Değişik Müslümanlar

KemalOnalir

Ülkemiz uzun bir zamandır cemaat cenneti durumunda. Her tarikatın her kolu hemen her şehrimizde mevcut.

1980 darbesinden sonra hazırlanan ve halen yürürlükte olan 1982 anayasasıyla zorunlu din eğitimi var. Yıllardır tartışılır durur.

86.762 rakamı son verilere göre sahip olduğumuz camii sayısı. Hepsinde imam, birçoğunda müezzin ve vaiz var.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Alo Fetva’ hattı var. Her il ve ilçede ofisleri mevcut. Bunlarda görevli fetva sorumluları var.

Geçmişten günümüze yazılmış sayısız din kitabı var. Dini kanallar, radyolar, internet siteleri gırla gidiyor.

Ve hepsinden önemlisi Kur’an-ı Kerim var. Doğrudan Allah’ın sözlerini barındıran son kutsal kitap. Müslümanların okuması ve içindekileri uygulaması zorunlu olan eser.

Tüm bunlara rağmen dinle manipüle edilmek en büyük başarımızdır. Kafasında takke, yüzünde bir avuç sakal, belinde şalvar olan adamlara, bilgisine, ahlakına, yaşantısına bakılmadan büyük bir hürmet gösteriliyor.

Bir insanın dine yönelmesi konusunda ki görüşüm yıllardır aynıdır. Eğer hakikaten saf niyetlerle bu yola girdiyse saygı duyarım. Fakat çıkar amacı güdüyorsa söverim. FETÖ dalgası sonrası öğrendik ki bu yola girenlerin önemli bir kısmı ikinci gruptanmış. Elimizden yazmak ve sövmek geliyordu. Hem yazdık hem sövdük.

Sadede gelelim.

Kurban Bayramı yaklaşıyor. İnsanlar kurban pazarlarında pazarlığa tutuşuyor. Burada Müslümanları iki grup halinde görüyoruz. Bir kısmı hakkını vererek, kurbanını kendisi keserek ve aynı zamanda hakkıyla dağıtarak bu ibadeti yapıyor. Birde kesim merkezlerinden kurban alıp, ortaklarını bile tanımayan, hayvanın kesimini görmeden etini alıp evine gelenler var.

Daha önce söyledim yine söylüyorum; kendi kurbanını kesmesini bilmeyen Müslüman olmaz. Madem Müslümansın, kendi kurbanını kendin kesip, usulünce dağıtacaksın.

Kurban meselesinde son olarak şunu söylemek istiyorum; çoluk çocuğa izletin, öğretin, işin ucundan tutturun. Korkmayın psikolojisi bozulmaz. Bu bir gelenektir. İzlesin öğrensinler.

Gelelim Hac olayına. Müslümanların sadece zengin olanlarına farz olan bir ibadettir. Turlar 3500 dolar ile 10.000 dolar arasında değişir. En lüks turla giderseniz Kâbe manzaralı odada kalırsınız.

Fakat Hac ibadeti ve Cuma namazının farklı bir özelliği daha var. Osmanlı döneminde ‘şehir’ demek ‘Cuma kılınan yer’ demektir. Şehir tanımı; ‘Cuma kılınur ve bazarı durur’ şeklindedir. Bu tanıma göre Cuma namazına geleneler köylerindeki sorunları kadıya arz ederler, getirdikleri malları satarlar, diğer konularda fikir alışverişinde bulunurlar demektir. Yani farzını kılıp kaçmak gibi bir şey yoktur.

Hac ise bu Cuma toplantısının daha geniş hali gibidir. Dünyanın her yerinden Müslümanlar belirli bir süre boyunca bir arada olurlar. Bunların içinde âlimler, hocalar vardır. İslam fıkhı, itikadı, akaidi gibi mevzular tartışılır. Yönetici erkân kendi alanıyla alakalı görüşmeler yapar, diğer Müslümanlar birbiriyle görüşür. Bugün böyle bir durum var mı? Viagradan ölen mi dersin, bir paket şeytan taşına bilmem kaç dolar veren mi dersin, ne istersen var.

Bugün Hac, turistik geziden başka bir şey değildir. Kimse kusura bakmasın.

Bütün bunların sebebi; onca imkâna rağmen öğrenilmeyen ve öğretilmeyen İslam’dır. Bu eğitimsizlik yüzünden İslam yelpazesi; ‘Kelle kesmekten, kedicik beslemeye’ kadar genişlemiştir. Bir kısım tatlı su cemaatleri türemiş, rüzgâra göre yön almaya başlamıştır. Bundan başka gizli emeline ulaşabilmek için devlete sızdırdığı adamına ‘Tuvalette namaz kıl’ emri verenler görülmüştür.

Bilgisiz bir toplumun üzerinde din gibi hassas bir konu, çok tehlikeli bir silaha dönüşür. Ve bu konuda sakallıların aksini söyleyenler haklarında hiçbir araştırma yapılmadan dinsiz ilan edilir.

Allah’ını seven Müslüman, açıp Kur’an okusun. Uyanık olun, kendinizi soydurmayın, kolaya kaçmayın.

Yarın din eğitiminin -şahsi kanaatlerime göre- nasıl olması gerektiğini yazacağım. Bu ve yarınki yazı birbirinin tamamlayıcısı olacak.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone