Çoban kavramı ve değişimi- Hakan Sezer

çoban

İnsanlar tarih boyunca avcılık, hayvancılık, tarım ve sanayi
gibi temel alanlarda geçimlerini sağlamak amacıyla faaliyet
göstermişlerdir.
Avcılıkta yabani hayvanlar avlanırken,
zamanla hayvanların bir kısmı evcilleştirilmiş ve “hayvancılık
gelişmeye başlamıştır. Miktarı ve türü zamanla artan hayvanların
korunması ve bakım ihtiyaçları baş gösterince “çobanlık”
bir uğraş alanı olarak toplumdaki yerini almıştır. Bu uğraş,
tarihi bir geçmişe sahip olduğu kadar değerli ve önem verilen
bir özelliğe de sahiptir. Çok derin bir kültürel geçmişe sahip
olan Türklerde “çobanlık”, hayvancılığa verdikleri öneme paralel
olarak gelişme göstermiştir. Dolayısıyla Türklerde zamanla
zengin bir çoban kültürünün oluştuğu görülür.

Kendine özgü usta-çırak ilişkisiyle gerçekleşen bilgi aktarımına
ve tecrübeye dayanan bir mesleği icra etmesi dolayısıyla
çobanlar, bu kültürün merkezinde yer almaktadır.
Çobanlar genelde çiftçinin en genç oğlundan seçilir ve
o kişinin arazi işleri ile ilgisi pek olmazdı.
Toplumlarda
halen çobanlığı ağırlıklı olarak aileden biri yapmakta,
bu da genelde çocuk, genç, yaşlılar ya da kadınlardan
olmaktadır. Bu durum genelde diğer ağır işlere yardım
edemeyecek olmalarına dayandırılmaktadır. Bu şekilde
çobanlar toplum ile tamamıyla bütünleşmiş durumdadır. Çobanlar
ya ailenin sürüsünü veya birleştirilmiş büyük sürüleri
güderek yaşamlarını sürdürürlerdi.

18-19. yüzyılda Avrupa’da
çobanlar göçer yaşamdan sabit yaşam tarzına dönerek,
büyük arazilerin işçileri olmaya başlamışlardır. Yakın zamana
kadar çobanlık mesleğini koyun üzerinden örneklendirecek
olursak teknik bilgide değişim sanıldığı gibi değişmemiştir. Direkt
olarak başarıyı etkileyen teknik bilgi dededen, babadan
kalma yöntemler ile varlığını sürdürmüştür.

Avrupa ülkeleri
sanayi devrimi sonrası bu kavramı ortadan kaldırmasına rağmen
Türkiye’de bu durum bir çıkmazdır. Bilimin en son buluşları
ile teknik bilgi üst seviyelere çıkartılarak, verimin daha çok
kazançlı elde edilmesinden daha doğal bir şey yoktur.
Çobanlık mesleği genellikle sülaleden gelen soylu ve mitolojik
bir meslek olarak da tasvir edilmektedir. Bugün halen
bazı bölgelerde fakirlikten çoban olunduğu sanılmaktadır;
oysa çobanlık, önemli bir iştir ve bu mesleği yapanlara ihtiyaç
bulunmaktadır. Bugüne kadar gelen mitolojik hikâyelerde,
çoban akıl ile sağduyunun sesi olmuş, zengin-fakir ilişkisi içerisinde
fakir kısmını almıştır ve sözlü geleneği yaşayan insanlarda
yer edinmiştir.

Çoban Ahmet”, “Keloğlan ile Dev”,
Gül ile Sinaver”, “Tilki, Çoban, Ayı” adlı masalları biliyorsunuz
değil mi?

Bugün halen çoban masalları halk arasında yaşamakta.

Keloğlan ile Dev” masalında geçen bir diyalogda
keloğlanın deve, davarı kendisinin otlatması teklifinde bulunarak
..ben durduğum yerde sen niye götüreceksin, ihtiyar
ihtiyar davar otaracaksın.” demesi, çobanlığın yaşlı işi olmadığını
göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Mesleği/İşi/Ailesi:

Çoban, belli bir ücret karşılığında büyükbaş
(inek, öküz, manda, deve) ve küçükbaş hayvanların
(koyun, keçi vs.) hatta kaz gibi kümes hayvanlarının arazide
otlatma ve bakımından sorumlu kişidir. Bu tür hayvanları
otlatan, güden ve bakımını yapan, insanların
güvendiği, kendisine yolcuların eşlik ettiği, maddi
kaygıları geri planda tutan kişiye çoban denir. Çobanlar,
tecrübeye dayanan mesleklerini icra etmek
için gerekli bilgileri, bir çeşit usta-çırak ilişkisi yoluyla
kazanmaktadırlar. Yaşlı ve tecrübeli çobanın talimatları
ve yol göstermesi, diğer çobanların yetişmesinde önemli
bir unsur olarak karşımıza çıkar. Çobanlık bir meslek olarak
yapıldığı gibi kendi hayvanlarını güden kişilere de çoban
deniyor.
Bu durum “Serencam” masalında açıkça görülmektedir.
Masalda, derviş kılığına giren padişah, dağ başında
kendilerini misafir eden çobana, davarın köylük
davarı mı satılık celep davarı mı olduğunu soruyor.
Gül ile
Sinaver” masalında Sinaver’le bir kaz kümesini yayan kaz
çobanı arasında geçen diyalogdan, padişahın kaz çobanlığının
beş kuruşa yapıldığını öğreniyoruz. İncelenen masallarda
çobanların yarıdan fazlası evli olarak gösterilmektedir
ve çoğunluk tek eşlidir. Çoban ailesi çekirdek aile modelini
oluşturur. Çobanın eşi, kocasına bağlı, onun sözünden çıkmayan
ve ev içi mekânda gösterilen bir kişidir.

Örnek olarak
Gençlikte mi ihtiyarlıkta mı” masalındaki kadının,
Kızım benim kocam çoban, o gelmeyince ben kapıdan dışarı
çıkamam” sözü verilebilir. Bazen de çocukların akıllarıyla makûs kaderi yendiği görülür, mesleği babadan oğula
geçmez.

Çobanlık, bir sanat işidir. Çobanlığın eğitimi olmadığı
için çoğu kez usta çobanlarla vakit geçirilerek öğrenilir. Çobanlık
zeki, bilgili ve becerikli, sorumluluk sahibi, pratik uygulama
konusunda uzman bir çobanın sürdürebileceği bir
meslektir. Çünkü sürü mal sahibinden veya kapalı mekândan
çıkıp çobanın sorumluluğuna geçtiği anda çoban hiç
kimseden yardım göremez ve kendi imkânları ile sorumluluğunu
yerine getirmek zorundadır. Sürü ile baş başa kalan
çoban artık her türlü sorunda doğru ve hızlı düşünme, sağlıklı
karar verme ve daha doğrusu kendisi olma fırsatını
bulur. Bu özellik hiçbir meslek dalında yoktur ve bu özellikten
dolayı çobanlık kutsal sayılır. Önemli kişilere hayatlarının
ilk dönemlerinde çobanlık yaptırılmıştır.

İran Türk kültür coğrafyasında Nevruz Bayramında çobanların
tepelerde yaktıkları ateşlere Çoban Kandili denir.

Azerbaycan Türk kültür coğrafyasının bazı kesimlerinde
saya bayramı’nın adı Çoban Bayramı’dır.
Türkmenistan
Türkmenlerinde bu bayram 17 Kasım’da yapılır.
Bakınız,
bugün Anadolu coğrafyasına bile gelmiş olan bu tarz gelenekler
halen daha kutlanmaktadır.
Özellikle Burdur, bu işin
başını çekmekte ve geleneksek Çoban Bayramı kutlanmaktadır.
Burdur’un Tefenni ilçesinin Hasanpaşa beldesinde
geçen yıl 13’üncüsü düzenlenen geleneksel Yünüm Böğet
(Çoban Bayramı/Koyun Yıkama ve Boyama) etkinlikleri şenlik
havasında yapıldı.
Kökleri Orta Asya’ya uzanan, 750 yılı
aşkın geçmişi olan tarihi Yünüm Böğet etkinlikleri kapsamında,
sürü lideri koyunlar ve koçlar Beydağları’ndaki özel
bir taştan elde edilen kırmızı boyayla boyandı. Yöreye has
tekerleme ve maniler eşliğinde çoban tarafından boyanan
sürü lideri, “tostos” denilen deneme koşusuna hazır
hale getirildi.

Türk kültür coğrafyasında “Çoban Köprüsü” ve
Çoban Çeşmesi” olmayan bir belde ve Türk kültürlü
halkların dillerinde çobanın bu özelliği ile ilgili
efsanesi olmayan bir halk yoktur.
Şiirlerde geçen bu
yapıtlar sadece tarihi değil, aynı zamanda mistik bir özellik
de taşırlar. Bu vasfı, çobanlı yer ve aile isimlerinde de gözlemek
mümkündür.
Kara Çoban, Çoban Dereli, Çobanoğluları,
Çobaneli bunlardandır.
Kırım Karay Türklerinde meslek
isminden hareketle alınan soyadları arasında yer alan

Koycu, çoban anlamındadır.
Köprü ve çeşmelerde olduğu
gibi köpeklerden de çoban köpeklerinin mistik bir farklılığı
vardır.
Celmavuz, Karaçay-Malkar Türklerinde bir kara iye
olup ay ve güneşin tutulmasına yol açtığına inanılır.
Kırgız
Türklerinde bu iyenin ismi cemauz, Uygur Türklerinde Yeriagız,
Altay Türklerinde Yelbegen’dir.


Ekonomik ve Sosyal Statüsü:

Çobanlık, Türklerin atlıgöçebe
medeniyet döneminde “ekonomik düzeyin üst tabakasında
olduğu” altın çağını yaşamış ve çoban bu
dönemde kült haline gelmiştir. Fakat sosyo-kültürel yapıda
meydana gelen değişmelerle birlikte hayvancılığın yerini
tarıma bırakması ile çobanlık da ekonomi ve sosyal statü
kaybına uğramıştır. Fakirlik sembolü bir meslek olduğu görülmektedir.
Dolayısıyla çobanın ekonomik statüsü düşüktür.
Sözlü hikâyelerde çobanın karşısına çıkan kişiler,
padişah, bezirgân, efendi, koca ağa gibi toplumda ekonomik
gücü elinde tutan grupların temsilcileridir. Yani, çoban
ve ailesinin fakir ve sosyal statüsü düşük kişiler olmaları kaçınılmazdır.
Otlattığı hayvanlarından elde ettiği süt, ekmek,
hızlı ve alelacele yenen bir yemeğin unsuru olarak ekmek
ya da çörekle yenen katık, pilav olarak rastlanan çobanın
yiyecekleri de onun ekonomik ve sosyal statüsünün göstergesidir.
Çobanın, işi, yiyeceği, kıyafeti, yaşantısı, babasızlığı,
padişah ve ağa gibi ekonomik gücü elinde tutan
grupların temsilcileri ile karşıt kutup oluşu göz önüne alındığında
ekonomik ve sosyal statüsü düşük bir tip olduğunu
söylemek mümkündür. Öyle ki yakın dönemde siyaset üzerinde
benim oyum dağda ki çobanla bir mi?” sözü, çobanın
statüsünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Sanırım
problemi çobanda değil, bağlı olduğu yerel ağasında aramak
gerekiyor diye düşünüyorum.

Çoban Kavramı Değişiyor:

Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı
projeyle Çobanların adı bundan böyle ‘Sürü Yönetimi
Elemanı’ olacak. Türkiye’de giderek kan kaybeden küçükbaş
hayvancılığını geliştirmeyi hedefleyen ve üç yıl sürmesi
planlanan projeyle ülke genelinde toplam 10 binden fazla
sürü yönetimi elemanı’ yetiştirilmesi amaçlanıyor. Ancak
Anadolu’nun binlerce yıllık çobanlarından projeye itiraz
var. Sarıkeçili Yörükleri’nin dernek başkanı Pervin Çoban
Savran, “biz keçilerimize ‘sürü’ demeyiz, onlar bizim can
yoldaşımız. Bu konuda çobanlara eğitim verilecekse kapalı
mekânlarda, masa başında olmamalı. Biz bu projenin ne
getireceğini henüz bilmiyoruz” diye bildiriyor.

Sürü Yönetimi
Elemanı kurslarına katılacak kişilere, koyun ve
keçi barınağı kurabilme, ırkları seçebilme, küçükbaş
hayvanların beslenme ve bakımını yapabilme, çoğaltabilme,
bulaşıcı ve yetiştirme hastalıklarına karşı
koruyabilmenin yanı sıra biyogüvenlik uygulamalarına
hâkim olma ve sağım yapabilme yeteneği kazandırılarak;
Sürü Yönetimi Elemanlığının kırsal alanda cazibeli bir
meslek haline getirilmesi amaçlanıyor.

KAYNAKÇA


1.Günay T, Umay. Elazığ Masalları ve Propp Metodu. Ankara. Akçağ
Yayınları. 2011.
2.Kalafat, Yaşar. Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Dedem Korkut
Aşağı Eller. Berikanyayınevi. Ankara. 2008.
3.Kalafat, Yaşar. Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları. Pir-i Türkistan
Ahmet Yesevî Sultan. Ankara. 2008.
4.Koyuncu, Mehmet. “Küçük Baş Hayvan Yetiştiriciliğinin Anahtarı
‘Çoban’”. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü. Bursa. 2012.
5.Özdemir C, ve Kaplan D. “Çobanlık ve Çoban Gözüyle Arazi: Mikail
Kaplan ve Aşağı Çamlı Köyü Örneği”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi.
Cilt:6. Sayı:27. 2013.
6.Yavuz, Yusuf. “Bundan Sonra Onlara ‘Çoban’ Denmeyecek”. Oda
Tv. 20 Ağustos 2014.
7.Yılmaz, Aktan. “Masal Dünyasındaki Çoban”. Tübar Dergisi. Sayı: 29.
2011.
8. “750 Yıllık Gelenek: Çoban Bayramı”. www.sondakika.com,
04.09.2011.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone