Dev Aynası

Ayna karşısındaki her şeyin yansımasının oluştuğu cam parçasının adıdır. Bu aynalar birçok işe yaradığı gibi zararları da mevcuttur. Fakat suç aynanın değil bakan gözündür.

İnsan denilen canlı hata yapmaya meyyaldir. Tanrı onu böyle yaratmıştır. Bir insanın çıkabileceği en üst mertebe peygamberliktir, onlar bile hata yapmış, Tanrı tarafından uyarılmışlardır. Yani insan hata yapabilen bir varlıktır.

Günümüzde bir moda başladı. İnsanlar henüz 20’li yaşlarında olmalarına rağmen kendi fikirlerinden aziz, üstün, doğru fikir tanımıyorlar. Kurdukları bir dünyanın içine hapsoluyor, orada kurduğu hayallerin gerçek olduğunu sanıyorlar. Bu hayal dünyasında baş köşeye oturttukları insanları da kutsallaştırıyor, kusursuz gibi görüyorlar.

Geçtiğimiz haftalar da Ali Can Akyıl’ın sitemizde yayınladığı Necip Fazıl ile alakalı bir yazısı savcılık emriyle kaldırıldı. Uyarı yok, sebep belirtme yok. ‘Kaldırdım gitti’ mantığıyla yapılmış bir iş.

Necip’in sene-i devriyesinde ben de onunla alakalı yazmıştım. Putuna dokunduklarımızdan bazıları rahatsız olmuşlar. Kullandığım tabirlerin doğru olmadığını, Necip’in Atsız’dan iyi yazar (şair değil) olduğunu, ölüp gitmiş bir kimsenin arkasından bu şekilde konuşmanın doğru olmadığını, ‘SAĞ’ diye tabir edilen cenahı birleştirdiğini falan yazıp duruyorlar.

Tabirler konusunda fikirlerim değişmedi, katılaştı. Necip sadece iki yüzlü bir sahtekâr değil, satılık kalemli bir köpektir de.

Yazarlık fikirlerini kelimelerle okuyucuya aktarma işidir. Şairlik bambaşka bir iştir. Nitekim kendi yazımda Necip’e iyi şair demiştim. Fakat düz yazı konusunda Atsız’ın yakınından geçemez. Çünkü burada kısas sanatlı metin yazmak değil fikir izah edebilmektir. ‘Bilmem nereden nereye, falanca bir şeyden hafif topuklarla yürüyoruz’ gibi laflarla ideolog olunmaz. Fikir yazısı sade, anlaşılır ve net olmak zorundadır.

‘Kör ölünce badem gözlü olur’ demiş atalarımız. Çok da güzel söylemişler. Fakat bizim için bu mesele böyle değil. Kör yaşarken de öldükten sonra da kördür. Biz köre, kör deriz.

Necip Fazıl, karşı durduğu her ideolojiye bir şekilde girip çıkmış, savunduğu fikir ile yaşadığı hayat birbirini tutmayan, Türk fikir hayatında ‘zorla’ izi bıraktırılmaya çalışılan bir adamdır. Bizim bir grup ‘milliyetçinin’ de nedense sevgilisi durumundadır. Halbuki onlara ‘teneke’ demişliği vardır.

Necip kördü, kör öldü, hala kör. Bir şahsın ölmüş olması bütün günahlarını silmez. Eğer öyle ise tarihçilik yapılmasın, tarih kitabı yazılmasın, tarih konuşulmasın. Tarih ilmi başlı başına sevap-günah muhasebesidir. Her olayın günahkarı, sevaba gireni vardır. Şahısların ölmüş olması bir şeyi değiştirmez.

Türkçüler ‘SAĞCI’ değildir. Necip de sağı birleştirmemiştir. Yani hayatında 2 gün teşkilatçılık yapmamış Necip’in sağı birleştirmesi mümkün değildir. Diyelim ki birleştirdi, bizi yani Türkçüleri ilgilendiren bir durum yoktur.

Adını ‘sağ’ koyduğunuz, içine nurcu, tarikatçı, AKP zihniyetli, sentezci, ulusalcı diye her çeşit fikirden adam doldurduğunuz o geminin içinde biz yokuz. O gemiden terörist, dolandırıcı, hortumcu, mafya çıktı. Bizim tek soydan gelenlerden ve tek bir düşünceden oluşan gemimizden böylesi çıkmadı.

Özetle Necip sizin dev aynasına koyup parlattığınız, büyük gördüğünüz, göstermek istediğiniz küçük bir kimsedir. Başka bir tabirle balondur. Bu kadar şişirmeye bir gün patlayacaktır. Türkçü gençler olarak nasıl ki bitirme tezlerimizde Türkçülük tarihi veya Türkçü şahsiyetler konularını işliyorsak sizin gençleriniz de günün birinde Büyük Doğu hareketi veya Necip Fazıl, Hüseyin Üzmez, Osman Yüksel gibi adamların tarihini araştırmak isteyecekler. Ondan sonrasını siz düşününün.

Son olarak Necip Fazıl ve düşüncelerinden memnun olan milliyetçi görünümlülere bir tavsiyem var. Madem malum şahsı bu kadar seviyorsunuz partinizi bırakıp hükümet partisine oy vermeye başlayın. 15 yıldır Büyük Doğu mantığıyla devlet yönetiyorlar. Siz seversiniz…

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone