Dil, Tarih, Uydurmaca ve Sonuç

KemalOnalir

Türk tarihi bu uydurmak meselesiyle en çok Cumhuriyet döneminde karşılaştı. Dil, tarih, edebiyat gibi alanlarda, bazı kimseler sanki bir misyonun vazifelisi gibi çalışarak bu uydurma işine kuvvet verdi. Din alanı uydurma merkezlerinden bir diğeri oldu.

Dil alanında kısa süren tasfiye hareketi uzun soluklu sıkıntılar meydana getirdi. Arınmış, öz Türkçe hepimizin istediği bir şey ama bu hareket bir kurallar dairesi içinde yapılmalı.

Öncelikle bu dil, Türk milletinin dilidir. İçinde bulunacak kelimeler aynı şekilde onun icat ettiği ve kullanmakta sakınca görmediği kelimeler olmalıdır.

Türkçenin mevcut durumda karşı karşıya olduğu en büyük sıkıntı batı menşeli dillerden fütursuzca aldığı kelimelerdir. Bunların alınması ve sokak ağzında dahi kullanılması hatta bu durumun ‘üstünlük’ göstergesi olması büyük bir sıkıntıdır.

İkinci bir sıkıntı imla meselesindedir. Benim de sıkıntısını çektiğim bu durum artık nihayete erdirilmelidir. İki güne bir kural değiştirmek, kuralın mahiyetini daraltmak, saçma sapan uygulamalardır.

Üçüncü büyük sorun etimoloji sözlüğü sıkıntısıdır. Kelimelerin kökenleriyle alakalı olan bu sözlüğün Türkçe için hazırlanmış olanı yoktur. Olanı da Türkler tarafından hazırlanmamıştır. Atatürk’ün mirasından bile pay alan Türk Dil Kurumu ne işle meşgulse bu işe fırsat bulamamıştır.

Türk tarihi dünyanın en eski tarihlerindendir. Başlangıcı ile ilgili çeşitli görüşler olmakla beraber şimdilik en kesin görüş M.Ö. II. Bindir. İslamiyet’in kabulünden önceki Türk tarihi daha çok arkeolojik bulgular ve düşman/komşu milletlerin yazdıklarıyla aydınlatılmıştır. Bu durum dönemle alakalı birçok uydurmaya sebebiyet vermektedir.

Bazı kimseler, Mete, Atilla, Bilge Kağan gibi Türk büyüklerinin ağzından sözler, hikâyeler uyduruyor, bazıları tarihi kayıtlarda 3-5 sayfa bahsedilen herhangi bir Türk yöneticisi hakkında 200-300 sayfalık roman yazıyor.

Kendisinin kurduğu cümlenin altına adını yazmaktansa herhangi bir Türk büyüğünün adını yazmanın mantığını ben henüz çözemedim. Cümle senin kardeşim, kendi adını yaz.

Mete Han şunu dedi, Kürşad şöyle fısıldadı, Timur güldü, Atilla sınır çizdi gibi bilgiler kaynaklarda geçmez. Sözlü edebiyatla da günümüze kadar gelmemiştir. Bu tarz detaylar Osmanlı tarihlerinin bazılarında vardır. Meraklılarına Sultan Süleyman döneminde yazılmış tarihleri okumalarını tavsiye ederim.

Burada kısa bir parantez açmak gerekiyor. 3-5 sayfadan roman çıkartıyorlar dediğim zaman aklına Atsız’ın ‘Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor’ romanları gelenler olabilir. Bozkurtlar, Kürşad’ın biyografik romanı değildir. Bozkurtlar’ın konusu I. Göktürk hanedanının yıkılması ve II. Göktürk hanedanının kurulmasıdır. Bu tarihsel aralıkta yaşanılan olaylar anlatılmıştır. Benim kastettiğim adamlar böyle bir süreci değil, doğrudan o şahsın hayatını yazdığını iddia edenlerdir.

Tarih konusunda ikinci gurup doğrudan tarihsel bilgilere saldıranlardır. Koskoca Milli Mücadele’yi yok sayanlar, İslamiyet öncesi Türk tarihini görmezden gelenler, küçük meselelere büyük önem ithaf edeneler, bir padişahın üzerinden geçinenler bu gurubun elemanlarıdır.

Atatürk’ün mirasçılarından olan Türk Tarih Kurumu, ‘Tarihte Türk-Kürt Ortaklığı’ başlıklı saçma sapan seminerler düzenlemek yerine bu konuları çözmeye uğraşsa durum farklı olabilirdi. Lakin onların önemli işleri var.

Birçok meselede olduğu gibi yine dönüp dolaşıp eğitim noktasına geliyoruz. 12 yıl zorunlu eğitime tabii tuttuğumuz çocuklarımıza dilini ve tarihini öğretemiyoruz. Dilini öğretemeyince yabancı bir dil de öğretemiyoruz. Yabancı dil öğrenemeyen çocuk dünyayı takip edemiyor.

Tarihini öğretemediğimiz çocuğa, vatan sevgisini, millete hizmeti, devlete sadakati öğretemiyoruz. Bunlardan bihaber gençlerimiz pilot olacak kadar başarılı olsalar bile o uçaklarla bizim meclisimizi bombalıyorlar.

Özgüven eksikliği ile büyüyen, edebiyatımızın derinliğini ve zenginliğini bilmeyen çocuklar, kendi sözlerinin altına imzasını atamayan kimseler oluyorlar. Şiir, hikâye, roman veya deneme yazsalar bile ikinci bir şahsın okumasından rahatsız oluyorlar.

Burada bir pay da eğitimsiz ailelerindir. Çocuğunun yazdığı bir şiiri en temel seviyede dahi inceleyemeyen babalar veya anneler belki de iyi bir şair olacak çocuklarının körelip gitmesine sebep oluyorlar.

Sözün özü şudur ki; dilini, tarihini, kültürünü, edebiyatını bilmeyen nesiller ile uzun vadeli ve yapıcı bir temel atılamaz. Hayat bu kaidelerin iç içe geçmesinden oluşan bir bütündür. Biri olmadan diğerinin varlığı pek ehemmiyetli değildir.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone