Cennet Mahallesi

Mecliste birbirini ıssıran erkek vekillerden sonra şimdi de saç başa birbirine giren kadın vekilleri izledik. Bahsettiğimiz meclis, ülkemiz işgal altındayken, devletin zirvesi ihanet halindeyken, millet bitkin ve sıfırı tüketmiş vaziyetteyken, Batı azgın bir köpek gibi vatanımıza dişlerini geçirmeye çalışırken bir Cuma günü, Cuma Namazı’nın hemen ardından kurban kesilerek, dualar edilerek açılmıştı.

Tanrı’nın milletimize en büyük lütuflarından biri olan Gazi Başbuğumuz bu meclise “Millet Meclisi” dedi ve egemenliği, iktidarı yani ateşten gömleği milletimizin pür-ü pak sırtına yükledi.

Yönetim şeklini beğenirsiniz veya beğenmezsiniz; siz daha iyisini hayal edersiniz veya mevcut olandan memnun kalırsınız. Her halükarda o mecliste alınan kararlarla, o meclisin çalışmalarıyla, o meclisin mevcudiyetiyle biz boynumuza takılmaya çalışılan esaret tasmasını kırdık attık.

Maalesef, 11 Kasım 1938’den itibaren meclisin kutsallığı görmezden gelinmeye, şerefi ayaklar altında çiğnenmeye, birilerinin kirli oyunlarına sahne olmaya başlamıştır. Dolayısıyla bu meclisin bizim gözümüzde ne bir değeri kalmıştır, ne de şerefi.

ANCAK, devleti yönetmekle yükümlü olanların bir araya geldiği TBMM halen daha halkı temsil etmektedir. Halkı temsil edenlerin bulunduğu sözde kutsal olan bu mekanda yandaş ihalelerin havada uçuşmasına, milletin kaderini belirleyecek oturumlarda ayda 26,620 TL alan zevatların uyuklamasına, ezbere kalkan ellerle yanlışlıkla oylar verilmesine bu zamana kadar alışmış olmamıza rağmen son günlerde yaşanan rezaletler artık katlanılır gibi değil.

“Gazi” meclisimizde son durum: Cennet Mahallesi’ne çeyrek var. Bir iki cırmık daha atılsın, kol bacak ıssırılsın, çelme takılsın tam yerine rast gelecek, manzara doğacak.

Geçen yazılarımdan birinde erkek vekillerin birbirlerini ıssırmasının dış basındaki yansımalarını yazdım. Şimdi acaba neler yazıp çizecekler bizimle ilgili merak içerisindeyim.

“Adamların ne düşündüğünden bize ne.” diye düşünenler, ülkemizdeki istikrarsızlıktan dolayı bu adamların yatırım yapmamasına ve bu yüzden Doların astronomik rakamlara ulaşmasına da ses etmemeliler. Ülkemizi güvenli bulmadıklarından ötürü vatandaşlarını turizm bölgelerimize göndermemelerinden dolayı sızlanmamalılar.

Bunlar açıkçası benim çok da umrumda değil. Dolarla borcu olan iş sahipleri, tatil yörelerinde mekanları olan işletmeciler düşünsün bunları. Yalakalık yapacağız diye birilerine destek çıkmasınlar çok şikayet ediyorlarsa.

Asıl mühim olan nokta şu ki: Biz gittikçe Ortadoğulu olmaya başlıyoruz. Kavgalarımız, muhafazakarlığımız, düşünce yapılarımız, kadına bakış açımız, dine bakış açımız, devlet yönetme şeklimiz, ekonomimiz…

Bu böyle devam ederse Türk baharı yaşamamız içten bile olmayacak. Kimin kimi neden vurduğu belli olmayan, ahlaksızlığın, usulsüzlüğün had safhada olduğu, devlet otoritesinin zayıfladığı bir Türkiye’ye doğru son gaz gidiyoruz.

Derin mi sığ mı bilmem. Eğer birileri varsa, eğer hala vatanını seven bir grup aydın, düşünür, devlet adamı varsa veya mevcut göz önünde olanların içerisinde birazcık olsun millet sevgisi olan varsa bu gidişe artık dur demeliler.

Meclis Cennet Mahallesine dönmüşken, orduda daha bir kaç ay öncesine kadar sümüklü bir pezevengin arkasından koşan hainler kol gezerken, yargının zirvesi tarafsız kalmak veya öyle görünmek uğruna kimseyle ikili görüşme dahi yapmaması gerektiği halde birileriyle kol kola çay toplamaya giderken, milliyetçisi vatan hainliğiyle, cumhuriyetçisi teröristlikle suçlanırken bu milleti kim içerisinde bulunduğu vaziyetten kurtaracak merak içerisindeyim.

Ama umutsuz değilim. Çünkü Tengri Biz Menen.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone