Dogmatiklerin İttifakı

2020 yılı ile birlikte dünya psikolojik bir kaosun içine doğru adım atmaya başladı. Savaş ihtimallerinin artması, virüs salgınları, meteor haberleri, iklim değişikliği, çatışmalar, komplolar, bilgi kirliliği… Git gide karamsar bir hava ve küresel bir psikolojik kaos ortamı doğmaya başladı.

2019’un sonunda, ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesi ve İran’ın yaptığı misilleme bir başlangıçtı. Belki kimileri bunu daha da geriye götürebilir. Konuyu ABD-İran gerginliğinden ele alırsak bu gerginliğin bir anda zirveye tırmandığını ve daha sonra bittiğini görüyoruz. Güya iki taraf da savaşta kararlıydı ve yeni bir dünya savaşına doğru yol almıştık. Bugün gördüğüm kadarıyla kimsenin gündeminde bu çatışma yok ama herkesin aklında birkaç isim kaldı: Siyonizm, Evanjelizm, cihatçılık, Mehdi, Mesih, Moşiyah… Kimilerinin itikadına göre bunlar aynı kişiler, kimileri farklı kişiler olduğuna inanıyor. Hepsinin ortak inancı bir kaos ortamının içinde insanlığa birer kurtuluş olarak gelecek olağanüstü bir ismin olduğudur.

2020’de Elazığ, Malatya, Manisa gibi şehirlerimizde meydana gelen depremler ve nihayetinde yaşadığımız kayıplar ülkemizi biraz daha bunalımın eşiğine getirdi. Depremlerle ilgili sayısız teoriler ortaya atıldı, uzmanlık alanının dışında çok sayıda isim televizyonlarda konuşturuldu ve deprem bir gerçek olarak ele alınmaktan çok sanal bir şekilde kulaktan dolma bilgilerle değerlendirildi. Korkumuz, endişemiz arttı. Ayrıca fırsatçılarla ilgili haberler, hırsızlık olayları hepimizi üzdü; her gün giderek daha fazla arttığı söylenen intihar haberleri de psikolojik kaosu tetiklemeye devam etti.

Bunların toplamından daha fazla etkiyi ise Korona virüsü yaptı. Yine kulaktan dolma bilgiler, tedbirsizlikler, komplo teorileri, fırsatçılar, dolandırıcılar ortaya çıktı. İster biyolojik savaş olsun, ister doğal yollarla ortaya çıkmış olsun, Korona virüs bugün herkesin sağlığını tehlikeye sokan bir gerçektir. Gözlerimle gördüğüm, kulaklarımla duyduğum bazı hamasi söylemlerle, örneğin, “Biz şehadete aşığız” gibi cümlelerle hiçbir şey kazanamazsınız. Virüs ister doğal ister yapay bir salgın olsun, bir gerçektir ve ona karşı tedbir alınmalıdır.

Şimdi gelelim ezel-ebed başımızı yiyenlere…

İndependent Turkish’in haberine göre, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Ali Rıza Penahiyan, Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu öne sürdüğü Korona virüsünün yayılmasını istemiştir. Açık söyleyeyim ki haberin doğruluğuna inanmamak için hiçbir sebebimiz yoktur. İnanmak içinse çok fazla sebebimiz vardır. Batılılar, “Tanrıyı kıyamete zorlayan” insanlar olarak anılan Evanjelistlerle uğraşsın, bizim de başımızda Mehdi’yi gelmeye zorlayanlar vardır. İran ve ABD yıllardan beri böyle paslaşmaktadır. 90’lı yıllarda laik düzene yapılan saldırılar, bu paslaşmanın sadece bizim ülkemizdeki bir örneğiydi. Siyonistlerin ne haltlar yediğini anlatmaya ayrıca gerek yoktur, diye düşünüyorum. Onlar hayatımızın her yerine yayılmış bir zehir, bir virüs gibi yaşamaya devam ediyor.

Birtakım kıyamet hadisleri, başta Adnan Oktar olmak üzere pek çok şarlatan tarafından uzun zamandan beri pompalanmaktadır. Gökdelenlerin, telefonların, arabaların kıyamet alameti sayıldığı hadislerin önceden verdiği zarar, bunların günah olduğu düşüncesini doğurmak ve buna inananları geride bırakmak, bilimi küçümsemekti; bilim, -hala da böyle görünmek kaydıyla- bir şeytan silahı olarak görülmektedir. Bugün bu hadislerin verdiği zarar, İslam dünyasını Evanjelizm-Siyonizm cephesiyle aynı cephede buluşturmaktır (Bir diğer zararı da, birilerinin bu hadisleri ranta çevirerek her yere bir ucube gibi duran gökdelen yaptırması ve “Aha kıyamet alameti!” demesidir).

Dinlerarası diyalog, sanıldığından daha büyük bir şer ittifakıdır. Bana göre bu diyalog girişimlerinin arkasında Mehdi-Mesih-Moşiyah beklentisi vardır. İslam dünyasındaki mevcut muhafazakar kuvvetler de, Hristiyan ve Yahudi dünyasındaki muhafazakar kuvvetler de böyle bir oluşuma ihtiyaç duyuyorsa, otorite ve güçlerini kaybetmemek adına pembe bir maskeye ihtiyaç duymuşlardır. Bu oluşumun coğrafyamızdaki ana hedeflerinden biri de hiç şüphe olmasın laik düzenimizdir. Aynı şekilde Türklük de hedef alınmakta ve İslam dini kurumsal anlamda daha fazla zehirlenmektedir. İsrailiyyat ülkemizde ve coğrafyamızda kol kola gezdiği sürece de daha çok Brzezinskiler çıkıp “God is the greatest!” diye nara atacaktır.

Bir soru: Kıyamet ittifakı diyebileceğimiz ve dogmatik beklentileriyle dünyayı kana bulayan, başımızı yiyen bu esas virüsler gerçekten bir kurtarıcıya inanıyor mu?

Belki evet, belki hayır…

Ama içimden bir his, her biri kendi coğrafyası için bir Mehdi, Mesih ve Moşiyah çıkararak ya da çıkarma ümidi vererek kitleleri kontrol altında tutmaya çabalıyor, diyor. Bu türlü bir hakimiyetin yolu da dogmatik düşüncelerin dozunu artırmaktan, insanları mevcut tehlikelere karşı bilimsel tedbir almaktan alıkoyarak psikolojik kaos içine sürüklemekten geçiyor.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone