde tartmıştır.

Savaşların kılıç ve kalkanın kullanıldığı çağlarda daha şerefli olduğuna dair genel bir kanı olsa da bunun kullanılan silahla doğrudan alakası yoktur.Öyle ki çağ ne olursa olsun kullanılan materyal değişse de savaş, iman ve şuur işidir ve imanlı ve şuurlu insanların gayretiyle anlam kazanır.

Bir savaşın büyüklüğünü sebebi kadar, savaşan milletin kudreti belirler.Batı Avrupa’da ticaret merkezlerinin hakimiyeti için yapılan savaş, bozkırda intikam için yapılan bir savaştan küçük ve önemsiz olabilir.Türk Milleti tarihinin bilinen ilk zamanlarından beri o terazide tartılmıştır ve bu iman terazisinde her zaman ağır gelmiştir.

Bu çağda da Türk Milletinin en büyük silahı Türkçü nesillerdir.İmanı  ve yüksek şuuruyla Türkçüler, saflarını her geçen gün daha güçlendirmekte, cephelerini sağlamlaştırmaktadır.Düzenin pompaladığı bütün gayrımilli ve gayrıahlaki unsurlara karşı Türk Milleti için kalkan kaldıran bu insanlar milletimizin  daha öncesinde olduğu gibi kurtarıcısı olacaklardır.

”Ne istediğini bilmeyen yani programsız, plânsız olan insan gibi ne istediğini bilmeyen milletin de
güçlükler, basarısızlıklar ve bozgunlarla karsılasacağı muhakkaktır. Hele günümüzde milletlerin dörder
veya beser yıllık plânlarla kalkınma ve güçlenme savası yaptıkları bir sırada ne istediğini bilmenin,
suurunu kaybetmekle esit bir felâket olduğu meydandadır.
Tabiî, plân ve program derken, kalkınma derken, bunun yalnız maddî yönünü kastetmiyoruz. Ülküsüz
maddecilik insanları hayvanlığa götüreceği için, kalkınmanın manevî tarafını da birlikte ele alıyoruz.”

Türkçüler milletimizin içerisinde bulunduğu savaşta hangi silahın kullanılması gerektiğini iyi bilmektedir.Türkçüler milli hazinelerini, meziyetlerini, noksanlıklarını, Türklüğün hangi badireleri hangi yollarla aştığını, savaşı kimlere karşı vereceklerini de çok iyi bilmektedir.Türkçüler işte bu şuurla aşamayacakları bir dert, yıkamayacakları bir kale olmadığına inanarak her geçen gün Türklüğün düşmanlarına karşı bilenmekte ve bir nefes kadar uzağında düşmanlarını izlemektedirler.

Türkçüler kendilerinden başka bir tek Allah’a güvenir ve bir tek ondan güç alırlar.Bu sebeple devrin dönekleri ve menfaatperestler Türkçülerin herhangi bir söylemini anlamaz, değerli görmez veya açıkça düşmanlık göstererek Türkçülüğün ilerleyişine darbe vurmak için fırsat kollarlar.

Türkçüler; imparatorluğun dört bir yanındaki her cephede, Kuvay-ı Milliye taburlarında, Milli Mücadele’nin yönetiminde, Büyük Taaruz’da, Hatay’da, Türkistan’ın bozkırında nasıl cephe açıp had bildirdiyse aynı şekilde büyük savaşta da Türklüğün şahlanışına yine ön ayak olacaktır.

Türklüğün ve Türkçülüğün düşmanlarına bir kez daha hatırlatmak gerekir ki; yapacağınız hiçbir icraat, kuracağınız hiçbir pusu Türklüğün ve Türkçülüğün ilerlemesine mani olamayacaktır.Put sevicilere, mezhep manyaklarına, siyaset kuklalarına, demokrasi çılgınlarına, Türklüğe, ‘’senin sınırın budur’’ diyene kefenini biçip, tabudunu ısmarlamak Türkçülerin asli vazifesidir.

Bu savaş; meclis sıralarında, afişten içi gözükmeyen seçim ofislerinde, siyasi partilerin erzak kuyruklarında değil fikir sahasında, bilim yuvalarında ve akademide kazanılacaktır.

‘’Gerilmiş bir yayım korkulardan azâde;

En amansız savaşlara gireceğim.

Bu coşkun ozanları ben öğütledim böyle,

Nerede hasret kokan bir Türkü varsa içindeyim.

Tutsak kızların avuçlarına yağıyorum her güz

Bir Kafkasya’dayım bir Çin’deyim

Gök bıçaklar sapladım karanlığın karnına

Sürüsü yitmiş çobanların izindeyim.’’

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone