Dizilerin Toplumun Karakter Yapısına Etkileri

YusufDuzgoren

Türk televizyonlarında 2000’li yıllardan sonra bir dizi furyası başladı. En TV izlemeyenlerimiz bile bunların pek çoğuna maruz kaldık. Yapılan dizilerin içeriklerine, konularına baktığımızda işlenen tek bir konu var: Aşk.

Hayatın anlamını, amacını karşı cinsi elde etmek, ona özlem duymak, acı çekmek, ihanet etmek, ihanetini gizlemeye çabalamak, eniştesiyle oynaşmak, yengesine yavşamak, zengin kocaya varmak gibi gösteren bu yapımlar maalesef başka alternatif olmadığı için Türk izleyicisi tarafından yıllarca tüketildi ve tüketilmeye devam ediyor. Ne yazık ki aşk gibi yüce bir duygunun içini de bu pis karakterlerin yaşadığı olay örgüleri kirletiyor.

Filmler bu kadar zararlı değildir. Film dediğimiz şey ortalama 120 dakika sonra biten, “seçilebilen” bir şeydir ve izleyici bunun film olduğunu bilir. Ama dizideki olaylar her hafta evimizin içerisinde de yaşandığından dolayı oradaki karakterlere iyice aşina olan seyirci artık onları kendi hayatının bir parçası olarak görmeye başlıyor. Yaşanan tüm pislikler, ihanetler, entrikalar o evin içinde de yaşanıyor. Çoluk çocuk bunlara şahit oluyor. Zamanla aynı konular işlene işlene artık karşıdan bakıldığından onaylanması mümkün olmayan bu davranışlar günlük yaşamın birer parçası olmaya başlıyor.

Biz öğretmenler hep eskiden öğretmene daha fazla saygının olduğundan, kendi öğrencilik zamanımızda hocalarımıza gösterdiğimiz saygının ve hürmetin yarısını bile bugün öğrencilerimizden göremediğimizden yakınırız. Yüzlerce yıl bu mesleğe duyulan saygı (hele ki manevi değerlere fazlasıyla önem veren böyle bir toplumda) niçin son yıllarda bu denli düşmüş olabilir?

Geçenlerde okulundaki fuhuş olaylarından dolayı zıvanadan çıkan bir lise müdürü ağza alınmayacak sözlerle çocukları fırçaladı. 15-16 yaşında bekaretini kaybeden, hamile kalan, kaç kişiyle birlikte olduğunu dahi sayamayan genç kızlar ve erkekler bu cesareti nereden alıyor, bunu nasıl normal karşılıyor olabilirler?

Bence FOX TV‘de yıllarca yayınlanan Arka Sıradakiler dizisi bile başlı başına bu soruların cevabı olabilir. Öğretmene diklenen, uyuşturucu madde kullanan, saçını değişik renklere boyayıp eteğini kaba etinin bitimine kadar katlayan, arkadaşının manitasına aşık olan tipleri büyük bir merak ve heyecanla izleyen öğrenciler, ergenliğin de verdiği özentilik ve “cool” olma iç güdüsüyle onlar gibi olmaya çalışıyor, bunun sonucunda da ahlaki olarak zehirleniyorlar.

Taciz ve tecavüz olaylarının, aldatmaların, boşanmaların son yıllarda artmasında Yaprak Dökümü gibi gayet masum görünümlü “genel izleyici kitlesine” hitap eden, bir aile dizisinin, Türk televizyon tarihinde en yüksek reytingleri almış Aşk-ı Memnu gibi yapımların hiç mi etkisi yok?

Bunların edebi eserlerden uyarlandığı, yıllar önce yazıldığı herkesin malumu. Merak edip zamanında bu iki kitabı da okumuşluğum vardır. Fakat, diziyle kitap tahmin edersiniz ki apayrı şeyler. Kitap, Bihter ve Behlül’ün yakınlaşmalarını porno film çeker gibi gözünüze sokmuyor. Karşınızda Kıvanç ve Beren gibi insanları çırıl çıplak soyup “hadi bakalım al yengeyi, çoluk çocuğu otur izle” demiyor. Üstelik yukarıda bahsettiğim gibi her hafta evimize konuk olan bu karakterler hayatımızın bir parçası haline gelmiyorlar.

Yaprak Dökümü’ndeki Ali Rıza Bey ne kadar kalender bir insan değil mi? Ailesi de keza öyle… Tüm aileyi mahveden Ferhunde ve Oğuz adında iki kötü niyetli karakter. Diziyi izleyen bir vatandaş bu iki karaktere her hafta sövüp, zavallı Leyla’nın evlilik dışı ilişkiye girip hamile kalmasını, Ali Rıza Bey’in biricik kızı Necla’nın eniştesiyle birlikte kaçmasını gayet masum karşılıyor, “aşk işte ne yaparsın” diyor.

No:309 diye bir dizi var şimdilerde FOX’ta. Bir siteden okuduğum kadarıyla dizinin adı başroldeki kızla erkeğin sarhoş olduklarında birbirlerini tanımadan bir geceliğine birlikte oldukları ve kızın hamile kaldığı otel odasının numarası. Dizinin ilk bölümlerinde kızının tanımadığı biriyle birlikte olduğunu öğrenen annenin çileden çıkması fakat sonra bu kişinin bir holding patronu olduğunu öğrenmesiyle zil takıp oynaması işlenmiş. Kişilerin zihinlerinde normalleşen bu davranışlar zamanla toplumda kabul görür hale geliyor. Sonuç olarak da sıkı Müslüman bir toplumun ahlak düzeyi yerlerde sürünüyor.

Ben bu işte kasıt arıyorum arkadaş. “Türbansız kadın perdesiz eve benzer” diyebilen bir devlet başkanı, açık giyinen insanlara demediğini bırakmayan bir zihniyetin yöneticileri nasıl oluyor da televizyondaki bu ahlaki erozyona müdahale etmiyorlar? Sigarayı, içkiyi sansürlemeyi akıl edebilen bir RTÜK nasıl oluyor da konusunu arkadaşınıza dahi anlatmaktan hicap duyacağınız bir dizinin yayınlanmasına göz yumuyor?

Çocuklarınızın böyle sapık ilişkileri normal kabul edecek bir bilinçle büyümesini istemiyorsanız onları televizyondan uzak tutun kardeşim. Bulun internetten her gün bir film, patlatın mısırınızı, oturun mis gibi izleyin. Kendi geleceğinizi de, bizim geleceğimizi de, çocuklarımızınkini de karartmayın.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone