Çağımızın Tesanütü: Kooperatifçilik

KemalOnalir

 

Ülkemizin son yıllarda yaşadığı ve ilerleyen yıllarda çok büyük sıkıntılar yaşamasına sebep olacak bir sorunu var. Bu sorunun temelinde toplumun birlik, beraberlik konusunda yaşadığı sıkıntılar var. Bazı meslek grupları özellikle çiftçilik gelişime ve daha bol kazanca açıkken yok olan duygular sorunları meydana getirmektedir.

Öncelikle çiftçiler çok ilginç bir yapıya büründü. Eskiden toprak sahibi olan ve çiftçilik yapan insanların bugünkü nesilleri başka işlerle uğraşıyor, toprakla veya çiftçilikle ilgilenmiyorlar. Daha doğrusu bu işi bilmiyorlar. Bir kısım insanlar ise çiftçi oldukları halde toprakları olmadığı için her yıl masrafa girip icar usulüyle toprak kiralıyorlar.

Yani tarlasız çiftçi ve tarla sahibi mühendisler var. Arazilerin vasiyet olarak bölünüp durması da ayrı bir sıkıntı meydana getiriyor.

Çiftçilerin en büyük sorunu ise birlik oluşturamıyor olmaları. Bir tüccar buğdayı çiftçiden 1 liraya alıyor, fabrikaya 1,5 liraya satıyor, firma bu buğdaydan bisküvi yapıp 3 liradan bize sunuyor. Bu durumda çiftçinin kaybı 0,5 lira değil aslında 2 lira oluyor.

Aynı şey hemen her üretim malı için geçerlidir. Domates satıp salça alıyorlar, fındık satıp fındık ezmesi alıyorlar, süt satıp süt alıyorlar, zeytin satıp zeytinyağı alıyorlar. Bütün bu ticarette üretici yani asıl emeği veren zarar ediyor.

Hâlbuki köyler ve kasabalar üretimlerini birleştirip, markalaşarak bu kaybettikleri paranın çok daha fazlasını kazanabilir, emeklerini zayi etmemiş olurlar. Onların bu yapılanması Fındığın anavatanına yabancı marka fındık ürünlerinin hâkim olmasını engelleyecek, ürettikleri malla rezil olmalarının önüne geçecektir.

Domates üretimi yapan bir köyün ürettiği domatesi satmaktansa, salça veya konserve yaparak satması çok daha kazançlıdır. Köylerin kendi adıyla girişeceği rekabet son tüketicinin de işine gelecektir.

İçinde ne olduğu her zaman tartışılan malların yerine denetlemesi doğru yapılan tesislerde üretilen yerli malı sermaye Türk milletinin tercihi olacaktır.

Çiftçilik haricinde kalan meslek grupları için de aynı şey geçerlidir. Ayakkabı, çanta, tekstil başta olmak üzere hemen her iş kolunun bu markalaşma yolu açıktır. Mevcut giyim mağazaları ayarında üretim yapacak, özgün tasarımla var olacak bir tekstil şirketi muhakkak ki kazanacaktır. En azından gençlerimiz ABD bayraklı giysilerle sokaklarda gezmeyeceklerdir.

Veya dünyanın bir yerinde üretilip bizlere gönderilen ve insanların bayılarak, uğruna ağlayarak alıp giydiği, geleceği günü saydığı ayakkabılardan çok daha iyileri bu sektörde iş yapan insanların sermaye ve emeklerini birleştirmesiyle üretilebilir.

Hayvancılık sektörü de bu meselenin içindedir. Et, süt, yumurta, deri vs. her üretim malı kurulacak birliklerle ve markalaşmayla gerçek kıymetinde satılabilir.

Bu hareket asalakları da temizleyecektir. İşin içinde olanların daha iyi bildiği gibi satın aldığı malı bile görmeden yalnızca alım-satım yaparak geçinen bir zümre peyda olmuştur. Bunların tek esprisi bağlantılarıdır. Çiftçi Mehmet amcadan aldığı 10 ton buğdayı fabrikanın bahçesine göndermekten başka bir marifeti olmayan bu asalakların yaptığı iş bundan ibarettir.

Türkçüler toplumun her meslek grubu içinde birliği ön görürler. Kooperatifleşme ve markalaşma bu çağın Tesanütçülüğüdür. Milletimizi güçlendirecek hareketlerden birisi de bu olacaktır.

Bu projenin gerçekleşebilmesi için devletin ilgili kurumları ön ayak olmak zorundadır. Tarım İl Müdürlükleri ve Esnaf ve Zanaatkar Odaları üzerine düşen görevi layıkıyla yapmadan çiftçilerin veya üreticilerin böyle bir harekete girişmeleri pek mümkün değildir.

İlk aşamada mali konularda ve üretim makinaları hususunda büyük yardımlar yapılmalıdır. Üretim tesislerinin inşası ve arazi tahsisi konusunda kolaylıklar sağlanmalıdır. Bunlar ‘al parayı yap’ mantığıyla değil, ‘danışman’ sıfatıyla, yönlendirmeyle ve sıkı takiple yapılmalıdır. Disiplin bu iş için en temel şarttır.

Ayrıca üreticinin bilgi birikimi arttırılmalıdır. Kara düzen yapılan işlerden, teknik ve çağdaş sistemlere geçilmelidir. Bu hareket üreticiyi bir sınıfa toplayıp ders vermekle olmaz. Bunun metodu ayrıca geliştirilmelidir. Uygulamalı eğitimler bu hususta daha faydalı olacaktır.

Son olarak medya ve basın-yayın yoluyla bu tesislerde üretilecek malların tüketimi teşvik edilmelidir. Hatta çok gerekirse Nike, Prada giydiği için övülen medya maymunları bile bu işe alet edilmeli, gençler arasında bu ürünleri tüketecek olanlar ikna edilmelidir.

Bu tarz markaların ve şirketlerin vaktiyle kurulduğunu ve bugün dünyaya yayılacak kadar geliştiğini unutmamak gerekir. Türk üreticisinin emeğinin karşılığını almasının, hakkını kazanmasının yolu, yordamı budur. Sosyal boyutlarda sağlayacağı faydalar ise saymakla bitmez, ayrı bir yazının konusu olur.

Gençlerin böyle bir işe girişmeyi düşünmesi dileğiyle. Zordur fakat helaldir ve huzur vericidir.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone