Demokrasi Oyunları ve Kerkük

“Her ‘evet’ oyu Şeyh Sait’e bir Fatiha’dır.” diyenlerle aynı safta olmak bazıları için bir şey ifade etmese de yazacağım. Göz göre göre Kerkük’ü satanlarla, Barzani’nin paçavrasını göndere çekenlerle aynı safta olmak bazıları için bir şey ifade etmese de yazacağım. Neden bunları söylüyorum? Çünkü maalesef memlekette insanımız bir şeye saplandı mı başka şeylere gözünü yumuyor, kulağını tıkıyor.

İyi günde kötü günde eşinin yanında, futbol takımının yanında, devletinin yanında, bayrağının yanında, ailenin yanında olursun. Siyasetçinin, siyasi bir partinin veya kulüp başkanının değil. Eğer böyleysen ya aptalsındır ya da çıkarcı.

Politikacılar ülkemizi daha iyi yönetmeye her dört yılda bir talip olurlar. Sen bu kişilere inanırsan veya sana kendilerini kanıtlamışlarsa onlara destek verirsin (hoş, biz hiç birine bu zamana kadar destek vermedik ama…).

Kişisel olarak kırmızı çizgilerin olur. Bunlar milli meselelerin ve inançlıysan inancın olur. Yapılanlar kırmızı çizgilerini ihlal etmişse sende bunu yapanların üzerine kırmızı çizgiyi çekersin. Bu bir duruştur, kişiliktir, tutumdur, karakterdir.

Sevgili seçmen, geçenlerde Amerika’da yaşayan değerli bir ekonomistimizin tespiti dikkatimi çekti. Aptala anlatır gibi anlatmış. Demiş ki “bu bir genel seçim değil. Ülke rejimini değiştiriyorsun, anayasa değişiyor. O ne dedi, bu ne dediye bakmazsın. Açar var olan anayasayı, bir de yeni anayasayı okursun. Çok değil toplasan iki sayfayı geçmez. Sonra kararını kendin verirsin.”

Fetö, Pkk, Akp, Chp, Mhp’nin ne dediği önemli değil. Maddeler ortada. Hazır hür iradeniz varken bunu kullanın.

Neyse, ben yine Aysun Kayacı’yı anmak istiyorum. Hâlâ Londra’da galiba. Ne demişti zamanında? “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir olur mu?” Yerden yere vurdular kadını. “Sen kimsin, çobanı nasıl küçümsersin…” falan filan.

Bugün (hayvancılığın bitirildiği ülkemizde) bir çobana işvereni önemli bir konuda bir şey danışsa “Aman beyim, ben ne bilirim.” der. Bu çobanın aşağılık biri olduğunu değil ehli olmadığı bir konuda fikir beyan etmediğini gösterir. Yani bu adam kendini bilir, haddini bilir, mütevazidir ve bu onu ancak ve ancak yüceltir.

Bizimkiler ne yapıyor? Çobanlara veya ülke yönetimi konusunda ancak onlar kadar bilgisi olanlara “Devleti cumhuriyetle yönetiyoruz. Bunu değiştirip başkanlık sistemini getirelim mi?” diye soruyor.

Bu ne kadar sağlıklı? Ne kadar doğru?

Sormayın kardeşim. Madem doğrusu sizce bu uygulayın bu kararınızı. Kim size yaptırımda bulunacak? Şehit haberlerine dahi tepki vermeyen halk mı, Kılıçdaroğlu’ndan, Bahçeli’den öte gidemeyen muhalefet mi, “tam bağımsız” yargı mı, memur ettiğiniz asker mi?

“Hayır diyenler teröristtir. Hayırcılar terörü besliyor.” diyorsunuz. Yahu madem iş bu kadar ciddi toplasanıza bu Hayır’a ön ayak olan, bunun propagandasını yapan muhalefeti? Ağır cezada vatana ihanetten, toplumu kutuplaştırmaktan yargılasanıza Chp’yi. (Tabi Chp’ye ihtiyacınız yoksa)

Demagoji yapmayın. Oy için Kürt’e falan yaltaklanmaya çalışmayın. Yapın istediğinizi kim tutar sizi?

Tek derdim ne biliyor musunuz? Belki “Milliyetçileri uyuttuk zaten onlardan ses çıkmaz. Kerkük’e ses etmeyelim de şu Kürtlerden de oy toplayalım.” demezler ve oradaki Türkmenlere sahip çıkarlar da bizim de burada canımız yanmaz.

Zaten yapacaklarını yapacaklar. En azından Karabağ’da kurtaramadığımız canları Kerkük’te kurtarırız…

Vakit geçiyor. Türkmeneli elden gidiyor. Fuzuli’nin, 4. Murad’ın kemikleri sızlıyor.

Ecdat diye ortalıkta dolaşanlar ecdadın yüzüne nasıl bakacaksınız…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone