BOZKIRIN İZLEMİ- Yaşar Keskin

bozkır

 

(İzlem; strateji sözcüğünün Türkçe karşılığıdır.)
(İzlem: Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.)

 

Bu makale de, sadece masa başında oynanan Türk us oyunları olduğu gibi, ayrıca us ve beden hareketlerinin birleştiği ortak oyun sporlarını da ele aldık. Bu oyunlardan dört bin yıllık geçmişe sahip Türk us oyunu, ‘’Dokuz Kumalak, Mangala, Toguz Korgool’’ oyunları unutulmak üzere olduğundan öncelik olarak bu birbirlerine benzeyen oyunları açıkladık ve yazımızın sonunda hâlâ köylerde, sokaklarda çocukların, büyüklerin oynadıkları oyunları da kısaca belirttik.

Altaylardan Tuna’ya büyük Türk coğrafyasında, geçmişten bugüne, özü birbirinin aynı us ve izlem oyunları oynana gelmiştir. Adları bir yerde ‘’Dokuz Kumalak’’, bir yerde ‘’Toguz Korgool’’, bir yerde ‘’Mangala’’ olsa da, aslında birbirinden farkı yoktur. Türk ulusunun dünyanın en köklü ve önemli geleneklerinden birinin sahibi olduğu bilinir. Bunu dil ve geleneksel varlıklarımız ile geçmişimizin derinliği açıkça ortaya koymaktadır. Türkler atlı sporlarda, ok atmada, güreşmede olduğu gibi, us oyunlarında da engin bir geçmişe ve büyük bir yeteneğe sahiptir. Türkistan’dan çıkıp tüm dünyaya yayılan us oyunları, bir dönem için unutulmuş gibi görülse de artık yine gün yüzüne çıkıyor ve tüm dünyada eski itibarını kazanıyor.

Yeni araştırmalar, Türk’lerin izlem ve us oyunlarında da söz sahibi olduğunu gün ışığına çıkarmaktadır. Bunun en somut örneği günümüzde pek az Türk ülkesinde yaşatılmakta olan ‘’Dokuz Kumalak’’ oyunudur. Bu oyun ulusumuzun hem eski ve hem de yüksek bir geleneğin mirasçısı olduğunu açıkça göstermektedir. Fakat ne yazık ki, pek çok değerimiz gibi, dört bin yıllık bir geçmişe sahip ve Kazak Türkleri arasında ‘’Togiz Kumalak’’ yani Dokuz Kumalak adıyla yaşatılan bir us ve izlem oyunumuzun da varlığından pek çoğumuz habersiz bulunmaktayız.

 

‘’Tavla ve Satranç Kadar Yaygındı’’

 

Türklerin asırlar boyunca oynadığı ancak Türkiye’de 1970’lerden sonra unutulan ‘’Mangala’’, özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde kahvehanelerde tavla ve satranç kadar yaygın olan bir oyundu. Mangala’nın çağdaşı olduğu diğer oyunlardan farkı, dağdaki çobandan, 70 yaşındaki bilgine, İstanbul’da saraydaki hanım sultandan 6 yaşındaki çocuğa kadar her yaştan ve kültürden insanın oynayabilmesi.

Bir başka özelliği ise bu oyun için mekâna ve malzemeye bağımlı olunmaması. Toprağa karşılıklı altı çukur açıldıktan sonra etraftan toplanacak küçük çakıllarla bile oynanabiliyor. Zaten öz Türkçe de bu oyunun adı ‘’Dokuz Kumalak’’. Oyunun kumalakla (taş) oynanması sebebiyle Orta Asya’da Türk çobanları tarafından geliştirildiği kabul ediliyor.

Osmanlı’da Dokuz Kumalak, hareket ettirmek kökünden türemiş olan ‘’Mangala’’ adıyla biliniyor. Kaynaklara Mangala olarak geçen oyuna Anadolu’da her yöre farklı ad vermiş; ‘’9 taş, kuyu ve güç oyunu’’  en yaygın kullanılanları. Mangala’ya gün oyunu denmesinin sebebi; us ve izleme dayalı bir oyun olması. Basit bir malzemeyle oynanıyor ama askeri izlemler geliştirmeyi sağlıyor. Zaten Türk’ler oyunda kullanılan her bir taşa asker, çukurlara otağ adını vermiş.

Türkiye’de halen Mangalayı oynamayı bilen çok az insan var. Çoğu da yaşını başını almış. Geleneklerinden kopmamış köylerde basit şekilleri biliniyor. Fakat artık kahvehanelerde, evlerde, arkadaş toplantılarında oynanmıyor. Orta Asya’da ise 90’lardan sonra Mangala yeniden anımsanmış. Yaşlılar gençlere öğretmiş. Kazakistan’da ‘’Dokuz Kumalak Federasyonu’’ kurulmuş. Turnuvalar düzenliyorlar. Türkistan (eski adı ‘’Yesi’’) şehrinde bulunan Ahmet Yesevi Üniversitesinde, Dokuz Kumalak Kulübü etkinlik göstermektedir. Bu oyun çok eski bir Türk oyunu olarak bütün Türk boylarında yaşatılmaktadır.

 

‘’DOKUZ KUMALAK’’

 

Tarihi araştırmalarda, bu oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığının kayıt altına alındığını ifade eden ‘’Doç. Dr. Abdulvahap Kara’’ bu oyunun, yaylak ve bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk boyları arasında korunduğuna dikkat çeker:

‘’Oyuna adını veren ‘kumalak’ Kazak Türkçesinde koyun ya da keçinin zeytin gibi siyah ve yuvarlak dışkısına verilen addır. Nitekim Dokuz Kumalak oyunu, genelde koyun, keçi güden çobanlar oynamışlardır. Diğer taraftan kazak Türkçesi’nde bezelye, bilye gibi ‘’kumalaga’’ benzeyen fal ya da oyun taşları da ‘’Kumalak’’ olarak adlandırılmaktadır. Buradan yola çıkarak ‘’Dokuz Kumalak’’ oyununu ‘’Dokuz Taş’’ oyunu olarak Türkiye Türkçesine aktarabiliriz. Fakat, bunu Anadolu’da yaygın olan pek çoğumuzun çocukluğumuzda oynadığımız iç içe üç dikdörtgen şekil üzerinde dokuz taşı üçlü bir sıraya getirmeye çalışarak oynadığımız ‘’dokuz taş’’ oyunu ile karıştırmamalıyız. Çünkü bu iki oyun hiç birbirine benzememektedir.

 

‘’Güçlerin Denendiği İzlem Oyunu’’

 

     Dokuz Kumalak oyunu için bir oyun tahtası ve 162 taş gereklidir. Oyun tahtasında iki sıra halinde 9’dan 18 çukur (göz ya da oyuk da diyebiliriz) ve oyuncuların yuttukları (kazandıkları) taşları koymaları için iki hazine bulunmaktadır. Oyunun başlangıcında her çukurda Dokuz Kumalak / Taş bulunur. İşte, oyunun Dokuz Kumalak ya da Dokuz Taş adı buradan gelmektedir. Oyunun kuralları basittir. Kura çekildikten sonra, ilk oynayan kendi tarafındaki herhangi bir oyuktaki dokuz taşı alır ve birini aldığı oyuğa bıraktıktan sonra, saat yönünün ters istikametinde her bir oyuğa birer taş bırakarak ilerler ve taşları bitirir. Son taş rakibin oyuğundaki taşların sayısını çift yaparsa, o oyuktaki tüm taşları alarak, yani yutarak kendi hazinesine koyar. Oyun böyle devam eder ve kim en fazla taşı alırsa oyunu o kazanır. Bu oyunun Sivas’ta oynandığı ve adına ‘’güç oyunu’’ dendiği tespit edilmiştir. Buradan da anlaşıldığı gibi, güçlerin denendiği bir izlem oyunudur.

Mangala oyunlarına baktığımızda çoğunluğunun altışar göz ya da oyuğu olan ve her bir oyukta 3 ya da 4 taş ile oynanan oyunlar olduğunu görürüz. Yani bunlar en çok 48 taş ile oynanan oyunlardır. Mangala oyunları içinde en çok izlemli hamle yapma ihtimallerine sahip olanının, yani en gelişmişinin Türk’lere ait olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu sadece taş sayısının bit kaç misli çok olmasından değil, aynı zamanda oyun kurallarının çeşitli ihtimal hesaplarına uygunluğu açısından da kaynaklanmaktadır. Diğer Mangala türlerinde çukurlara taş bırakarak ilerlerken kendi hazinenize de bırakarak taş kazanırsınız. Ayrıca son taşınız kendi tarafınızdaki boş bir çukura gelirse, o çukurun tam karşısındaki rakibin çukurundaki tüm taşları yutarsınız. Oysa Türk’lerde, rakibin taşını almak için rakibin çukuruna gelen son taş, oradaki sayıyı çift yaptığı zaman kazanmaktasınız. Bu durum, hem oyuncunun ve hem de taş kaptırmamak isteyen rakibin ihtimal hesaplarını iyi yapmasını gerektirmektedir.

 

‘’ Türk İnanç ve Devlet Sistemi’’

 

     Kazakistan’da Dokuz Kumalak araştırmalarıyla tanınan ‘’Maksat Sotayev’’, Dokuz Kumalaktaki taş kazanmak için rakibin taşlarını çift yapma kuralını Türk inanç ve devlet sistemi ile karşılaştırmasını yapmaktadır. Sotayev’e göre, Dokuz Kumalak oyunundaki yutulacak kumalaklar sayısının çift olması Türk’lerin geleneksel dünya görüşüne uygun düşmektedir. Eski Türk’ler göğü baba, yeri ana olarak kabul etmiştir ya da Nuh Peygamberin gemisine canlı türlerinin çift çift alınması, hayatın devamını başlangıç olmuştur. Araştırmacı ‘’Karcavbay Sartkocaoğlu’’ ‘’iki esas’’ düşüncesi hakkında ilginç bir tespit yapmaktadır. İki esas düşüncesi eski Türk’lerin dünyayı anlama felsefesi olarak görülür. Eski Türk’lerin anlayışında dünya ata (baba) ve anadan ortaya çıkmıştır. Ata’nın gökteki yansıması Güneş, Ana’nın gökteki yansıması Ay’dır. Ayrıca Ata’nın yerdeki yansıması Dağ ve Ana’nın yerdeki yansıması Su’dur. Ayrıca Türk’ler ‘’iki esas’’ fikrine göre, ülkelerini de yönetmişlerdir. Buna örnek olarak Türk devlet sistemindeki ‘’töles ve tardus’’ (sol ve sağ), idarede ‘’yabgu ve şad’’ sistemi vb. gösterebiliriz. Sotayev, bu ikili esasa Dokuz Kumalaktaki ‘’çift sayısı’’ meselesinin de eklenebileceği söylemektedir. Ayrıca oyunda hiçbir Mangala türünde olmayan ve Kazak’ların ‘’tuzdik’’ dedikleri, Türkiye Türkçesi’ne ‘’kale alma’’ diye çevirebileceğimiz bir kural vardır. Bu kral, oyunda kazanma ihtimallerini çoğaltma ve karmaşıklaştırmaktadır. Böylece satranca benzer bir şekilde her türlü ihtimali hesap etmeyi gerektiren bir oyun türü ortaya çıkmaktadır. Dokuz Kumalak oyununun kurallarını inceleyen bazı yabanca Mangala uzmanları, bu kale kuralının dâhiyane bir buluş olduğunu ifade etmekte ve oyunun izlem seviyesini yükselttiğine işret etmektedirler. Dokuz Kumalak ile diğer Mangala türlerindeki bir diğer önemli fark oyunun muhtevasında yatmaktadır. Dokuz Kumalakta Türk’lerin asker ulusu olmalarının yansımasını görmek mümkün olmaktadır. Diğer Mangala türlerinde taşlar genelde ‘’tohum’’ adını almakta ve taşları hareket ettirme ‘’tohum saçma’’ olarak ifade edilmektedir. Bu da onların tarımcı bir toplum olduklarını göstermektedir. Oysa Türk Mangalası olan kumalakta en çok askeri toplayan kazanmış olmaktadır. Ayrıca Kazak, Dokuz Kumalak terminolojisi de bunun bir savaş oyunu olduğunu ispatlamaktadır. Mesela, Kazak Türkçesinde oyun tahtasındaki her bir çukur ‘’otav’’ yani otağ ve yutulan taşların konduğu hazine ise ‘’orda’’ yani karargâh olarak adlandırılmaktadır. Demek ki, çukurlar askeri bölüklerin bulunduğu otağlardır ve yutulan taşların konduğu hazineler de orduların toplandığı karargâhlar, yani merkezlerdir.

 

‘’ Savaş İzlemleri’’

 

Tarihte Dokuz Kumalak oyunu genelde Türk çobanları oynamışlardır. Hayvan güderken baş başa veren iki çoban toprağı kazarak oyun tahtası yapmışlar ve oyunun taşlarını da kumalaklardan temin etmişlerdir. Böylece, savaşçı bir ulus olan Türk’lerin çobanları Dokuz Kumalak oynayarak savaş izlemleri geliştirerek huzur ve barış zamanlarını geçirmişleridir. Bu durum, barış zamanlarında Türk’lerin sadece avlanarak silah kullanma becerilerini değil, aynı zamanda Dokuz Kumalak oynayarak savaş izlemlerini devamlı geliştirdikleri göstermektedirler. Bu o da onları düşman karşısında her zaman yenilmez yapmıştır.

Türk Mangalasının bir diğer farkı, alınan taşların bir tanesinin kendi otağına, yani çukuruna bırakılmasıdır. Diğer Mangala oyunlarında ise kendi çukuruna bir taş bırakma kuralı, Türk sosyal hayatındaki baba ocağına sahip çıkma geleneğinin yansımasından başka bir şey değildir. Türk’lerde baba ocağı, yani baba evine özel bir önem verilip evin en küçük oğluna her zaman baba ocağı kalmakta, diğer evlatlar baba ocağından ayrılarak kendi evlerini kurmaktadırlar. Bunu daha da genişletirsek, Dokuz Kumalakta taşların bir tanesinin diğer çukurlara dağıtılmadan önce kendi çukuruna bırakılmasını vatanı sahipsiz bırakmama, ona sahip çıkma düşüncesinin bir tezahürü olduğunu ifade edebiliriz. Netice olarak Türk Mangala oyunu olan Dokuz Kumalakın, kendi türleri içindeki en gelişmiş oyun olduğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen, dünyadaki Mangala araştırmalarında Dokuz Kumalaka yer verilmediğini hayretle görmekteyiz. Mangala oyunu üzerine yazılmış yüzlerce kitap ve hazırlanmış binlerce genel ağ (internet) sitelerinde Dokuz Kumalak adı neredeyse hiç geçmemektedir. Oysa bazı Avrupa ve Amerika’daki oyuncak sanayinde Mangala türlerinin çocuk oyunu olarak hazırlanıp satışa sunulduğu bile görülmektedir. Ayrıca bazı Mangala türlerinin bilgisayar oyunu olarak bazı genel ağ sitelerinde rağbet de görmektedir. Son yıllarda bazı Türk illerinde Dokuz Kumalak oyunu tanıtma ve yaygınlaştırma faaliyeti hız kazanmış bulunmaktadır. Özellikle Kazakistan’da Sovyet döneminde unutulmaya yüz tutan bu oyun, bağımsızlıktan sonra tekrar canlandırılmaya çalışılmaktadır.

Bu oyun hakkında araştırmalar yapılmakta, kitaplar yayınlanmaktadır. Bunun yanı sıra turnuvalar ve yarışmalar düzenlenmektedir. Hatta birkaç sene önce ‘’Dokuz Kumalak Federasyonu’’ kurularak bu tip yarışmalar bir düzene koyulmakta, uluslararası turnuvalar düzenlenmekte ve tanıtım çalışmaları yapmaktadır. Dokuz Kumalak oyunu Moğolistan’da okullara kadar girmiş bulunmakta ve yarışmalar yapılmaktadır. Çin, Karakalpakistan, Altay, Karaçay-Balkar ve Yakutiya’da gençler arasında rağbet görmektedir. Türk’lerin dünya görüşünü yansıtan oyun sonuç olarak Dokuz Kumalak ya da Dokuz Taş oyunun sadece bir izlem oyunu değil, aynı zamanda Türk’lerin dünya görüşünü yansıtan etnografı bir oyun olduğunu söyleyebiliriz. Dünya uluslarının kendi ulus, us oyunlarının olması, ulusal abecelerinin olması gibi önemli bir kültürel özeliktir. Ayrıca Dokuz Kumalağın Mangala adı verilen kendi türleri için en gelişmişinin olması, Türk’lerin yüksek bir kültüre sahip olduklarının bir diğer göstergesi olmaktadır. Kültür hayatımız için bu derece önemli bu oyunun, diğer Mangala türleri gibi, Türkiye’de ve dünyada tanıtılması ve yaygınlaştırılması başta Kültür Bakanlığı ve Spor Akademileri olmak üzere tüm Türk us oyunlarını araştırma ve geliştirme ile uğraşan kurumlarımızın olduğu kadar, aydınlarımıza ve bize düşen bir ulusal görev olmalıdır.

 

‘’Dokuz Kumalak/Taş Oyununun Temel Kuralları’’

 

Dokuz Kumalak/Taş oyunu özel olarak hazırlanmış oyun tahtasında iki kişi arasında oynanır. Oyun tahtası 18 çukur ya da göz, 162 taş ve yutulan taşları koymak için iki hazineden ibrettir. Yani, her iki oyuncu 9 çukur, 81 taş, bir hazine olmak üzere oyun tahtasını paylaşır.

 

‘’MANGALA’’

 

     Türk us oyunlarının hakanı sayılabilecek bir oyun olan ‘’Mangala’’ oyunu. Bu oyun, Türkiye ve Türkistan’da çok değişik adlarla bilindiği gibi, günümüzde dünyanın da yakından bildiği bir oyun. Ancak, Türkiye’de neredeyse unutulmuş durumda. Daha düne kadar babalarımızın oynadığı bu oyunu, biz birçok varsıllığımızda olduğu gibi bir kenara bırakmışız. Ortaya çıkarılıp yeniden yaygınlaştırılması gerekli bir ulusal kültür unsurumuz. Oyunun Türkiye’deki bazı adlar ‘’Kale, Mangala, Mella Gayası, Mere Köçtü, Amen, Dokuztaş’’. Prof. Dr. Metin And bu konuda şunları söyler:

‘’Doğu oyunları üzerine 17. Yüzyılda bir kitap yazmış olan Profesör Thomas Hyde’ın 1964 tarihli De Ludis Orientalibus yapıtının Türk oyunlarını tanıttığı bölümde Mangala oyununa da yer vermiştir. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki değişik adlar altında oynanan oyunun kimi yerlerde gene Mangala adıyla oynandığını biliyoruz. Mesela, Gaziantep’teki oyunların adları verilirken bu arada Mangala oyununun adına da rastlıyoruz. Dilimizde kökeni bilinmeyen ve en küçük asker birliği anlamına gelen manga sözcüğünde askerlerin sıralanışı ve bu en büyük birimin genellikle 14 kişi olması bakımından Mangala oyununa uyduğu gibi mangal sözcüğü de bu oyundaki taşların konduğu çukurlara çağrışım yapmaktadır. Oyun, özellikler çocuklar bakımından çeşitli yetilerini ve geliştirecek niteliktedir. Bir us savaşımıdır. Oyun Ilgın’da Meneli Taş adıyla oynanmaktadır. Kapatılan mene’lere Kadı denilmektedir. Muğla / Ula’da ‘’Evcik’’, Karadeniz bölgesinde de ‘’Kuyu’’ adıyla oynanır, beşer çukurla (-ev) oynanır; çukurun boşalmasına kör olma denilir. Oyun yirmi beşer taşla oynanır. Mangala Azerbaycan’da ‘’Mereköçdü’’ adıyla oynanır. Oyunun tanımı Azerbaycan ağzıyla şöyledir: Bu oyunu iki veya dört uşag oynayır. Daire şeklinde her uşağa üç mere (çala) düzeldirler. Here 21 balaca daş götürür, daşları iki iki saymağla mere mere paylayıb yığır. Say aşağıdaki kimidir: -Dana, dana, gır dana, iki öküz, bir dana. Her mereye yeddi daş yığırlar. Gürre atıp oyuna başlayırlar. Gürre düşen uşag, daşlardan merenin içinde birini sahlayır. Galanları merelere paylayır. Adamın sayına göre daş udmag olar. Migabil terefin merelerinde bir veya üç daş varsa, paylaşan adamın daşı da bir veya üç daşlı merelerde gurtarır, demeli, daşlar cütleşirse o, hemin daşları udmuş olur. İlk udmuş daşa mertik deyirler. Hansı uşag başa bir uşagdan yeddi veya çoh daş udsa, daşlar onun olur, o birinin meresi ve daşları azalır. Bele bele her kesin bütün mereleri boşaldıgda o, sıradan çıhır.’’

 

‘’İkili Anlayışı Temsil Ediyor’’

 

Mangala tahtasında karşılıklı 6’şar çukur var. Oyuncuların kazandığı taşları koyması için iki tane de yanlara büyük çukur açılıyor. Buraya hazine deniyor. Oyun 48 taş ile oynanıyor. Her çukura 4 tane taş konuluyor. Bunlar hazineye toplanmaya çalışılıyor. İlk oyuncu istediği çukurdan 4 adet taşı alıyor ve birini aldığı çukura bırakarak sağ tarafa doğru (saat yönünün tersine) dağıtmaya başlıyor. Başladığı çukura taş koymak, Türk’lerin baba ocağını terk etme geleneğinden geliyor. Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde ediyor. Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift yaparsa oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Çift yapma kuralı, Türk inanç ve devlet sistemi tarihinde ikili anlayışı simgeliyor. Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona eriyor. Oyun bittiğinde hazinesindeki taş sayısı 25 ve daha çok olanlar kazanıyor. Mangala 5 set olarak oynanıyor.

 

‘’Sakalar, Hunlar ve Göktürkler’’

 

Bu oyun sayesinde gençlerimiz sosyalleşmelerine farklı bir açıdan katkı sağlanacağı gibi bu vesileyle kaybolmaya yüz tutmuş bir değerimizin yaşatılması ve dünyaya yayılmış bulunan diğer Türk halkları ile de yeni bir iletişim kanalı geliştirip Türkiye’nin kültürel rolünün de pekişmiş olması mümkündür.

Mangala Türk us ve izlem oyunu ile ilgili tarihi araştırmalar oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler dönemlerinde oynandığını göstermektedir. Günümüzde pek çok Türk halkında unutulan bu oyun, konargöçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında günümüze kadar gelmiştir. Türk’ler yerleşik hayata geçip şehirlerde yaşamaya başladıktan sonra da bu oyunu oynamaya devam etmişlerdir. Nitekim Karahanlılar, Selçuklular ve nihayet Osmanlıların da Mangala adıyla devam ettirdiğini görüyoruz. Bunu 16. Yüzyıla ait Osmanlı minyatürlerinden de izlemek mümkündür.

Mangala’nın Türk’lerin dünya görüşünü yansıtan etnografı bir oyun olduğu göz ardı edilmemelidir. Dünyada ulusların kendi ulusal us oyunlarının olması, ulusal abecelerinin olması kadar önemli bir kültürel özelliktir. Mangala, bir şans oyunu değildir. Oyunda yalnızca taktik ve öngörü önemlidir. Oyunun bütün gidişatını tek bir hamlede değiştirebilirsiniz.

Mangala’ya benzer oyunlar Türk dünyasında ‘’Tokuz Korgool, Eson Korgol, Dokuz Kumalak, Kale, Altıev, Meneli Taş, Evcik, Mereköçtü’’ adlarıyla yüzlerce yıl oynanmıştır. Tüm bu oyunlar genel olarak ‘’hareket ettirmek’’ kökünden türemiş olan ‘’Mangala’’ adıyla anılmaktadır.

 

‘’Tohum ve Asker’’

 

Ancak Mangala’yı diğerlerinden ayıran kimi özellikler vardır. Diğer Mangala türlerinde taşlar genellikle ‘’tohum’’ adını almakta, taşları hareket ettirme ise ‘’tohum saçma’’ olarak ifade edilmektedir. Bu da o kültürlerin tarımcı bir toplum olduklarını göstermektedir. Oysa Türk Mangala’sında taşlar ‘’asker’’ olarak görülmektedir; Bu da oyunun bir çiftçilik oyunu değil, savaş oyunu olduğunu ortaya koymaktadır.

Türk Mangala’sının bir diğer farkı ise alınan taşların bir tanesinin kendi otağına, yani çukuruna bırakılmasıdır. Türk dünyası dışında oynanan oyunlarında kendi çukuruna taş bırakma olayı yoktur. Mangala’da kendi çukuruna bir taş bırakma kuralı, Türk sosyal hayatındaki baba ocağına sahip çıkma geleneğinin bir tezahürüdür. Taş kazanmak için rakibin taşlarını çift yapma kuralı ise Türk inanç ve devlet sistemi tarihindeki ikili anlayışı simgelemekte ve Türk’lerin geleneksel dünya görüşüne uygun düşmektedir. Eski Türk’lerin göğü Baba, yeri Ana olarak kabul etmesini; Türk devlet sistemindeki ‘’töles (sol), tardus (sağ)’’ ile idare yapıdaki ‘’yabgu ve şad’’ sistemi gibi çiftleri bu duruma örnek gösterebiliriz.

Diğer yandan Mangala tarih boyunca hiçbir şekilde kumar amaçlı olarak para karşılığında oynanmamıştır. Ülkemize gelen yabancı gezginler Türk’lerin bu oyunu parayla oynamadığından, saatlerce hiç tartışmadan zevkle bu oyunu oynadıklarından seyahatnamelerinde bahsetmişlerdir. 1610 yılında İngiliz gezgin George Sandys ‘’Mangala gerek varsıllar gerek yoksullar tarafından parayla oynanması tercih edilen oyunlardan değildi. Bu sebeple aralarında tartışmada çıkmazdı’’ demektedir. Konuyla ilgili Sayın, Gülgen Üçel’in, Avrupalı gezginlerin gözünden Osmanlı Dünyası ve İnsanları (1530-1699), adlı eserinden yararlanılabilir.

 

‘’Yeniden Doğuyor’’

 

Geleneksel bir Türk us oyunu olan Mangala günümüzde, ne yazık ki unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Oysa en eski Türk oyunu olarak adlandırabileceğimiz Mangala için çeşitli Türk Cumhuriyetlerinde turnuvalar düzenlenmektedir.

Araştırmacı Philip Townshend’e göre bir toplumda, insanlarda en çok beğenilen ve örnek alınan niteliklerden şu yedisi Mangala oyunuyla ilgilidir.

  • Kurnazlık: Oyunun izlemini tasarlamak ve oyun kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek.
  • Uyanıklık: Karşısındakinin kurnazlığına karşı savunma ve önlem.
  • Önceden Görme: Hazırladığı oyun manevrasına karşı rakibin tepkisini kestirebilme yeteneği.
  • Esneklik: Beklenmedik durumlarda hemen tepki gösterebilme yeteneği.
  • Direnme: Tüm şaşırtmalara karşın, kendi planını sonuna dek sürdürebilme yeteneği.
  • Sağgörü: Oyunda rakibinden plan ve gücünü gizleyebilme yeteneği
  • Bellek: Hasmının sağgörüsüne karşın, onun durumunu ve gücünü ne denli saklarsa saklasın kestirebilme yeteneği.

     Herkesin oyunu Mangala’nın çağdaşı olduğu diğer oyunlardan farkı, dağdaki çobandan, 70 yaşındaki bilgine, İstanbul’da saraydaki hanım sultandan 6 yaşındaki çocuğa kadar her yaştan her kültürden insanın oynayabilmesidir.

‘’Mangala Oyun Kuralları’’

 

Madde 1: Mangala Oyununun Doğası ve Amaçları:

  • : Mangala oyunu; dikdörtgen şeklindeki Mangala tahtası, 48 taş ve iki oyuncu ile oynanır. Oyuna kurayla başlanır.
  • : Her oyuncunun amacı hazinesinde en az 25 taş toplamaktır. Bunu yapabilen oyuncu, oyunu kazanmış olur

     Madde 2: Mangala Tahtasında Taşların İlk Durumları:

2.1 : Mangala tahtası 12 adet çukur ve oyuncuların kazandıkları taşları koymaları için 2 adet hazineden oluşur. Oyun tahtası iki oyuncunun arasında duracak şekilde konumlandırılır. Oyuncuların tarafındaki 6’şar çukur ve her oyuncunun sağ tarafındaki hazine, o oyuncuya aittir.

2.2 : Her oyuncunun 24 tane taşı vardır. Taşlar çukurlara 4’er tane olmak üzere dağıtılır.

     Madde 3: Taşların Hareketleri:

3.1 : Kurayla oyuna başlayan ilk oyuncu kendi tarafındaki çukurlardan herhangi birinde bulunan 4 tane taşı alır ve taşların birini aldığı çukura bırakır. Geri kalan taşları, başladığı çukurun sağ tarafına doğru (saat yönünün tersine) her bir çukura birer tane bırakmak suretiyle ilerler ve elindeki taşları bitirir.

3.2 : Oyuncular ellerindeki taşları dağıtırken sadece kendi hazinelerine taş bırakabilirler, rakip tarafın hazinesine taş bırakamazlar.

3.3 : Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse, oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde etmiş olur.

3.4 : Oyuncular, ellerindeki taşları kendi sıralarındaki çukurlar ve hazineden sonra (hâlâ ellerinde taş kamış ise) rakip tarafın sırasındaki çukurlara da dağıtmaya devam eder.

3.5 : Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift (2, 4, 6, 8…) yaparsa, oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Hamle sırası karşı tarafa geçer.

3.6 : Oyuncunun elindeki son taş, kendi sırasındaki boş bir çukura gelirse oyuncu hem bu taşı, hem de o çukurun karşısındaki rakibin çukurundaki bütün taşları kazanır ve kendi hazinesine koyar. Hamle sırası karşı tarafa geçer.

     Madde 4: Alternatif Oyun Kuralı (Kale Kuralı) Mangala’nın Kazak ve Kırgız Oyun Şekli:

4.1 : Oyuncunun elindeki son taş rakip taraf çukurlarından birindeki taşların sayısını 3 yaparsa, o çukur oyuncu tarafından ele geçirilmiş olur ve oyuncu ileride buraya koyulacak tüm taşların sahibi olur. Taşlar oyuncunun hazinesine koyulur. 6 numaralı kuyuya kale kurulmaz. Kale kuralının uygulandığı oyunlarda hazinelere taş bırakma kuralı ortadan kalkar. Kaleyi belirlemek için kırmızı taşlar kullanılır.

     Madde 5: Oyunun Bitişi

5.1 : Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona ermiş sayılır.

5.2 : Oyunculardan birinin sırasında taş kaldı ise, o taşlar karşı tarafın hazinesine koyulur.

5.3 : Oyunun bitimiyle oyuncuların hazinelerindeki taş sayısı 25 ya da daha fazla olan oyuncu oyunu kazanmış olur. Yeni oyunu bir önceki oyunun galibi başlatır.

5.4 : Her iki oyuncunun da hazinelerde 24’er taş olması durumunda oyun berabere bitmiş sayılır. Bu durumda bir önceki oyunun galibi, yeni oyunu başlatır.

     Madde 6: Oyun Setleri ve Sayılama

6.1 : Mangala oyunu 5 set olarak oynanır.

6.2 : Oyunu kazanan oyuncu bir (1) sayı, kaybeden sıfır (0) sayı ve berabere biten oyuncu yarım sayı (0.5) alır.

 

‘’TOGUZ KORGOOL’’

 

Togiz Kumalak, Toguz Korgool, Dokuz Taş diye adlandırılan Türk us ve izlem oyunudur. Tahtadan yapılmış ve üzerinde çukurlar (evler) bulunan bir oyun tahtasıdır. Toplam ev sayısı 18’dir. Her oyuncu için karşılıklı 9’tar tane taş konur. Maksat; evlerde bulunan taşları korumaktır. Taşlara ‘’korgool’’ adı verilir. Bu taşlar dışında her oyuncu için farklı renklerde birer taş daha bulunur. Bu taşlar daha sonra evleri kazanmak için kullanılır. Oyunun maksadı; en fazla taşı kazanabilmektir. Her oyuncu kendi evinden bir taş alıp o evden itibaren sağ tarafa doğru ilerler. Konan son taş (korgool) rakibi evlerinden birine girerse ve o evde çift sayıda korgool varsa, o evdeki korgoollar oyuncu lehine sayı olarak yazılır. Oyun sonunda da en çok korgool (taş) kazanan, sayı toplayan kişi oyunu kazanmış olur.

 

‘’Türk Dünyasında Oyun Adları’’

 

ÂŞIK OYUNU:

Türkiye’de Âşık, Azerbaycan’da Aşığ, Kazakistan’da Asık, Kırgızistan’da Âşık, Çükö, Özbekistan’da Âşık, Türkmenistan’da Âşık.

TUTMALI ÇELİK:

Türkiye’de Tutmalı Çelik, Kırgızistan’da Çikit, Al, KKTC’de Çıkkıldak, Marra, Kızberiş, Terletiş, Türkmenistan’da Toyak.

ATÇILIK OYUNU:

     Türkiye’de Atçılık Oyunu, KKTC’de Atcıg, Özbekistan’da At At.

BİRDİRBİR OYUNU:

Türkiye’de Birdirbir, Azerbaycan’da Hostana, Eşşek Beli, KKTC’de Birdirbir.

ÇATAL MATAL KAÇ ÇATAL:

     Türkiye’de Çatal Matal Kaç Çatal, Duvar Zıkkası, Uzun Eşek, Kırgızistan’da Eşek Sekirmey, Türkmenistan’da Eşek Eşek.

KİM VURDU:

     Türkiye’de Kim Vurdu, Azerbaycan’da Kim Vurdu, Kazakistan’da Kim Urdu, KKTC’de Kim Vurdu, Özbekistan’da Kim Urdu, Türkmenistan’da Kim Urdu.

KÖREBE:

     Türkiye’de Körebe, Vırrık, Ebe Ebelebel, Körlebbek, Kırgızistan’da Kim Zkenin Tap, Köz Tanmay, KKTC’de Körebe, Türkmenistan’da Göz Dangdı, Kazakistan’da Sokurteke.

MENDİLİM DÖRT KÖŞE:

     Türkiye’de Mendilim Dört Köşe, Mermer Menevşe, Mor Menekşe, Azerbaycan’da Menevşe, Kazakistan’da Kim Kerek, Kırgızistan’da Ek Terek Gök Terek, Özbekistan’da Ak Terek Gök Terek, Türkmenistan’da Ay Terek Gün Terek.

MENDİL KAPMACA:

Türkiye’de Mendil Kapmaca, KKTC’de Değnekli Mendil, Türkmenistan’da Yağlık Aldı.

SOBE-SAKLAMBAÇ:

     Türkiye’de Sobe, Sıglempitik, Gözyümüç, Senlinmecik, Saklambaç, Kazakistan’da Marlamkaş, Kırgızistan’da Çaşınmak, KKTC’de Mirmillo, Saglanmaca, Özbekistan’da Kumulmacak, Gizlenmecek, Bekinmacak, Türkmenistan’da Gizlempeçek.

YAKAN TOP:

Türkiye’de Yakan Top, Yakar Top, Özbekistan’da Bazara Top.

 

ERKEK ÇOCUKLARININ OYNADIKLARI BAZI OYUNLAR:

Çelik-Çomak, Âşık, Birdir Bir, Metlik, Kayış Oyunu, Ay Gördüm Allah Oyunu, Citti Bitti, Anan Eğri, Sürenke, Kale Devirmece, Ara Gitti, Gizlen Pöçük, Hot, Fot (Karacalar), Düz Eşek, Çizgi Oyunu, Saklambaç, Can Buluş, Karga Sekmeci, Ebe Bakır, Gömme Çelik, Yüzük Turası, Kayış Turası, Âşık, Çatal Kavak, Çotunun Eşeği, Hoplamaç, Eneke, Dana Keç, Artırmaç (Uzun Atlama), Kemik Atmaca (Karanlıkta Kemiği Atıp Bulmaya Çalışıyorlar. Kemiği Bulan Kazanıyor.), Tona Bir Oyunu, Sekimeç, Cüz Oyunu (Üç Taş), İp Atlama, Beş Taş Oyunu, Sal Taşı, Bezirgâncı Başı, Kale Oyunu, Battal Baba Oyunu, Yer Boncuk, Gök Boncuk, Üşüdüm Oyunu, Körebe Oyunu, Söbe Oyunu,  Çile Oyunu, El El Üstünde, Gâvur Kalesi, Çelik Oyunu, Ara Getti Oyunu, Misket Oyunu, Esir Oyunu…

 

KIZ ÇOCUKLARININ OYNADIKLARI BAZI OYUNLAR:

Cüz Oyunu, İp Atlama, Beş Taş Oyunu, Bezirgâncı Başı, El El Üstünde, Mendil Kapmaca, Körebe Oyunu, Söbe Oyunu, Saklambaç, Üşüdüm Oyunu, Kovalanbaç, Çizgi, Köşe Kapmaca, Seksek, Yumurta Oyunu, Ebe Bakır, Çatalkavak, Ara Gitti, Birdirbir, Sürenke Oyunu (Çocuklar arasında eskiden ‘’Nal bir, nırh iki, on iki, on üç’’, ya da ‘’Naldırnaç, kıldırgıç, kırküç’’ gibi tekerlemeler söylenerek oynanan oyun türüdür.). Çız, Kale, Baş, Talar, Gızdiyh, Sultan, Dâire Lebbiyh, Güvercin Taklası, Evcilik, Çüş Bindim Çüriye, Gizlenpaç, Zoza, Çilli Ağacı, Uzatma, Yessir, Yeddi Yerin Kısırı, Birdir Bir, Mendil Kapması.

 

Birçoğu erkek-kız beraber oynanan bu oyunların çoğu hâlâ yaşamakta birçoğu da unutulmaya yüz tutmaktadır.

Bize düşen görev;

Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dediği gibi: ‘’Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.’’

 

 

Yaşar KESKİN

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone