Brezilya’da Topçu Çok, Bizde Fizikçi Yok!

YusufDuzgoren

Engin Arık:  Tanınmış bir Türk parçacık fizikçisisi ve Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nün eski profesörüdür. Toryum madeninin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği yolundaki görüşleri ile tanınmıştır. Sadece deneysel yüksek enerji fiziği alanında yaptığı çalışmalarla sınırlı kalmayan Arık, Türkiye’de çok önemli rezervleri bulunan toryum maddesinin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği ve olması gerektiği yönündeki görüşleri ve çalışmalarıyla tanındı.

Özgen Berkol Doğan: 29 Temmuz 1980 tarihinde doğdu. Robert Kolej’den mezun oldu. Robet Koleji’de öğrencisiyken ‘Michael Hamilton Bilim Ödülü’nü kazandı. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. 1991-1998 yılları arasında Robert Kolej’de görev yaptı. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi doktora programına katıldı. Prof. Dr. Engin Arık’la çalışıyordu. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde araştırma görevlisi kadrosundaydı. 2006 yılında İtalya’da düzenlenen ILIAS toplantılarında üniversitesini temsil etmişti.

Engin Abat: 1978 yılında doğdu. Eşkişehir Anadolu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisiydi. Gözlemevi ismini verdiği blogunda kendisini ve hayatını tarif eden yazılar yazıyordu. Kendisini, “Terazi burcu. Larry Clark filmleri ve Şebnem Ferah şarkıları gözdesidir” diye tanımlıyordu. İhsan Oktay Anar ve Amin Maalouf kitaplarının tutkunuydu. Bir çok sivil toplum kuruluşunun üyesiydi. Prof. Dr. Engin Arık’ın ‘Atlas’ ekibinde Ulusal Türk Hızlandırıcı Merkezi Projesi’nde görev yapıyordu.

Fatma Şenel Boydağ: Tanınmış bir Türk fizikçi ve Doğuş Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Birimi başkanıydı. 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümünden lisans derecesini alan Boydağ 1976 yılında aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı. 1982 yılında doçent ve 1989 yılında da Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeyken profesör oldu. 1989 – 1996 arasında Suudi Arabistan’ın Riyad King Saud Üniversitesi’nde çalıştı. 1997 yılında Türkiye’ye döndükten sonra 1997-1998 yıllarında Yıldız Teknik Üniversitesi Yüksek Enerji ve Plazma Fiziği Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. 1996-2000 arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nde profesör olarak çalışmış, 2000 yılında ise Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Birimine birim başkanı olarak katılmıştır.

İskender Hikmet: 1964 yılında Lefkoşa’da dünyaya geldi. Lefkoşa Türk Koleji’ni bitiren İskender Hikmet, Fransa’da Joseph Fourier Üniversitesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans ve doktorasını tamamladıktan sonra, 1997’de Doğuş Üniversitesi’ne yardımcı doçent olarak atandı ve aynı yıl doçent unvanını da aldı. Hikmet, evli ve 3 çocuk babasıydı. Fizik dünyasında Lille Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında yaptığı ve 4 yıl süren araştırmasıyla tanınan Hikmet, aynı üniversitede fizik dersleri de verdi.

Mustafa Fidan: 1978 yılında İstanbul’da doğmuş, 1996 yılında Maçka Teknik Lisesi’nden, 2001 yılında da Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olmuştur. Öğrenimine Boğaziçi Üniversitesi’nde Biyomedikal Mühendislik Bölümü’nden yüksek lisans ve doktora yaparak devam etmiştir. Bu süreçte Doğuş Üniversitesi’nde kadrolu akademisyen olarak çalışmaktaydı.

Bu şahıslar ülkemiz için altın madeninden daha değerli, milletimizin dişinden tırnağından arttırdığı vergilerle okuyan, memlekete hizmet etme gayesi güden dünya çapında fizikçiler veya dünya çapında fizikçilerle çalışma imkanı bulmuş geleceği parlak bilim insanlarıydı.

Isparta’da dördüncüsü düzenlenecek olan ‘Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarının Kurulması’ başlıklı DPT projesinin çalışma toplantısına katılmak için 30.11.2007 yılında yani bundan 9 sene önce yola çıkmışlardı.

Amaçları Amerika’nın NASA’sının, İsviçre’nin CERN’inin bir benzerini Türkiye’ye kurmaktı. Bu bağlamda yıllarca çalışma yaptılar, dünyada onlarca atıf almış araştırmalara imza attılar, bu araştırmaların geliştirilmesinde gelecek vaad ettiler.

Prof. Dr. Engin Arık’ın konuyla ilgili toryum üzerinde yaptığı araştırmalar bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. O, Türkiye’nin toryum ile elektrik enerjisi üretebilme olanağına kavuştuğunda trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağının sahibi olacağını ileri sürüyordu. Nitekim Türkiye toryum bakımından zengin ve el değmemiş rezervlere sahipti.

Onun bu çalışması sadece bilim dünyasını değil, aynı zamanda petrol şirketlerinde ve onlar adına çalışan bir takım istihbarat örgütlerinde de yankı uyandırmış olacak ki hala sebebi tam anlaşılamamış olan bir uçak kazasında hayatını kaybetti.

Bu konuyla ilgili araştırma yaparken rahmetli fizikçimiz Engin Abat’ın ölmeden 13 ay önce bloğunda yazdığı bir yazıdaki bir ifade dikkatimi çekti. Engin Abat şöyle diyordu: “….Türkiye ortalamaları açısından düşününce birden fazla STK’ya (Sivil Toplum Kuruluşu) üye olmak, hatta bir öğrenci kulübü kurmuş ve başkanlığını yapmış olmak insanın yaşamının renkli olmasını sağlıyor. Ya da internette chat yaptığı İngiliz bir arkadaşının Türkiye’ye gelip 1 ay birlikte kalması ve sonra ilginç bir şekilde ortadan kaybolması… Ya da dünyanın en büyük bilim merkezi ve hatta WWW’nin doğduğu yer olan CERN’e gidip orada çalışmak… (http://enginabat.blogspot.com.tr/2006/10/bir-yerden-balamak-gerek.html)

Anlaşılan biz kargaşa dolu günlük sorunlarımızla, tacizcilerle, hırsızlarla, din tüccarlarıyla uğraşırken, kendimizi hep “en haklı” olarak görürken, bunu karşı tarafa fütursuzca benimsetme ihtiyacı duyarken birileri bunlardan sıyrılıp memlekete elle tutulur bir hizmet derdine düşmüş. Biz ise onları bilmeden, tanıma ihtiyacı hissetmeden, takip etmeden kendi kavgamızın derdine düşmüşüz. Devletimiz onu yöneten hükümetin oy oranlarını yükseltmeye yönelik türban tartışması içerisinde can çekişirken gerçek hizmetkarlarını gözden kaçırmış. Onları koruyamamış.

Elin 50 yıllık, 100 yıllık planlar yapan devletleri ise tee Isparta’da yapılacak bir kongrenin artılarını eksilerini hesaplayacak ve buna müdahale edecek kadar olaya vakıflar ve işlerini ciddiye almaktalar.

Olan oldu. Bize düşen ise bu altı değerli insanı hatırlamak, onları anmak, yollarından gitmek, bilimi boşlamamak, becerebiliyorsak yaşamımızın merkezine 18 yaşının altındaki kızlarla cinsel ilişkinin boyutunu değil de bilimi yerleştirmek, okumak, okutmak, araştırmak, sorgulamak, üretmek, adam yetiştirmektir…

Altı mühendisini korumaktan aciz devlet, devlet değildir.

Tanrı yakınlarına sabır versin ama bırakın düşen uçakta ölen Brezilyalı futbolcuları, Brezilya’da çok topçu var. Peki bizde ne kadar fizikçi var?

Bu arada Türk Hızlandırıcı Merkezi hala kendini tamamlayabilmiş değil. Varın siz düşünün yitirilen değerleri…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone