Darbe

CanerKara

 

 

Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına çıktılar.

Dikişsiz ak libaslı baş açık

 yalnayak ve yalın kılıçtılar.

Mübalâğa cenk olundu.

Aydının Türk köylüleri,

         Sakızlı Rum gemiciler,

                              Yahudi esnafları,

on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafanın

düşman ormanına on bin balta gibi daldı.”

Nazım Hikmet’in, kendisi gibi komünistler ve özellikle de yine kendisi gibi soyu bozuklar arasında çok meşhur “Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı” adlı, şiir mi, düz yazı mı, yamyam ayini mi olduğu belirsiz bir eseri var. Yukarıdaki, mısradan bozma, üfürükten düzme cümleler, o esere ait. Aydın’ın Türk köylüleri, Sakız Adası’nın Rumları, Yahudi esnaflar vs. toplanmış, el ele tutuşup şehzadenin ordusunun karşısına çıkmışlar; bu sanatsız komünist de onu destan yapmış aklı sıra…

Osmanlı’nın Fetret Devri’nde, Edirne Sarayı’na çıkmış bulunan Musa Çelebi, Şeyh Bedrettin adlı bir soyu bozuğu, kendisine Kazasker olarak tayin ediyor. Adalet işlerine bakacak adam diye sıfat veriyor yani… Bir Yahudi kırığıyla, bir Rum kızının eseri olan bu şahsı, adam sınıfına sokuyor; bu da eline imkân geçen her soyu bozuk gibi, başlıyor etrafını ifsâd etmeye, fitne saçmaya.

İsrail adlı bir Yahudi kırığıyla, bir Rum kızının çocuğu olmasına rağmen, eteğine oturmadığı şeyh, tasavvufçu, uydurma evliya bırakmıyor. Memlekete döndüğünde de kendisine yer edecek bir saray kapısı buluyor. Hayatını alın teri dökmeden, tekkeden tekkeye, saraydan saraya sığıntı olarak geçirmiş ama bizim vatansız komünistlere, hele Nazım gibi soyu bozuklara sorarsanız, eşitlik, adalet, gelir dağılımı, mal paylaşımı işlerinin miladı bu Bedrettin’dir.
Kime sorsan Bedrettin şeyhtir, saray beslemesidir ama Nazım gibi soyu kırıklara bakarsan, onun komünistliğinden “millî” bir gurur duymaktadırlar. Komünistliğin içine “millî gurur” gibi ağızlarına yakışmayan ifadeler ekleseler de kör bile kolayca görür ki; onların bu sahte peygambere asıl meraklarının kaynağı, tıpkı kendileri gibi soyu bozuk ve özellikle de Yahudi ve Rum kırığı olmasıdır. Bedrettin, öyle eline kılıç alıp ordulara karşı dikilecek yaratık değildir elbette ama Fetret Devri gibi zor bir dönemden geçen Osmanlı’nın durumunu da fırsat bilerek, elinden geldiği kadar kan akmasına sebep olacak derecede sinsidir.
Aşıkpaşaoğlu, eserinde bu fitneciden de bahsetmiş. Diyor ki:

Sımavna Kadısıoğlu, İznik’e geldi. Mustafa, Aydıneli’ne vardı. Oradan Karaburun’a vardı. O ilde hayli mürailik etti. Aydıneli halkının çoğunu kendine döndürdü. O dahi bir türlü tertip kurdu. Elhâsılı kendisine peygamber dedirdi.
Bu taraftan Sımavna Kadısıoğlu işitti ki Börklüce’nin hali ilerledi, İznik’ten kaçtı. İsfendiyar Beğ’e vardı. Oradan gemiye bindi. Eflâk’a gitti. Bu yana geldi. Ağaç Denizi’ne girdi. Börklüce ile ittifakı vardı. Sultan Mehmed dahi Bayazıd Paşa’yı ve oğlu Murad Han’ı birlikte gönderdi. Vardılar, Karaburun’da Börklüce ile buluştular. Büyük savaş yapıldı. İki taraftan hayli adam kırıldı. Sonunda, savaş sırasında Börklüce’yi paraladılar. O ili araştırıp gözden geçirdiler. Giderilecek adamları giderdiler. Beğ kullarına umar verdiler. Bayazıd Paşa yine Manisa’ya geldi. Torlak Ho Kemal’i orda buldu. Onu dahi bir müridi ile astılar. Sultan Mehmed, Serez’e gitti ki. Vara, Selâniğe ine. Bu taraftan Sımavna Kadısıoğlu ki Ağaç Denizi’ne girmişti, illere birkaç kötü sofu gönderdi: ‘Gelin! Şimdiden sonra padişahlık benimdir. Taht benim elimdedir. Sancak isteyen gelsin. Tımar isteyen, sübaşılık isteyen gelsin. Elhâsılı ne dileği olan varsa gelsin. Ben şimdiden sonra huruç ettim. Bu ülkede halife benim. Mustafa, Aydınelinde huruç etti. O da benim hizmetkârımdır’ dedi. Bu şimdiki sofular dahi derlerdi ki: ‘Biz Hak için dervişleriz.’ Hâlbuki derviş değillerdir. ‘Bir gün şeyhimiz huruç eder, biz dahi bekleriz.

Maalesef tarihimiz, özellikle milletin zor zamanlarında ortaya atılan, kendini peygamber ilân eden, Mehdi kesilen, Mesih geçinen uyanıklarla, ruh hastalarıyla, soysuzlarla doludur. Bu bahsi geçen uyanık da işte onlardan biridir. Bu metinde de geçen Torlak Ho Kemal adıyla ifade edilen bir eşkıya başı var. Nazım komünisti, yüzyıllar ötesinden kendisi gibi soysuzu bulacak da Bedrettin, koca Osmanlı ülkesinde bulamayacak mı? Türkiyeli komünistlerin Torlak Kemal diye sattığı o kanlı eşkıyanın gerçek adı Samuel’dir. Manisa’da doğmuş bir Yahudi’dir. Sözde sonradan Müslüman olmuş; ola ola da Bedrettin’e peygamber diyecek kadar olmuştur.

Açlıktan, sefaletten illallah etmiş Türk köylüsünü kandırmanın en kolay yolu Müslüman kılığına girmek değil midir? Müslüman kılığıyla Türk köylüsünü yanına almış, Nazım’ın şiirden bozma yazısında bahsettiği Rum balıkçıları, Yahudi esnafları da arkasına toplamış, kurduğu çapulcu ordusuyla, eşşek cennetine gönderilene kadar Türk kanı dökmüştür. Osmanlı’nın fetret devrinde rahat bir nefes almış olan Rum’un, bu fetret devrinde servetine servet eklemiş Yahudi tüccarın, İslam adına binlerce köylü toplamış bu soydaşlarına destek vermesindeki mantığı anlamak basittir. Bedrettin sıkışınca Eflak’a kaçıp, palazlanarak dönüyor; onun müridi olan Börklüce sıkışınca Sakız Adası’na kaçmaya çalışıyor, Torlak Samuel gariban Türk köylüsünü Türk askerine karşı sürüyor… Bu filme aşina değil miyiz?
Bu senaryo, Türklüğün bitmeyen çilesidir. Soyu bozuk, hele ki İslam perdesine bürününce, bir de mal-mülk, üstüne de cennet vaad edince, düşünmeyen kitlelerin, aklını kullanamayan yığınların raydan çıkmasına ne engel olabilir?
Günümüzün zekâsız komünistleri bu soysuzları çok sever, kendi davalarının yolbaşçısı sanarlar ama bu soysuzların, onlardan daha çok benzediği başka bir soysuz var:
Fetullah Gülen’in “Küçük Dünyam” adlı bir ajitasyon kitabında, sözde kendisine peygamber soyundan olması ihtimali soruluyor. “Olabilir, öyle diyorlar.” diye cevap veriyor. Gelecek sorulara önceden müdahale etmek için de “şecere kaybolmuş” diye ekliyor.
O kitaba göre seyit, Neval Sevindi’nin “Fetullah Gülen ile New York Sohbeti” adlı kitabına göre şerif…
Sözü bunlara bırakınca, Kürt olduğu ortada olan cehalet abidesi şeyhleri de Peygamber torunu…
Kendi anılarında dedesine Kürt denildiğini yazar, sorulunca Seyit olduğunu söyler, onu unutunca başka bir soruya şerif olduğu şeklinde cevap verir; hasılı karman çorman olunca, ne diyeceğini 75 yaşına kadar kestiremez.
Bu bakımdan komünistlerin Bedrettin isyanında yer alanlarla yakınlık kurma hakkı gibi, Fetullah ve Nur cemaatinin tamamının da hakkı vardır. Soysuzluk bakımından aynı değerlere sahipler…

Ayrıldıkları taraf şudur:
Bedrettin çapulcularının, İslam diye cahil kalabalıklara anlattığı şey “Hristiyanların da Allah’a inandığını inkâr eden dinden çıkar” şeklinde bir İslam’dı.
Gürültücü komünistler, mal paylaşımı meselesi üzerinden kendilerine yontadursun, Hristiyan’ı kucaklamak bakımından Bedrettin hareketinin devamı, bu ülkede açık arayla Nurculardır.
Dinler arası diyalog ihalesini açan Vatikan, o ihaleyi almış olan taşeron, her şekilde bunlardır.
Biti kanlandığı anda, Türk’ü Türk’e kırdırmak, Türk düşmanından destek almak, Mesihlik iddia etmek, soysuzluk, hilekârlık gibi açılardan, Bedrettin’in 21. Yüzyıl şubesi, zekâsız komünistler değil, Fetullahçılardır.
Nazım Hikmet gibi yalan sanatının ustaları onlarla, bahsin başında da belirttiğim gibi, komünistlikten değil, soysuzluktan hemşehri çıkabilirler. Torlak Kemal dedikleri Samuel’den bahsederken:
Bakıyor:
kartal gagalı Torlak Kemâl…
Bakmaktan bıkıp usanmayıp
bakmağa doymıyarak
İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar…” demiş.
O tariften anladığım kadarıyla Kemal’in Yahudiliğine atıfta bulunuyor; kendisi gibi Yahudi burunlu oluşuna “kartal gagalı” sıfatı yakıştırıyor.
****

Sözü -elde olmadan- uzattık ama bütün bunların dışında asıl dikkat çekmek istediğim husus başkaydı.
Göktürk sarayına Çin prensesi, Hun sarayına Roma prensesi, Selçuklu sarayına Rum papazının kızı, Osmanlı sarayına Lehistanlı rahibe vs… alıp bunlardan doğan çocukları devletin ve dolayısıyla milletin başına belâ ediyorsunuz; hadi anladık diyelim.
Nefsiniz boyunuzdan büyük olsun, strateji hesabı yapmış olun, siyaset bilen siz olun; bunlara da “eyvallah” edelim…

Yahu!
Bu soytarıları adam diye saraya doldurma alışkanlığınız, bu milletin kanına girene kadar ağzınızı ayırıp izleme huyunuz nedir kardeşim sizin?
Edirne Sarayı’nda Bedrettin’in, Türkiye bürokrasisinde bu kadar çok suratsız tarikatçının ne işi var?
Sizin bu gafletleriniz, uyanmazlıklarınız, utanmazlıklarınız yüzünden, bu gariban millet daha kaç bin yıl sürünecek?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

3 Comments

  1. Gamze ÖZTÜRK 26 Temmuz 2016 @ 19:00

    Anlatmak istediklerimizi çok açık ve net şekilde dile getirdiniz teşekkür ediyorum. Bir sorum olacak. Nur cemaati ile fetullah arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum fakat sizden de bu konu için kısa bir açıklama istiyorum herkes için, şimdiden teşekkür ederim.

    • Tibet 26 Temmuz 2016 @ 23:15

      Nur cemaati bildiğiniz gibi sait kürdi adlı akıl hastasının icat ettiği bir oluşumdur. Onun ölümünden sonra fetullah gülen kendisinin izinden gittiğini gururla söylemektedir. Fetullahçılarla Nurcuların ortaklığı budur.

  2. Yasin Bulut 27 Temmuz 2016 @ 10:17

    @ Gamze Hanim,

    neyse ne! Bütün Cemaatler kaldirilmali Isim ve Cisimleri fark etmiyor.
    Türk Milletinin Son Basbugu*nun asmadigi o “Hocalar ve Imamlar” in torunlari bugün bizleri Araplastirmaya calisiyor.
    Ve yeni bir CAHIL ve YOBAZ Nesil yetisiyor.
    Bu Yobaz lar Inandiklari Dinin Kitabini Arapca okuyor.
    Arap gibi giyniyor ve Seyhleri , Imamlari icin herseylerini veriyorlar.
    Buna DUR denilmeli.
    Türkiye de TÜRKCE IBADET edeceksin. Dini fark etmiyor.
    Kimselere Dayatmayacaksin Inandigin seyleri.’

    Not1: Fetocularda Nur Cemaati den Said Kürdi nin Kuran tefsirlerini okuyorlar.
    Not2: Yazi Hatalarim varsa Aff ola (Almanya dan yaziyorum)