Çocukça İşler!

‘Meclisin açılmasıyla çocuğun ne alakası var da o günü çocuk bayramı yaptın. Demek ki sen çocukça bir iş yaptın’

Pazar günü bu cümleyi defalarca okumuşsunuzdur. Şair Necip’in yerini alan tarihçi Kadir’in binlerce zırvasından biri olan bu cümle, çok matah bir tespitmiş gibi tüm Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları tarafından hararetle paylaşıldı.

Bu cümlenin tarih veya siyaset ilmiyle uzaktan yakından alakası olmadığını birazcık okuma yapmış herkes biliyor. Fakat tek kaynaktan beslenen malum zümre, ‘Düşmanlığımızı yapalım da nasıl yaparsak yapalım’ mantığıyla hareket ettikleri için bu cümle onlara doğru bir işmiş gibi geldi.

23 Nisan tarihi 1921 yılından sonraki her sene balo, toplantı gibi faaliyetlerle kutlandı. Bu etkinliklerde Etfal Derneği rozet satarak, bakımını üstlendiği yetimlere gelir sağlıyordu. Etfal’in kelime anlamı ‘tıfıllar’dır. Yani küçükler demektir. Haberlerde ‘Şişli Etfal Hastahanesi’ ibaresini zaman zaman duyarsınız. Çocuk Hastahanesi demektir.

Etfal derneğinin bu faaliyeti zamanla Türk Ocağı, Kızılay gibi derneklerin de desteğini alarak geleneksel bir hale gelmiştir. 1927 yılında ise 23 Nisan günün anlamlarından bir diğeri de ‘Çocuk Bayramı’ olmuştur. Yani meclisin açılmasından 6 yıl sonra bu tarihe böyle bir anlam yüklenmiştir. Üstelik bu bayram sadece Türk çocuklarına değil, tüm dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Tek çocuk bayramıdır.

Atatürk’ün yaptığı çocukça işlere de kısaca değinelim.

Onların çok sevdiği, yeniden diriltmeye çalıştığı, daha doğrusu böyle bir amaçları olduğunu iddia ettikleri Osmanlı için onlar laf salatasından başka bir şey yapmazken Mustafa Kemal 3 kıtada sayısız cephede çocuk gibi savaştı.

Damat Ferit ve avenesi Sevr’i imzalayıp memleketi düşman işgaline açmışlardı. Yunan İzmir’e çıkmış, yakıp yıkıyor, tecavüzler, katliamlar yapıyorken adı geçen güruh; ‘İşgal yok, geçici bunlar, direnmeyin’ diye tebligat veriyordu. Mustafa Kemal’in içindeki çocuk yine rahat durmadı kalktı Samsun’a çıktı. Amasya, Havza, Sivas, Erzurum, Ankara gezdi durdu. Meclis açtı, ordu kurdu, cephe düzdü, hutbe verdi.

Onların çok sevdiği Şeyhülislamlar, hoca efendiler(!) bu çocuğun ve yanındaki arkadaşlarının katlini vacip görüyordu. O da tuttu Libya’dan Şeyh Senusi’yi getirdi, Camilerde hutbe verdirdi. Çocukça hareketleri içinde tek sevdiği şey olan askerlik mesleğinden istifa etti. ‘Sökük rütbe, ünsüz sıfat, makamsızlar’dan oldu.

Onlar ‘İslam’ın anahtarını İngilizlerin eline vermekte bir sakınca görmüyorlardı’, Mustafa Kemal’in yanındakilerden bazıları Manda, bazıları Himaye diyorlardı. O çocuk ise hepsine karşı çıkıp, ‘Ya istiklal ya ölüm’ diye parola veriyordu.

Bizden olmayan düşmanları yurttan attı, bizdenmiş gibi görünenleri astı, sürdü. Harabe, yoksul, kimsesiz bir ülkenin başına geçti.

Kahveyi şekerli severdi, memlekette şeker yoktu. Çok sigara içerdi, memlekette adam akıllı tütün ekilmiyordu. Asil, bilgili adamı severdi, sadece Sakarya Meydan Muharebesinde binlerce subayımız şehit düştü. Atatürk’ün ömrü boyunca keyif alarak sohbet ettiği bir kişinin bile olduğunu, kendisini tam manasıyla ifade edebildiği bir tek insan evladının var olmadığını düşünüyorum.

Buna rağmen çocuk durmadı, memleketin her bir sorununu tek tek ele aldı. Ürettirdi, çalıştırdı, teşvik etti, yorulmadı. Türk’ün Asr-ı Saadeti onun döneminde yaşandı ama o yaverine ‘Bunalıyorum çocuk, gittiğimiz her yerde dert dinliyoruz, bunalıyorum’ diyordu. Çünkü onun gayretine kimse yetişemiyordu. Onun azmi hiçbirinde yoktu.

Yine buna rağmen o çocuk, yaptığı çocukça işlerle geriye itibarlı, üretken, kalkınmaya başlamış bir ülke bıraktı. Kendisi bunaldı, sıkıldı, kahroldu fakat milletinden bir tek şey istedi, ‘Çalışın’ dedi.

İşte Atatürk böyle çocukça işler yapıp öteki dünyaya göç etti.

Yazdığı eserlerde hem Türklüğe hem Müslümanlığa hakaretler eden İngiliz Shakespeare’i ‘Şeyh Pir’ sananlar da kıt akıllarıyla kurdukları cümlelerle onu aşağıladıklarını sanıyorlar. Bugün nefes almalarını sağlayanları bâki sanıyor, bu devran hiç dönmez diye düşünüyorlar. Rüzgar ektiklerini, fırtına biçeceklerini bilmiyorlar!

**

‘Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakları yoktur. Memleketimiz sizindir, Türklerindir’ M. Kemal Atatürk.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone