“Çünkü Ulaşamazsınız”

YusufDuzgoren

İbn-i Fadlan bir Oğuz köyünde bir kaç gün misafir olarak konaklar ve gözlemlerini izlenimlerini seyahatnamesine yazarak bu bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlar.

Kendisi Halife’nin emrinde bir Arap memurudur. Görevi icabı 21 Haziran 921’de Hazar İmparatorluğuyla ilgili bir meseleyi konuşmak ve İslamiyeti anlatmak amacıyla Volga-Bulgarları’nın kağanıyla görüşmek üzere yola çıkar. Gidiş yolunda Azerbaycan ve Buhara tarafından geçerken şiddetli kış yüzünden üç ay boyunca bir köyde konaklamak durumunda kalır. Yolculuğuna devam edip Oğuz Türklerinin yaşadığı topraklara varınca İslamiyet öncesi Türklerin yaşayışları, töreleri ve zihniyetleri hakkında muazzam gözlemler yapar. Muazzam diyorum çünkü onun seyahatnamesinden başka bir kaynakta biz bu bilgileri bulamıyoruz.

Fadlan, Bir Oğuz çadırına davet edilir ve sohbet esnasında başından geçen ibretlik olayı şu şekilde anlatır:

Kadınları, ne kendi erkekleri ne de yabancıların yanında peçe kullanıyor; vücutlarını da örtmüyorlardı. Bir gün bir Oğuz’un evinde oturuyorduk. Karısı da yanımızdaydı. Biz konuşurken kadın bir ara vücudunun görünmemesi gereken bir tarafını açıp kaşıdı… (ona göre görünmemesi gereken yer yüzü ve elleri dışındaki tüm bedenidir) Hepimiz gördük. Hemen ellerimizle gözlerimizi kapatıp “Estağfurullah”  dedik. Kocası güldü, çevirmenimize şunları söyledi: “Sizin önünüzde açılmamızın nedeni gördüğünüz halde kendinizi tutmayı öğrenesiniz diyedir. Çünkü ulaşamazsınız. Böyle olması, gizli olup da elde edilebilir olmasından daha iyidir.” 

Oğuz Türk’ünün bu ders niteliğinde cevabı aslında tarihi bir laf koyuştur. Türk kültüründe, geleneklerinde, anlayışında İslamiyet öncesinde dahi günümüz ahlak yapısına ait pek çok kural, kanun mevcuttu. İbn-i Fadlan ise sözlerine şu şekilde devam eder:

 Zina bu insanlara çok yabancı. Ama birisinin zina işlediğini öğrenirlerse, onu iki parçaya ayırıyorlar. Bunu yapmak için günahkarı iki ağacın dallarına bağlıyorlar, sonra ağacı deviriyorlar. O kişi ikiye bölünüyor.

Daha sonra, Volga Bulgarlarından (o dönem Bulgarlar Attila’nın devamı olan bir Türk milletiydi) söz ederken onların zina işleyenleri, ister kadın ister erkek olsun, Oğuzlar’daki gibi ikiye bölerek cezalandırdıklarını açıkça söylüyor.

Eşcinselliğe gelince, Arthur Koestler bu davranışın Arap ülkelerinde pek olağan olduğu bilinmektedir diyor. İbn-i Fadlan ise bununla ilgili bir olayı seyahatnamesinde şu şekilde aktarıyor; Türkler arasında oğlancılık (eşcinsellik) çok büyük bir günah sayılırdı. Bir defasında, Türk hükümdarının vekili Küzerkin’in oymağına Harezmli biri gelmiş. Koyun satın almak maksadıyla, daha önce misafir ettiği bir Türk‘ün evinde bir müddet misafir kalmıştı. Bu Türk’ün, henüz yüzünde tüy bitmemiş bir oğlu vardı. Harezmli, oğlanı durmadan kandırmaya ve isteğine ram etmeye çalışıyordu. Türk gelip onları suçüstü yakaladı. Hemen meseleyi Küzerkin’e götürdü. Küzerkin ona “Türkleri topla” dedi. O da topladı… Türkler toplanınca çocuğun babası olan Türk’e: “doğru karar vermemi mi, yoksa yanlış karar vermemi mi istersin?” diye sordu. Türk, “doğru karar vermeni isterim.” dedi. Küzerkin, “Öyleyse oğlunu getir” dedi. Türk de getirdi. Küzerkin, “her ikisinin de öldürülmesi gerekir” dedi. Türk buna razı olmadı. “Oğlumu teslim etmem” dedi. Bunun üzerine Küzerkin, “tacir fidye vererek canını kurtarır” cevabını verdi. Harezmli, oğlana yaptığı şeyden ötürü adama bir miktar, Küzerkin’e de 400 koyun verdi ve Türk ülkesini terk etti.

Reform” kelimesi genelde “yenilik” olarak bilinir. Ama Fransızca kökenli olan bu kelime aslında “düzeltme” demektir. III. Selim dönemine kadar “reform” eskiye dönüş, daha doğrusu Kanuni dönemine dönüş anlamında kullanılmıştır. Yani bir takım şeylerin düzgün gittiği zamanlardan sapılmış, yanlışlar yapılmış ve bunları düzeltmek için bu şeylerin düzgün olduğu döneme dönülmeye çalışılmıştır. Bunun başarısı tabii ki tartışılır fakat bizim için yöntem önemlidir.

Bazen bir takım yanlışları düzeltmek için “yeni” bir çözüm bulmaya çalışmak yerine, halihazırda eskiden düzgün olana yönelmek daha faydalı olabilir. Günümüzde de ahlak dışı davranış olarak nitelendirilen zinanın yasalarımızda serbest olması, toplumda aleni yapılması bizim gittikçe “modernleştiğimizi” değil, yozlaştığımızı gösterir.

Erkek bozulursa aile bozulur, kadın bozulursa millet bozulur” atasözünü iyi anlamak durumundayız. Ahlaki yönden bozulmaya yüz tutmuş toplumumuzu kurtarmak ve insanımızı düzene sokmak adına ihtiyacımız olan şey yenilik değil, öze dönüştür.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone