Deplasmandan Alınacak Dersler

Batı, Mehmet Akif’in sözünü ettiği “medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar”dır. Bunu, dün oynanan Beşiktaş-Dinamo Kiev karşılaşmasında gördük. Türk taraftarlara saldırılması, Türk bayrağının yakılması, milli değerlerimize hakaret edilmesi, sonrasında UEFA organizasyonuyla Türk takımının moralinin düşürülerek uluslararası turnuvadan elenmesi, yıllardır tanık olduğumu senaryodur.

Ukrayna’da yapılanlar ilk değildir.

Geçmişte Fenerbahçe’nin Dinamo Kiev’le oynadığı karşılaşma öncesinde de benzer alçaklıklar yapılmış, karşılaşma sırasında Ukraynalı holiganlar tribünlere “Kürtler evlerinizi bombaladıkça biz de size sahayı dar edeceğiz.” kabilinden pankartlar asmıştı. Galatasaray’ın Avrupa’da şımarık kulüpleri maymuna çevirdiği dönemde Leeds United ve Roma karşılaşmalarında yapılanları da çoğunuz hatırlıyorsunuz.

Bizim tüm bu saldırılara karşı alınacak derslerimiz, mesajlarımız vardır. Bunları artık ötelemenin bir anlamı yoktur!

Öncelikle holiganlığın da bir kültür terörizmi olduğu unutulmamalıdır. Bununla beraber, futbol üzerinden de hem içeride hem dışarıda oyunlar oynandığı gözardı edilmemelidir. Neticede futbol, içine milli duyguların fazlasıyla karıştırıldığı, özellikle dünya ekonomisini tekeline almaya çalışanların iştahını kabartan milyarlarca doların döndüğü bir spordur. Kimi ülkelerde bazı futbol kulüpleri devletten daha güçlüdür. Kimi ülkelerde devletin ta kendisi, kimi ülkelerde de devlet karşıtlığının simgesidir. Dolayısıyla futbolun milliyetçisi fanatik, teröristi holigan, yok olmasını isteyen karşıtları da romantik hümanistlerdir. İngilizlerin icat ettiği sanılan bu spor, insanlık tarihinin en eski etkinliklerindendir. Bizim tarihimizde de “tepük” diye bir gerçek vardır.

Şimdi konumuza geri dönelim.

Ülkemizde futbol üzerinden hem maddi hem de manevi anlamda büyük oyunlar oynanıyor. Bu oyunlar da milli bütünlüğümüzü etkiliyor. Bir takımın taraftarı diğerine Rum diyor, öteki Fransız diye karşılık veriyor. Biri gelip İstanbul’a Bizans diyor; diğeri Trabzon’a Pontus göndermesi yapıyor. Şimdi bir de Güneydoğu’dan temsil ettiği siyaset bakımından Barcelona benzeri bir takım çıkarma telaşına düşüldü. Böyle giderse bin yıl savunduğumuz toprakları 90 dakika içinde feda edeceğiz. Eğer dünkü deplasmandan ders alınırsa, futbol, milli bütünlük sağlayan bir unsur olma özelliğini gösterecektir. Bu bir.

Avrupa, bütün spor alanlarında olduğu gibi futbolu da emellerine alet ediyor. Britanyalı İskoç kökenli hakeme ilk “yabancı” tepkinin İngiliz elçisi Richard Moore’dan gelmesi bir tesadüf değildir. Hakemin İskoç olması, uluslararası alanda Britanya kimliğini temsil ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu işin Avrupa’nın siyasi emelleriyle bağlantısını kısaca şöyle izah edeyim: Eğer Türkiye ve Rusya gerginliği devam ediyor olsaydı, AB’nin ipine sarılmış ve Türkiye’den de destek alan Ukrayna’da saha içi ve dışında böyle bir organizasyon düzenlenmeyecekti. Ancak “Türkiye ve AB arasındaki ipler artık tamamen kopmuş vaziyette…” diyebiliriz. Hatta “Türkiye artık tamamen yönünü Asya’ya çeviriyor.” bile diyebiliriz. Öyleyse bu ayrılık, bu kopuş, elbette sadece siyasi, askeri ve ekonomik anlamda olmayacak, sporu da kapsayacaktır. Bu iki. Her Avrupa turnuvası müsabakasında milli değerlerimize saldırılması ve takımlarımıza haksızlık yapılması karşısında susmak, alttan almak, hatta ezilmek zorunda mıyız? Değiliz! Öyleyse tam bir mafya organizasyonu haline gelmiş, maddi refahı sportif üstünlüğün üstünde tutmaya başlamış, tam bir siyasi tetikçi durumuna gelmiş olması nedeniyle prestijini yitirmiş UEFA’nın ve Avrupa futbolunun çöküşünü hep beraber izleyelim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone