Çay Partisinden Milli Kurtuluşa

YusufDuzgoren

Büyük bilim insanı Prof. Dr. Celal Şengör‘ün “Dahi Diktatör” adlı kitabından bir sözlük yazarının paylaşımıyla okuma fırsatı bulduğum aşağıdaki olayı aynen kitaptan alıntılıyorum.

“Büyük Taarruz için Atatürk öyle bir plan yapmıştır ki, bu plan o zamanki akil insanları rahatsız
etmiştir. Bunun çok ama çok tehlikeli bir kumar olduğu söylenen Mustafa Kemal’in söz konusu planı
şudur: Yunan’ın en büyük gücü Afyon civarında ve güneyde Trikopis’in emrindeki kuvvetlerdir.
Atatürk’e göre burası o kadar güzel tahkim edilmiş ki, belli ki Yunanlılar burayı bir kuvvet merkezi
yapma niyetindeler. Atatürk, “Burayı düşürürsek bütün cephe düşer, dolayısıyla burayı vuracağız,”
der.
Bu plan Türk kurmay heyetini oldukça endişelendirmiştir. Onların düşüncesiyse şöyledir: “Yunan’ı
en güçlü olduğu yerden vurmaktan söz ediyorsun, o halde bizim de bütün gücümüzü buraya toplamamız gerekecek.”

“Evet” der Atatürk.
Yakup Şevki Paşa, bunu duyunca küplere biner. “Nasıl yaparız. Böyle yaparak beni, kuzeydeki
orduyu neredeyse çıplak bırakıyorsun. Karşımda General Digenis var. Bize saldırdığı takdirde
Ankara’ya kadar elini kolunu sallaya sallaya gider. Biz Afyon’a gidelim derken Digenis Ankara’ya
girer” der. Atatürk de “Girmez Paşam” diye karşı çıkar.
Anlaşıldığı kadarıyla Atatürk, Digenis ile Trikopis’in akıllarını başarılı bir şekilde okumuştu.
Yunan Ordusu’nun halet-i ruhiyesini iyi biliyordu. Orduda Venizeloscular gitmiş, Kralcılar gelmişti.
Politik olarak bölünmüş olan Yunan subayları birbirlerini yiyorlardı. Yunan Ordusu içinde ciddi bir
siyasi kavga vardı. Yunan ordusu rahat değil, aldıkları son yenilgiyle zaten zafere olan inançlarını da
kaybetmişlerdi. Askerlerin pek çoğu “Bıktık, artık evimize gidelim” diyorlardı. Fakat bizimkiler öyle
değildi, çünkü kendi vatanlarını savunuyorlardı ve yenmenin tadını tatmışlardı.
Atatürk diyordu ki, “Paşam, biz büyük bir gizlilik içerisinde kuvvetlerimizi kaydıracağız.” Şevki
Paşa, “Nasıl olur, şuradan şuraya bir tabur kaydırıyorum, Yunan’ın haberi oluyor” diye cevap
verirken Atatürk de, “Paşam birliklerinizi gündüz kaydırırsanız haberleri olur, biz hareketimizi gece
yapacağız, gündüz ise birliklerimizi saklayacağız” diyordu.
Yakup Şevki Paşa bu hareket planına bir türlü anlam veremiyor, “Ben bu mesuliyeti alamam” diye
ısrar ediyordu. Mesuliyet sözünü işitince Atatürk hemen şunları söyler: “Bir dakika arkadaşlar,
hiçbirinizde bir mesuliyet yok. Bütün mesuliyet bana ait, millete karşı ben sorumluyum.”
Mustafa Kemal, bütün gücü güneyde topladı. Bu arada İngiliz mareşali Charles Vere Ferrers
Townshend Yunan müstahkem mevkilerini gezer. O kadar beğenir ki, “Türkler burayı altı ayda
geçerlerse, altı günde geçtik desinler” der.
Yunanlılar vaziyetten çok memnundur, o kadar eminlerdir ki kendilerinden, istihbaratı da boş
verirler. Bu sırada bizimkiler ise bütün gayretleriyle güneyde toplanmaktadırlar.
Atatürk, taarruz tarihini Ankara’da hiç kimseye bildirmez, hatta kendi arkadaşlarına dahi bilgi
vermez. Sadece güvendiği ve kendisine güvenmesini istediği Ruslara haber verir. “Birkaç gün sonra
saldırıya geçiyoruz” der. Ruslardan çıt çıkmayacağını, İngiliz ve Yunanlıların mağlubiyetini dört
gözle beklediklerini biliyordur.
Ardından, Mustafa Kemal’in Ankara’da büyük bir çay partisi vereceği haberi yayılır. Davetliler
var, çay partisi var, ama ev sahibi ortalıkta yok, cephede. Bir tür oyalama ve dikkati başka yöne
çekme hamlesidir bu.
Son kontroller yapıldıktan sonra Atatürk cepheye gelir, Anadolu’nun dış dünya ile bütün telgraf
bağlantılarının kesilmesini emreder. Anadolu birdenbire suskunluğa bürünür. Hemen ardında da
Ankara’da Mustafa Kemal’e karşı bir isyan başladığı yönünde sahte bir haberin yayılması sağlanır.
İstanbul, Mustafa Kemal’e karşı bir hareket başlamış haberini alır ama Anadolu’da aynı zamanda tüm
telgraflar da susmuştur. Kimse duruma bir mana verememektedir. Atatürk, daha arazide silahlar
konuşmaya başlamadan istihbarat savaşını kazanmıştır.
O sabah Büyük Taarruz başlar. Sabah 04.30’da tanzim atışı açılır, 5.50’de de tahrip atışına geçilir,
saat 07.00’de ise Yunan topçusu susar ve Türk Ordusu 14 gün sonra İzmir’e, Kordon’a varır. Büyük
Taarruz’dan evvel Atatürk, 15 gün sonra İzmir’de olacağını söylemiştir yakın çevresine. Sonra
birlikte Kordon’da yürürken de Salih Bozok’a “Kaç gün oldu?” diye sorar, “14 gün” Paşam cevabını
verir Bozok. “Bir gün yanıldık o zaman” der Atatürk.” (Celal Şengör, Dahi Diktatör, Sayfa 43-44)

Atatürk’ü, bugünün önemini daha fazla anlatmaya gerek yok sanırım.

Ulu öndere olan minnet borcumuz ortadadır. Yusufhan Güzelsoy’un dediği gibi “Takviminden 26 ve 30 Ağustos’u çıkaran, tarih anlatırken 1919’u ve 1923’ü atlayan kim varsa o haindir.”

Yaşananlar gün gibi ortadayken bu hainlerin örtbas etmeye çalıştıkları değerlerimiz bizim milli bilincimizin dinamolarıdır. Bunları bilelim, anlatalım, yaşatalım ve hissedelim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone