Düşman mı İstiyorsunuz?

Portakalı bıçaklayan, sorna da sıkıp suyunu içen; Fenerbahçe’den Robin van Persi’nin, Galatasaray’dan da Wesley Sneijder’in gönderilmesini isteyen; İstanbul’un kardeşlik akdini bozmasıyla da keyiflenen kitle eğer Hollandalı düşman istiyorsa, Avrupalıların karşısına çıkmak istiyorsa, ne yapılması gerekenler bunlardır ne de hedef alınacak tek zümre Hollanda’daki mevcut siyasilerdir.

Daha önce, Google-Berg veya Zeitgeist Google meselesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Ötüken’de de “Büyük Veri Çağı” adında bir yazı yazmıştım. Bu iki yazı birbiriyle bağlantılıdır. Bu sefer o kadar ayrıntıya girmeyeceğim ama bu yazı da onların bir devamı sayılabilir. Çok kısa olarak birkaç isim verip bunların üstüne gidilmesi gerektiğinden bahsetmek istiyorum.

Hüküm süren bağımlı-bağımsız birçok devletin kilit noktalarına gelecek isimleri, özellikle de gelecek vadedenleri belirleyen oluşumların başında Bilderberg gelir. “Zeitgeist” (zamanın ruhu) anlayışıyla da bu oluşum zamanla kendini tasfiye edecek ve yerini sanal Bilderberg’e, yani Google’a bıracak. Bu planın arkasında da “Büyük Veri Çağı” projesi vardır. Özellikle ABD’de telefon görüşmelerinden internette yapılan aramalara kadar birçok veriyi kaydedip analiz eden, buna göre ticari yönelimleri saptayan, buna göre tahmini seçim sonuçları veren merkezler kuruluyor. Bu kapsamda da çeşitli uluslararası örgütler aracılığıyla “internet özgürlüğü”, “ifade özgürlüğü” gibi söylemlerle ülkelere müdahale ediliyor. Sansürde sınırı aşan anlayışa karşı çıkan cephelerden biri de sansürü doğrudan beyne koymaya çabalayan, yani beyin kontrolü gerçekleştirmeyi hedefleyen anlayış oluyor.

Bilderberg’in Mayıs 1954’teki ilk toplantısı için ilk resmi daveti çıkaran kişi Prens Bernhard’tır. Bernhard, Hollanda kraliçesi Beatrix’in babasıdır. Kraliçe Beatrix’in oğlu Constantjin van Oranj ise 47 yaşında ve Bilderbeg’in genç isimlerindendir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren bankaların devletler ve toplumlar üzerinde otorite kurması ve güçlenmesi için çalışıyor.

Hollanda-Rotterdamlı AB Komisyon üyesi Neelie Kroes, Van Oranj üzerinden Hollanda kraliyet ailesiyle yakın ilişki içerisindedir. Komisyonda sorumlu olduğu konu dijital stratejilerdir! Zat-ı şahanelerini özellikle Türkiye’deki internet özgürlüğü ile ilgili endişelerinden tanıyoruz. Yemiyor, içmiyor; yatıyor, kalkıyor Türkiye’deki internet özgürlüğünü kafaya takıyor. Allah razı olsun… Kendisiyle ilgili bazı haberlerden alıntılar yapayım:

“AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Neelies Kroes: Twitter yasağı mesnetsiz, saçma ve ödlekçe. Türk halkı ve uluslararası toplum bunu bir sansür olarak görecektir, ki bu bir sansürdür.” (21 Mart 2014)

İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2 Eylül 2014’te bir seminer düzenledi. Seminerin konusu “İnternet Çağında Medya Özgürlüğü” idi. Katılımcılarından biri ise şaşırmayacağınız üzere, Neelie Kroes.

Türklerin özgürlüğüne çok düşkün (!) olan Neelie Kroes’un adı Eylül 2016’da ortaya çıkan bir skandalla gündeme gelmiştir. Bu ablamız, meğer Bahama Adalarınndaki faaliyet gösteriyor görünen hayali bir şirketin yöneticisi imiş… Çok ahlaklı olduğu için de sorumluluğunu kabul etmiştir. Politikacı olunca “suç” değil “sorumluluk” oluyor çünkü…

Cem Küçük başta olmak üzere birçok fedai yazar veya televizyoncu sabahtan akşama kadar atıp tutuyor: Bilderberg şöyle, İlluminati böyle, Yahudiler öyle… Yok Avrupa çöküyor, biz geliyoruz…

Geçin bu hamaseti.

Dünya üzerindeki en büyük yanılgılardan biri, özellikle Avrupa’daki kraliyet ailelerinin güçsüz ve simgesel olduğunun kabul edilmesidir. Bir ülkede seçim olup olmaması herhangi bir şeyi değiştirmez. Kral perde arkasında senin seçtiğine hükmediyorsa, bundan çıkarman gereken sonuç, özgürlük üzerine yaptığın Pollyanna edebiyatına nazaran daha azap vericidir. Sermaye sahipleri elbette dünyanın zengin ailelerini yok etmeyecekti. Etmedi de. Tarih ve politika kitapları güçsüz veya yok saydı, o kadar… Adına ister İlluminati deyin, ister başka bir şey deyin. Kraliyet ailelerinin üzerine gidilmeyip saygı gösteriliyor olmasının yegane sebebi, piramidin en tepesindeki kapıda durmalarıdır.

Her sistemin bir çarkı vardır ve sistem de çarkların hareketiyle işler. Bunu herkes bilir. Sistemi dışarıdan izleyip “Çarklar dönüyor.” demekle mücadele olmaz; rant olur, şov olur. Hele perde arkasında çarkları yağlarsan…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone