Din Eğitimi

KemalOnalir

Dün, eğitimsiz Müslümanlarla alakalı yazmıştım. Hastalığı teşhis ettik, sıra tedaviye geldi.

Öncelikle dinlerin amacına bakmak gerekiyor. Dünya üzerinde çok çeşitli inanışlar var. Bunlar semavi ve gayri semavi olarak ayrılıyor. Semavi dinleri aynı Tanrı emretmiş, diğerlerini insanlar kurmuş deniliyor. Bu ayrımın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Onda, hakkında malumat verilmeyen dinler gayri semavi, yani insan kurgusu olarak kabul görüyor.

Semavi dinler 3, semavi kitaplar 4 adettir. Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an sırayla, insanlığa rehber olsun diye, Tanrı tarafından, insanlar içinden seçilen bir peygamber aracılığıyla tebliğ edilmiştir. Bu çeşitliliğin sebebi, insanların tebliğ edilen kitabın aslını bozması olarak anlatılır.

Bence sebep başka. Dinlerin gönderildiği yerlere, o yerlerdeki insanların yaşayışına ve daha önce helak edilen kavimlerin helak edilme sebeplerine bakılırsa, sebep; ahlaki yozlaşma.

İslam’ın doğduğu Arap toplumuna bakalım. Kız çocuklarına yapılan muamele, kadınların statüsü, faiz, putperestlik, Kâbe’de yapılan ahlaksızlıklar ve diğer gayri ahlaki hareketler. Karşımızda ahlaken çökmüş bir toplum var.

Hz. İsa’nın ve Hz. Musa’nın hayat hikâyelerine baktığımız zaman benzer toplumların içinden çıktıklarını görüyoruz. Bu bir kültür meselesidir. Nitekim Hz. Musa, Tur dağında, Tanrı ile konuşmaya gittiği esnada bir kısım İsrailoğlu, buzağı putu yapıp tapmaya başlamıştır. Hz. İsa son akşam yemeğinde bulunan Yehuda isimli havarisinin ihanetine uğramıştır. Hz. Muhammed henüz gömülmemişken, Sakafe Gölgeliği olarak adlandırılan yerde, bir kısım Araplar ‘liderlik kavgasına’ tutuşmuştur.

Yani bu yozlaşma uzun yılların meselesidir.

Madem bu bozulan topluma Tanrı sürekli peygamber göndermiştir o halde Tanrı; ‘ahlaklı toplum’ istiyor demektir. Öyle olmasa, ‘Ne haliniz varsa görün’ derdi.

Şimdi buna göre semavi dinlerin baş amacı; ‘ahlaklı insan yani ahlaklı toplum’dur. Günümüz mantığı ile sağlamasını yapalım; mesleği hırsızlık olan bir adam beş vakit camide namaz kılsa cennete girer mi? Tefecilikle insanları sömüren bir diğeri, memleketin zekât rekortmeni olsa ne fark eder? Kocasını aldatan bir kadının çocuklarını Kur’an kursuna yolluyor olması bir şey ifade eder mi? Akıllı adamın cevabı bellidir.

Gelelim gayri semavi dinlere. Bunların en büyük ümmet sahibi olanı Budizm’dir. Hinduizm, Taoizm, Şamanizm (Tengricilik) başlıcalarıdır. Tengricilik’e geri dönmek üzere diğerlerine kısaca bakalım. Budist, Hiduist ve Taoist öğretilerin temelinde tıpkı semavi dinler gibi ahlak vardır. İslam’da ‘kâmil insan’ olarak sıfatlanan, Tanrı’nın istediği kişi, bu gayri semavi dinlerde; ‘erdemli insan’ olarak sıfatlanır. Beklentiler semavi dinlerdekinden farklı değildir. Erdemli insan, toplum huzurunu bozmayan, çalmayan, öldürmeyen insandır.

Tengricilik, Türklerin kültür ve töresinde var olan inanç sistemidir. Bu inanışın gayesini anlamak için Türk töresine bakmak gerekir. Türk töresinde, zina ve hırsızlığın cezası idamdır. Eşcinsellik, aynı şekilde idamla cezalandırılır. Yani Tengrici inanç sisteminin temelinde de ahlak vardır.

Buna göre dinler ve öğretilerin ortak bir hedefi var oluyor. Bu hedef; ‘toplumun düzenini bozmayan ve ahlaki değerleri haiz insan yetiştirmek’ şeklinde kodlanabilir.

Bu bilgilere göre din eğitimin temelinde ahlaki değerlerin önemi olmalı, her şeyden önce ahlaklı insan olmak öğretilmelidir. Bu şekilde zorunlu din eğitimindeki tartışmalara da son verilebilir. Alevi yahut Sünni olsun, böyle bir din eğitimine hiç kimse itiraz etmeyecektir. İyi Müslüman olmanın yolu ahlaklı insan olmaktan geçer. Ahlaklı olmayan insan Müslüman, Hristiyan veya Yahudi olamaz. Bize bakan kısmıyla Müslüman olamaz deyip geçmek doğru değildir. Türk olup diğer dinlere inanları da düşünmek zorundayız.

Hepimize hem tarih hem din derslerinde okutulan savaşlar, mücadeleler din eğitiminin değil, tarih eğitiminin parçasıdır. Bunlar din dersi müfredatından çıkartılmalıdır. 5. Sınıf öğrencisi Muaviye-Ali kavgasını anlayamaz. Böyle konuları ilerleyen süreçte kendisi araştırıp öğrenmelidir.

Son olarak dinin bir iman meselesi olduğunu öğretmek gerekir. Nitekim hiçbir insan bir balığın karnında bir müddet yaşayıp daha sonra çıkıp yaşamına devam edemez. Fakat Yunus Peygamber bu durumu yaşamıştır. Müslüman buna iman etmek zorundadır. Bu durumun bilimsel bir açıklaması yoktur, olamaz. Yahut hiç kimse Mekke’den Kudüs’e kara yoluyla birkaç saatte gidip, oradan göğün 7. katına yükselip, tekrar evine gelip uyuyamaz. Fakat Tanrı bu olayı Hz. Muhammed’e yaşatmıştır. Miraç olayını bilimle izah edemezsiniz. İman gerekir. İman, Tanrı’nın kudretini kabul etmektir.

Bu şekilde din eğitimi almış bir bireyi, devlete sızdırıp kullanamazsınız. Haram paralarınızı sıfırlamazlar. Milletlerine yanlış yapmaktan kaçınırlar. Bir kısım kedicik sahipleri gibi atomda Allah’ın hikmetini aramazlar. Bu birey atomu kimin yarattığı meselesini aşmış, onu dindaşları menfaatine nasıl kullanacağına odaklanmıştır. Ahlak sahibi olmanın her şeyden önce geldiğini bileceği için, kişisel hayatına da dikkat edecektir.

Tanrı’nın istediği kul budur. Kuluna kulluk edenin ne Tanrı katında ne de insanlar arasında yeri yoktur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone