Dört Taraftan Saldırı: Türkler! Birleşin!

Anayasa değişikliğinin ilk aşamasında şaşırtıcı bir sonuç çıkmadı. Birbirine FETÖ şüphesiyle bakan, birbirine güvenmeyen, birbirine vatan hainliği ithamında bulunanlar birleşti. Başbakanlığı döneminde FETÖ tarafından aldatıldığını kabul eden, açılım sürecinde diretip terörün virüs gibi her yana sızmasına sebebiyet veren sayın Cumhurbaşkanı, olağanüstü yetkilerine kavuşmaya çok yaklaştı.

OHAL dönemindeyiz. Terörle mücadele halindeyiz. Batı dünyasıyla aşikar bir savaşın içindeyiz. Bizi bu şartlara sürükleyen uluslararası güçler, yıllardır Türk devletinin kimliğine, yapısına yönelik özellikle AB ve NATO kanalları üzerinden bir saldırı içindeydi. Sorum şudur: İlerleyen dönemlerde devletin şeklini, kimliğini değiştireceksek, biz yıllarca bu değişiklikleri dayatanlarla niye savaş halindeyiz?

Soruyorum: Bu millet önümüzdeki 10 yıl içinde kokoreç bile yiyemeyecek mi? Ne bu teslimiyet?

Bir yanda küresel terörün baş oyuncuları IŞİD, PKK; içeride özellikle hukukun içine kadar sızmış DHKP-C; Kürt-İslam siyaseti güderek siyasal İslamcıların sevgisini kazanan Hizbullah ve daha niceleri… Bir yanda, Kıbrıs’ta Rum kesimini kullanarak geleceğin enerji kaynaklarının adresi olan denizlerde hakimiyet kurmak isteyen siyonizm…

Sayın Cumhurbaşkanı bu yetkilerle ne yapacak?

Mesela Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları üzerine hakimiyet kurma konusunda eskisinden daha mühim hale gelen Kıbrıs’tan Türk askerinin gönderilmemesi için ne yapacak? Kendi Başbakanlığı döneminde bu konuda mücadele veren, tabiri caizse İsrail’e racon kesen deniz subayları darbeci diye içeri atılmamış mıydı? TBMM’den alacağı yetki, Kıbrıs konusunda şahsına güveni de temin ediyor mu?

Sivil meclisten olağanüstü yetki almak bir kimseye kurmaylık yetenekleri bahşetmeyeceğine göre, askerliğini kantinde yapmış bir kimsenin “Başkomutan” olarak, mesela, Musul ve Kerkük sorununu nasıl çözeceğini merak ediyorum. “Ver, kurtul.” Başkomutanlığın bir gereğiyse, ben kendisinin en büyük desteçisiyim. Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş’la neden ters düştüğünü, Kuzey Irak’ta Türkmenlere rağmen seçimini Barzani’den yaptığını düşündükçe, “Ver, kurtul.” anlayışının bu milletin lehine olacağı imkansızlığına bir kez daha inanmak istiyorum (!)

Türk varlığına yönelik saldırılar, dört taraftan ve sivil ahtapotun kolları eşliğinde artarak devam ediyor. Sadece fiziki terörle değil, maddi ve manevi terörle de Türklüğün tüm kalelerine saldırılmaktadır. Ülkemizin doğası Arap şeyhlerine ve işadamlarına peşkeş çekilerek bozulmakta, çeşitli coğrafyalarına özgü böcekler bile kaçırılmakta, yemekleri dahi sahiplenilmekte, ruh hastaları, katiller, sapıklar Türk ailelerine dadandırılmaktadır. Bunların tamamı şeytani oyunların, saldırıların bir parçasıdır. Türk milletine düşen bütün unsurlarıyla birleşmek, Türklüğe ve Türkçülüğe karşı sürdürülen Haçlı seferlerini icabında tüm varlığını siper ederek söndürmektir.

Bu savaşta bölünen, kaçan, korkan, umutsuzluğa kapılan hem alçak hem de haindir.

Birçoğumuzun Türkçülük davasına baş koyduğumuzda ilk uranı şuydu:

“Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır;

Töremizde yazılı, harpten kaçan alçaktır!”

O halde;

“Saflarımız seyrelse de yine ileri!”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone