Emir Timur’un Portresi- Timur Kocaoğlu

ti

Emir Timur’un Portresi: Togan’dan Günümüze

Tarihçilerin Değişik Yorumları

 

Timur Kocaoğlu*

Michigan State University, ABD

 

 

– Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan’ın anısına –

 

“Tarih Yapan” olarak geçmişte önemli yer tutan büyük devlet adamlarının portreleri (ya’ni onların kişilikleri, devlet yönetimi, ordu düzeni, savaş  stratejilerini topluca değerlendiren yorumlar) değişik dönemlerde ve özellikle de çeşitli siyasi sebepler veya bakış açılarından dolayı tarihçiler tarafından birbirinden oldukça değişik olarak çizilebilir.  Böyle tarih yapan kişilerden biri de Emir Timur (1336-1405)’dur. Gerçekten de, yanlız Türkiye’deki değil, çeşitli ülkelerdeki okullarda okutulan tarih ders kitaplarından ansiklopedilere ve bilimsel araştırmalara kadar, Timur konusunda bazen olumlu, bazen olumsuz yorum ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu yazının amacı, 1910 ile 2006 yılları arasında hem Türkiye’deki hem de Türkiye dışındaki tarihçiler ve yazarların Emir Timur konusunda birbirinden ayrılan yorumlarını, kısa süreli bir araştırma çerçevesinde ulaşılabildiği ölçüde, özetleyerek sunmak ve çeşitli görüşlerin karşılaştırmalı incelenmesi sonucunda, bir Türk tarihçisinin bundan 94 yıl önce Emir Timur konusunda bildirmiş olduğu ilk görüşlerinin bugün için de ne kadar yerinde ve uygun olduğunu vurgulamaktır.

Rahmetli tarihçi Ahmed Zeki Velidi Togan (1890-1970)’ın henüz 22 yaşındayken yayımlamış olduğu Türk ve Tatar Tarihi adlı kitabı gerek o güne kadar, gerekse ondan sonra 1920’ye kadar Kazan ve Ufa’da yayımlanmış olan diğer tarih kitaplarından Emir Timur (1336-1405)’un askerî faaliyeti, özellikle Altın Orda hanı Toktamış ile Timur arasındaki çekişmeler ve Timur’un nihayî zaferi konusunun yorumlanışı bakımından büyük farklılıklar gösterir.  Hem Tatar hem de son devir Osmanlı ve daha sonraki bazı Türkiye Türk tarihçilerinin Emir Timur’u oldukça olumsuz yorumlarının aksine, Togan modern tarih yazımında Emir Timur konusunda olumlu görüş ve yorumlar getiren 20. yüzyılın başındaki ilk modern tarihçi sayılır. Togan’ın Emir Timur hakkındaki olumlu yorumları onun daha sonraki çalışmalarında (Bugünkü Türkili-Türkistan ve Yakın Tarihi, 1934 Kahire ve 1942-47 İstanbul baskıları; Umumî Türk Tarihine Giriş, Cilt 1, İstanbul 1946) olgunlaşır ve “Timurs Osteuropapolitik” (ZDMG, 108/2, 1958) adlı incelemesinde doruğa çıkar. 1924-1990 yılları arasındaki Sovyetler Birliği ile Türkiye’de Atatürk dönemi sonrası bazı yıllarda Timur konusunda oldukça olumsuz görüş ve yorumlar dışında, Batı Avrupa, ABD ve Japonya’daki çalışmalarda ise, Emir Timur’un portresi (yine bazı istisnalar ile) olumlu çizilmiştir.

Zeki Velidi Togan’dan önce özellikle Kazan’daki Tatar aydın ve tarihçileri, Altın Orda Devleti’nin yıkılışındaki en büyük payı Emir Timur’a yükledikleri için onu kendi eserlerinde olumsuz  bir kişilik olarak sunmaktan ve Emir Timur konusundaki kızgınlıklarını açıkça ortaya koymaktan çekinmemişlerdir. Böyle Tatar aydınların başında, Rızaeddin Fahreddin gelir. Rızaeddin Şura dergisinin 1908-1917 yılları arasındaki sayılarında “Meşhur Adamlar ve Büyük Hadiseler” yazı dizisi altında yayımladığı Altın Orda ve Kazan Hanları hakkındaki makalelerinde, yalnız Altın Orda devletinin çöküşüne değil, daha yüzyıllar sonrasında Rusya müslümanlarının ezilmişliğine de yol açmış başlıca neden olarak Emir Timur’u gösterir:

Aksak Timur’un ordusu Deşt-i Kıpçak’ı geçerek yollarına çıkan herşeyi yakıp yıktılar ve sayılmayacak kadar çok insan öldürdüler.  Ayrıca bir o kadarını da esir aldılar.  Bu öyle büyük bir olaydı ki, o büyük kültür devleti kısa sürede harabeye dönüştürüldü.Bugünkü Rusya Müslümanlarının ataları Aksak Timur’un yapmış olduğu eziyetler kadar büyük bir zülmü hiçbir zaman çekmemiştir.  Büyük devletin yıkılması ve Rusya’nın tarih sahnesine çıkması Aksak Timur’un yapmış olduğu bu seferle doğrudan bağlantılıdır.[1]

 

Rızaeddin Fahreddin bu olumsuz görüşlerini Toktamış Han ile ilgili makalesinde bildirir.  O daha sonra Edigey Mirza ile ilgili makalesinde ise, Edigey Mirza’nin Tatar tarihindeki olumsuz rölünü belirlerken bile, onun suçunu Emir Timur’dan sonraki ikinci sıraya koyar:

“Eğer bugün Rusya müslümanlarının ezilmiş ve sömürülmüş olmalarının birinci sebebi olarak Aksak Timur ve seferlerini gösteriyorsak, ikinci sebebi olarak Aksak Timur’un başlatmış olduğu trajedinin Edigey Mirza tarafından sonuca ulaştırılmış olmasını gösterebiliriz.”[2]

Rızaeddin Fahreddin kendi yazılarında Emir Timur’a beslediği nefreti açıkça belirtmekten çekinmez.  Emir Timur hakkında makale yazamayacağını bir yazısında şöyle açıklıyor: “Emir Timur tercümesini soğukkanlılıkla yazacağıma inanmadığım için bugüne kadar Şura’da basmadık. Bizim ona olan öfkemizin bitmesi ve acımızın azalması ihtimali yok.”[3]

Emir Timur hakkında makale yazamayacağını belirten Rızaeddin Fahreddin “Cengiz Han” hakkındaki makalesinde ise, Cengiz Han’a övgüler yağdırırken, onu Türk milletini birleştiren ve yücelten bir kişi olarak tanımlar: “Türkleri birleştirmek yolunda gayret ettiği ve Türk kavminin şan ve şöhretini göklere çıkardığı için Cengiz Han, en büyük adamlarımızdan, vücudu ile iftihar edecek büyüklerimizden ise de, bu babda olan hissiyât-i diniyemiz, hissiyât-i kavmiyemize göre galipdir.”[4]

Başka Tatar aydın ve tarihçileri ise, Rızaeddin Fahreddin kadar Emir Timur’a nefret beslememişlerdir. Hatta, Altın Orda devletinin yıkılışındaki birincil rolün Emir Timur’da değil, Altın Orda şehzadeleri arasındaki taht kavgalarında olduğunu 1910’larda belirten bazı Tatar tarihçileri de vardır:

“Altın Orda evvelde çok kuvvetli olup, sonradan şehzadelerin kendi aralarındaki rekabet ve çekişmeleriyle birbirilerini öldürmeleri nedeniyle tamamen zayıflayarak bir kaç devlete bölündü.”[5]

İşte, Emir Timur konusuna daha tarafsız bakabilen bazı İdil-Ural bölgesindeki tarihçiler arasında 1912’de henüz 22 yaşında olan Ahmed Zeki Velidi (sonradan Türkiye’de “Togan” soyadını alır)’yi de sayabiliriz. Ahmed Zeki Velidi tarih alanındaki ilk eserinde Timur’un tarihteki yerini ve portresini çok olumlu olarak çizmiştir:

Aksak Timur, Türkler arasında çok sık, bütün dünyada çok seyrek rastlanan büyük fatihlerdendir… Kendisinin hadden fazla kabiliyeti, aklı, iktidarı, kahramanlığı ile bütün Maveraü’n-nehir hanlığını Çağatayoğulları elinden aldı. Semerkand şehrini başkent yaparak bilginleri kendi etrafına topladı…  Timur’a göre, o Kıpçağı kendi askeri gücüyle alarak Toktamış’a verdiği için, Toktamış onun önünde minnettar idi. O kendisini Toktamış’ın ve Kıpçağın sahibi olarak biliyordu; ama Toktamış ise kendini ikinci bir Timur olarak tanıyordu.”[6]

 

Daha sonraki yıllarda da, bazı Tatar aydınları ve tarihçileri ya Rızaeddin Fajreddin’in etkisinde kalarak Emir Timur’u tarihteki olumsuz bir kişilik olarak, ya da Ahmed Zeki Velidi’nin etkisinde onu daha olumlu olarak eserlerinde anmışlardır. Önceleri Uzak Doğu’da, daha sonraları ise Türkiye’de çok sayıda eser vermiş olan Tatar tarihçilerinden Abdullah Battal Taymas Çin’in Mugden şehrindeki “Uzak Doğu’da Yaşayan İdil-Ural Tatar Türk Müslümanlarının Dinî-Millî Merkezi Eğitim Şubesi” tarafından 1938 yılında yayımlanan “Türk-Tatar Tarihi” adlı eserinde Emir Timur’un Altın Orda ile ilişkileri, Toktamış Han ile macerası üzerinde ayrıntılı olarak bilgi verdikten sonra “Aksak Timur Hakkında Bir İki Söz” adlı kısa bölümde Emir Timur’un portresini hem olumlu, hem de olumsuz yönleriyle birlikte oldukça tarafsız olarak ilk okul son sınıf Tatar öğrencilerine şöyle tanıtıyor (Aşağıdaki alıntıda yazarın üslubunu değiştirmeden Tatar Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılmıştır).

 

[Abdullah Battal önce Emir Timur’un askeri seferlerinden söz ediyor]:

Aksak Timur dünyanın büyük fatihlerinden sayılır. Gerçekten de, o nereye gitse, orada yenmiş, işlerinde başarı kazanmıştır. Timur başkalardan üstün olmayı, ülkeler fethetmeyi çok severmiş. O “Dünyanın insanoğulları yaşayan yerlerinin iki padişahın eli altında olmasının önemi yok” dermiş. Timur ülkeleri fethetmekle yetinip, o ülkelerin kendi eli altında uzun süre kalmasına önem vermemiş ve onun çarelerinin onu ilgilendirmediği anlaşılıyor. Timur Kıpçak bozkırlarından dönerek bir yıl kaldıktan sonra, yani 1397.nci yılda Hindistan’a sefer yaptı, yolda Kafiristan halkını yendi, Dehli duvarları yanında Hint padişahının askerlerini darmadağın etti.  O Dehli şehrine girdiğinde ona karşı duran olmadı. 1399.uncu yılda Ganc ırmağına kadar gitti ve Hint’ten çok fazla ganimetler alarak döndü.  Ancak, bu zengin ülkeyi kendi ülkesine gerçekten katmaya önem vermedi. 1400’de bir ara Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’e hem de Mısır padişahı Ferec Berkukoğlu’na karşı savaş başladı; o yılda Anadolu’daki Sivas’ı, Şam’daki Halep’i, 1401’de Şam’ı aldı; 1402’de Ankara yanındaki çetin savaşta Sultan Bayezid’ı yenerek onu esir aldı; bütün Anadolu şehirlerine girip çıkarak Akdeniz boyuna İzmir’e gitti; 1404’te Semerkand’a döndü ve aynı yılda Çin üstüne yürüdü; 1405’te Otrar denilen şehre vararak o yerde 15 Şubatta vefat etti.

 

[Daha sonra Emir Timur konusundaki değerlendirmesine geçiyor]:

Timur çok yönden Cengiz’e benzer. O kendisi de çok işlerinde Cengiz’i örnek tutardı; ancak Cengiz ona göre daha akıllı, Timur  ise Cengiz’e göre daha bilgindi. Timur okulda okumamış, okuma-yazma bilmeyen biri olsa da, kendi ana dili Türkçeden başka Farsça konuşur, bilginlerle tartışmayı ve tarihçileri şaşırtmayı severdi. Kendisinin tarih konusundaki bilgisi dolayısiyle tarihçi İbn Haldun’u şaşırtmıştı. Tarihteki ve destanlardaki kahramanları anlatarak o kendi askerlerini canlandırır ve yüreklendirirdi. Timur yalnızca kendi vatanı olan Maverau’n-nehir’i ve başkenti Semerkand’ı imar etmeye özellikle önem verdi, başka vilayetlere fazla ilgi göstermedi. Semerkand’da yaptırdığı binaları onun nasıl zevk sahibi olduğunu gösterirler. Timur’un oğulları içinde yalnızca Şahruh akıllı bir kişiydi, başkaları ise sıradan kişilerdi. Onun çocukları ve torunları içinden Timur’un işini sürdürecek bir kişi çıkmadı; bunun için onun kurduğu devlet kısa sürede dağıldı. Ondan sonra, artık Türk-Tatar dünyasını bir lider etrafında toplayacak bir kişi Türklerin kendilerinden çıkmadı. Türk yurdu parça-parça oldu, sonra başkaların boyunduğu altına girdi.[7]

 

Sovyetler Birliği döneminde, özellikle 1924-1990 arasında Emir Timur konusunda yayımlanan eser ve ansiklopedilerde onun portresi etrafı yakıp yıkan ve halkları sömüren bir “feodal baskıncı” olarak çizilmiştir.  Başka Sovyet ansiklopedileri yerine, belki de Emir Timur’un nisbeten daha olumlu yorumlanabileceği (?) yer olarak Özbekistan’da yayımlanmış ansiklopediye bakmamız bile yeterli olabilir:

“Timur devleti askeri-feodal zulüm, halkları şefkatsiz sömürme ve ezme üzerine temellenmişti. Sınıf açısından Timur feodal asilzâdeler ve tüccarları korudu. Timur döneminde genel halkın sömürülmesi yine arttı… Bu sosyal zıdlıklar ta o devirde de keskin sınıf çatışmasına neden olmadan duramazdı. Bu yüzden de devlet Timur’un ölümünden fazla geçmeden 15. yüzyılda parçalandı.”[8]

Ancak, SSCB’de Mikhail Gorbachov’un başlattığı “Açıklık” (Glasnost) ve “Yeniden Yapılanma” (Perestroika) reformları Orta Asya cumhuriyetlerine 1989’dan sonra ulaşınca, Emir Timur konusu da artık “yasak” olmaktan çıkarak, onun hakkında olumlu düşünce ve değerlendirmeler bildirebilmek mümkün oldu. Özbek tarihçi ve yazarlarından Borıbay Ahmedov 1995 yılında yayımlanan “Emir Timur” adlı tarihi romanında Emir Timur’u çok olumlu bir kahraman olarak ele alır. Borıbay Ahmedov kitabının önsöz ve sonsözünde, Emir Timur hakkında şunları söyler (Önsöz’de):

 “Emir Timur dünya tarihindeki büyük şahsiyetlerden biri, Orta Asya halklarının iktisadi, siyasi ve kültürel gelişmesine büyük katkıda bulunmuş büyük devlet adamı ve usta asker, fen ve kültür hâmisiydi.”[9]

(Sonsöz’de): “Hazret sahipkıran ulus ve halkın başını bir araya getirerek, güçlü bir devletin temelini attı, bilim-fen ve kültürün gelişmesi için çaba gösteren ulu bir şahsiyetti.”[10]

Halbuki, Boribay Ahmedov’dan önce Taşkent’te çıkan Şark Yulduzı  (Doğu Yıldızı) adlı aylık edebiyat dergisinde Memedali Mahmudov (dog. 1945) adlı genç bir Özbek yazarın “Ölmez Kayalar” adlı romanı 1981’de yayımlandığında Moskova ile Özbekistan arasında “Emir Timur” konusunda büyük bir iç kriz yaşandı. Üç ay gibi kısa bir süre içinde o edebiyat dergisinin Özbek asıllı başyazarı ve bütün yazarlar kadrosu değiştirilerek, dergiye Rus asıllı bir eleştirmen başyazar olarak atandı. Yine, Moskova’nın emriyle Özbekistan Yazarlar Birliği o yıl içinde olağanüstü bir toplantı yaparak yazar Memedali Mahmudov, onun eserini yayınlayan dergi yazı kurulu ve dergideki yazı ve şiirlerin üzerinde basılmadan önceki son kontrolü yapan ve onay veren Sovyet sansürcüsünü sorguya çekti. Sorgulama sonucunda, romandaki “yanlışlıklar”ı düzelterek yeniden yazması koşuluyla yazar Memedali Mahmudov’a yalnızca sözlü ihtar cezası verildi. Genç yazar Memedali Mahmudov’un Moskova tarafından belirlenmiş “yanlışlıkları” başında romanında Emir Timur’u çok olumlu biri olarak tasvir etmesi geliyormuş.  Emir Timur romandaki kahramanlarından biri olmasa da, başka roman kişileri tarafından hayranlıkla anılıyor ve roman kahramanı Boranbek’in rüyasında Emir Timur görünerek ona milli konularda yol gösteriyor.[11] Tabii, 1980’lerde böyle konuları ele almak ve Emir Timur’u olumlu bir kişi olarak yüceltmek Sovyet idarecileri ve Kommunist Partisi’nin asla onaylayamayacağı bir durumdu.[12]

Modern Orta Asya Türk edebiyatının başlangıç dönemi sayılan Sovyet öncesi “Türkistan Cedit Edebiyatı” sırasında Emir Timur konusunda iki önemli edebi eser vardır.  Biri Özbek yazarı Abdurrauf Fıtrat (1886-1938)’ın “Temur Sağanası” (Timur’un Makberi) adlı piyes ile Kazak şairi Mağcan Cumabayoğlu (1893-1938)’nun “Aksak Temir” (Aksak Timur) adlı şiiridir. Bir perdelik drama/opera şeklinde yazılan Fıtrat’ın Timur’un Makberi adlı piyesi 1918-1919 yıllarında sahnelendiği halde basılmamış ve sonradan metni kaybolmuştur.[13] Çeşitli eserlerde Fıtrat’ın bu kaybolmuş piyesinden bazı sahne parçaları verilmektedir. Büyük bir ormanın baltalarla kesilmesi sahnesinde Emir Timur’un ruhu ortaya çıkarak oradakilere “Ben size çok miras bırakmıştım. Bu ormanları kimler kesiyor? Kimler bahçelerden kuşları kovuyor? Atalarımızın mirası bu duruma mı düştü?” der.[14] Kazak şairi Mağcan Cumabayoğlu (bugünkü Kazakça yazım ile: Mağjan Jumabay-ulı) 1923 yılında basılmış “Aksak Temir” şiirinde Emir Timur’un dünya hakimiyeti ve Türklük bilincini çok güzel betimler:

 

Kazak Türkçesiyle:                                        Türkiye Türkçesiyle:

 

  Aqsaq Temir Sözi[15]                          Aksak Timur Sözü

 

“Cihan dégen né něrse? –                  “Dünya denen nasıl bir şey? –

Alaqanıñ awdanı!                              Avuçiçi kadar bir yer!

Bir awdanda köp těñiri                      Bir alanda çok Tanrı

Boluwdıñ tipti joq sěni.                     Olmasının yoktur hiç gereği.

 

Těñiri – köktiñ těñirisi,                       Tanrı – göğün tanrısı,

Küñirensin, kögin biylesin!                Gürüldesin, göğünü yönetsin!

Jér těñirisi Témirmin,                         Yer Tanrısı Timur’um,

Jérime těñiri tiymesin!”                      Yerime Tanrı değmesin!”

 

Kök těñirisi – těñiriniñ                       Gök Tanrısı – Tanrının

Tuqımı joq, zatı joq.                           Dölü yok, özü yok.

Jér těñirisi Témirdiñ                           Yer Tanrısı Timur’un

Tuqımı – Türik, zatı – ot!                   Dölü – Türk, özü – ateş!

 

Bu olağanüstü güçlü şiirin Kazaklar ve başka Türk boyları arasında Türklük bilincini yükselteceğinden kuşkulanan Sovyet yönetimi tarafından Mağcan’ın öldürülmesinden sonra ta 1989’a kadar ne bu şiir, ne de şairin başka şiirleri SSCB içinde yayınlanabildi.

Sovyetler Birliği içindeki Türk cumhuriyetleri ve başka Türk özerk bölgelerinde Emir Timur konusunda böyle olumsuz bir tutum varken, Mustafa Kemal Atatürk dönemi Türkiye’sindeki popüler ve bilimsel eserlerde ise, Emir Timur büyük Türk hakanı olarak yüceltiliyor, onun Türk tarihindeki büyük katkıları vurgulanıyordu.  Aslında, Emir Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki Ankara Savaşı, onun acı sonucu ve Yıldırım’ın ölümü ve daha sonra Fetret devrine girilmesi dolayısıyla Emir Timur’a nisbeten olumsuz yaklaşım zaman zaman bazı Osmanlı tarihlerinde yansımış olsa da, Atatürk’ün Emir Timur’a karşı olan hayranlığı ve saygısı o dönem Türkiye Türk tarihçiliğinde yansımıştır.

Atatürk’e göre, Emir Timur’un en önemli özellikleri şunlardı: “Timur’un asıl dikkati celp eden hâli bir tehlike zamanında sakin ve mülahazalı kalışıydı.  Bu, büyük iş yapabilmek kabiliyetinde olan adamlarda görülebilir. Timur’un cismanî enerjisi de çok fazla idi; bu sayede gecelerce uykusuzluğa ve at sırtında kalmaya dayanabiliyordu. Timur’da bir şef vasıfları vardı ve o, kumanda etmesini seviyordu. Kendine çok emniyeti vardı.”[16]

Atatürk 23 Ocak 1923’te Bursa Sultani Mektebi’nde kadın ve erkek öğretmenlere güzel bir kadın-erkek dayanışması olarak Emir Timur ve karısını örnek göstermişti: “Timur’a geçecek olursanız, Timur’un doğrudan doğruya karısı, kendisinden daha muktedir bir kadındı. Emir Timur saltanat kurmak için başladığı ilk inkılapta, en yakın ve kuvvetli yardımcısı karısı idi.  Aynı ata beraber binerler ve her türlü cevvaliyet ve faailiyette bulunurlardı.  Bilhassa bütün bu faaliyetin ilim kısmını takip eden karısı idi. Karısı ulema ile beraber daima kocasına yardım ederdi.”[17]

Atatürk döneminin ünlü yazar, hukukçu ve tarihçilerinden Mahmut Esat Bozkurt Emir Timur’un devlet politikası konusundaki eserinde Ataürk’ün Emir Timur sevgisi konusunda şunları yazıyor (Bozkurt eserinde Emir Timur’dan hep “Demir” diye söz ediyor):

Atatürk, Demir’i çok severdi. Onun kumandanlığına, devlet adamlığına hayrandı denebilir.  Bir gün Yıldırım’la Demir arasındaki Ankara Meydan Muharebesi’ni harita üzerinde değerlendiriyordu. “Bakınız” dedi, “Yıldırım, Demir’i öyle bir kıskaç içine almış ki, bu kıskaçtan Demir’den başka bir kumandan sıyrılıp çıkamazdı. O çıktı ve hasmını yendi”. İlave etti: “Ben, Demir zamanında gelseydim, onun yaptığı işleri başaramazdım. O benim zamanımda gelseydi, yaptıklarımdan daha çok büyüklerini yapardı.” Yıldırım’ı da bir kahraman, bir cihan kahramanı olarak severdi. “Büyük manevracıdır. Fakat Demir’in yanında çocuktur. Korkusuz bir deli oğlandır” derdi.[18]

 

Mahmut Esat Bozkurt eserinde Emir Timur ile Atatürk’ü karşılaştırırken, “Demir de, Atatürk de yoktan devlet kuran Türk çocuklarıdır. Tabiatlarında ne kadar benzerlik var…” demekten kendini alıkoyamaz.[19]

Atatürk’ün sağlığında halka ve özellikle gençlere Emir Timur’u daha iyi tanıtmak için çok sayıda popüler tarih kitabı yayımlanmıştır. Bunlardan biri de Türkiye’nin gerçekten en popüler tarihçisi Reşat Ekrem (Koçu)’nun 1933’teki “Timur ve Oğulları” adlı eseridir.  Reşat Ekrem çeşitli fotoğraflarla bezenmiş 64 sayfalık eserinde Emir Timur’un hayatı ve faaliyetlerini ayrıntılı anlattıktan sonra, onu gençlere şu özellikleriyle örnek gösterir:

“Timur büyük bir kumandan, muzaffer bir imparator olduğu kadar büyük bir edebiyat ve ilim hamisi, bir Mesen[20] olmuştu. Timur’un Türk harp ve siyaset tarihinde ne kadar yüksek bir mevkii var ise, Türk fikir ve san’at âleminde de o kadar kıymetli bir yeri bulunmaktadır.”[21]

Ancak Atatürk döneminden sonra, Türkiye’de yazılan tarih kitaplarının bazılarında Emir Timur konusunda oldukça olumsuz ifade ve görüşler bildirilmiştir. Bunların başında da, Tatar asıllı tarihçi Akdes Nimet Kurat gelir:

Hindistan, İran, Irak, Anadolu’dan başka Altın Ordu’ya seferleri ve tahribatı ile şöhret bulan Aksak Timur, netice itibariyle Türk tarihinde çok meş’um bir rol oynamıştır.  1402’de Ankara Savaşı’ında Yıldırım Bâyezid’i esir almakla, Anadolu’daki Türk Birliğini elli yıl (Fatih’e kadar) geciktirdiği gibi, 1391 ve 1395 yıllarında bir Türk İslâm Devleti olan Altın Ordu’ya karşı tahripkâr sefer yapmak suretiyle bu Devleti temelinden yıkmış ve Moskova Rusyası’nın süratle yükselmesini sağlamıştır.[22]

 

Daha sonraki yeni kuşak Türk tarihçileri her ne kadar Akdes Nimat Kurat’ın “Türk tarihinde çok meş’um bir rol oynamıştır” gibi sertçe üslubunu kullanmasalar da, hem Altın Orda seferi hem de Ankara Savaşı dolayısiyle Emir Timur’u olumsuz olarak yargılama ve onu bir türlü bağışlamama eğiliminin zaman zaman sürdüğü görülmektedir. Yılmaz Öztuna Türkiye’de çok satan ve yeni baskıları da yapılan Türk Tarihi adlı 12 ciltlik popüler eserinin Ankara Savaşını da içeren 3. cildindeki “Türkiye-Türkistan Savaşının Jeopolitik Sebepleri” adlı bölümde, bu savaşın tek sorumlusu olarak Emir Timur’u göstererek:

“Bu yıllarda bütün meseleler Timur üzerinde toplanmıştır. Timur’un nerede duracağı tamamen meçhuldür. Timur, Cengiz’in mirasını toplamak ve bütün Türklerin hakanı  tanınmak iddiasındadır. Osmanoğullarının gaza meydanlarından ihraz ettikleri şân-u şeref, ona hiçbir çekinme hissi vermemektedir” diye kendi kişisel görüşünü genel bir tarih yorumu biçiminde okuyuculara sunar.[23]

Ankara Savaşı’nın Türk tarihindeki yerini de Öztuna şöyle özetler: “Ankara meydan muharebesi, bütün Türk tarihi çapında bir felakettir. Doğu Türklerine ne kazandırdığı tamamen meçhul olduğu gibi, Batı Türklerinin terakkisine gem vurmuştur.”[24] Öztuna daha sonraki sayfalarda da Emir Timur’un Anadolu’daki bir çok şehir ve yöreyi ilk kez Türklerin egemenliğine katmasını bile olumsuz yorumlayarak şu duygusal görüşünü bildirir: “Timur isteseydi şüphesiz Bizan’ı birkaç hafta içinde düşürür ve Doğu Roma Fatihi olmak şerefini ihraz ederdi. Fakat ihtiyar cihangirin bütün ufku, Çin ihtirası ile kararmış bulunuyordu. Bu uğurda gaziler sultanı olan Batı Türk Hakanını bile ezmişti”.[25] Türkiye’de geniş kitleler, özellikle de gençler için yazılmış böyle bir popüler eserde, bir tarihçinin tarihi olayları tamamen kişisel kızgınlık veya nefret duygularıyla yoğurarak okuyuculara sunması ve özellikle de “Doğu Türkleri” ve “Batı Türkleri” diye Türkleri iki kampa ayırıcı bir vurgu yapmasının sonraki genç kuşaklarda Emir Timur konusundaki “olumsuz düşünce”nin daha da uzun yıllar sürmesine katkıda bulunmuştur. Atatürk döneminde Emir Timur konusundaki o olumlu görüş ve yorumlar 1938’den sonra zaman zaman böyle olumsuz yönde sapmalar göstermiştir.

Altın Orda[26] konusunda önemli araştırmalar da yapmış olan tarihçi Mustafa Kafalı İslam Ansiklopedisi’ndeki “Timur” maddesi sonunda onu şöyle yargılar:

“Altın-Ordu hanlığına vurduğu darbe ile mustakbel Rus  devletinin gelişmesine kolaylık sağlamıştır.  Filhakika, Altın-Ordu hanlığı, bu darbeden sonra bir daha kendine gelememiştir.  Bayezid’in Timur karşısındaki mağlubiyeti, İstanbul’un fethini geciktirdiği gibi, Delhi sultanlığına vurulan darbe de Hind müslümanlığının gelişmesini kısa bir müdded için geciktirmiştir. Ancak torunu Babur Şah, yıllar sonra bu vazifeyi devralarak dedesinin hatâsını tâmir etmiştir.”[27]

Türk tarihçilerinden Yaşar Yücel ve İsmail Aka’nın çalışmalarında Emir Timur konusuna daha tarafsız bir yaklaşım görülür. Yaşar Yücel 1973’teki bir çalışmasında Yıldırım Bayezid ile Timur arasındaki siyasi çekişmenin asıl sorumluluğunu Emir Timur’a değil, Yıldırım Bayezid’e yükler:

Şimdi verdiğimiz bu izahattan çıkan hakikaten garip sonuç üzerinde durmak istiyoruz.  Eldeki kaynakların yeterince dikkatle gözden geçirilmesi suretiyle vermeğe çalıştığımız 1394-1400 yılları arsındaki Timur’un Türkiye ve Yakın-doğu ilişkileri içinde Osmanlı hükümdarı çok silik bir yer almaktadır.  Türkiye’nin siyasî bütünleşmesini temin iddiasında bulunan I. Bayezid, tıpkı 1393/94 harekatı sırasındaki takındığı, pasif ve çekingen tutumunu devam ettirdiği görülmektedir.  Timur’un Türkiye’yi istila hevesini engelleyecek hiç bir teşebbüste bulunmadığı gibi, bu hususda kendisine yardımcı olabilecek dostlarını da uyguladığı aceleci politika ile kırmıştır. Nihayet Timur’un 1400 yılında Avnik’ten hareketle Sivas’a kadar ilerlemesi, siyasî hayatının sonu olan Ankara yenilgisi ve gerisinde siyasî bakımdan parçalanmış bir Türkiye bırakması devrinin meselelerine gösterdiği umursamazlığın acı bir tezahürüdür.[28]

 

Yaşar Yücel’in yukardaki yorumu son dönem Türkiye tarihçiliğinde Emir Timur’a bakış açısından gerçekten oldukça yeni bir anlayış sayılır. Ancak, Yaşar Yücel bu makalesinden 16 yıl sonra basılan  kitabında ise, Ankara Savaşı dolayısiyle yalnızca Emir Timur’u suçlayan bir yorum getirir ve 1973’teki makalesinde Yıldırım Bayezid hakkında söylediklerini nedense bu yeni çalışmasında tekrarlamaz?[29]

İsmail Aka araştırmalarında Emir Timur ve Timurlular dönemi üzerinde en çok eser vermiş bir Türk tarihçisidir.  İsmail Aka eserlerinde bir yandan Emir Timur’u oldukça tarafsız olarak ele alırken, öbür yandan da özellikle onun bayındırlık, bilim-sanat alanında yaptıklarını ortaya koymuştur.[30] Artık daha genç kuşak Türk tarihçileri Emir Timur konusuna eski önyargılardan arınmış olarak bakıyorlar: Gürsoy Solmaz, Hayrünnisa Alan ve başkaları.[31]

Avrupa’da da 1930 ile 1960 yılları arasında Emir Timur konusunda olumsuz görüşlere sahip bazı tarihçiler vardı. Onların başında İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee gelir. Toynbee “Tarih Üzerine İnceleme” adlı ünlü eserinde Emir Timur’u bir tarihçiye asla yakışmayan argo söz ve ifadelerle yerer:

“Eğer onun adı geniş kitlelere herhangi bir şey ifade ediyorsa, bu beş ayrı Asur kralının ancak 120 yıl içinde yapabildiği kadar dehşet ve korku salmış bir savaşçıyı hatırlamadır… Bu çatlak kafalı megaloman câninin bir düşüncesi kendisinin kötüye kullandığı korkunç askerî gücü ile insanlığın hayalini etkilemekti…”[32]

Tarihçi Adam Knobler 2001 yılında yayımlanan “Popüler Edebiyat ve Tarihte Timur (Korkunç/Tatar) Mecazını Yerine Oturtma Denemesi” adlı çok önemli incelemesinde, İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee’nin  Emir Timur hakkındaki bu “olumsuz tasviri”ni iki dünya savaşı arasındaki Avrupa’da artan “askerileşme”nin proto-tipini Emir Timur’da arama uğraşısı diye yorumluyor.[33] Tabii, burada hemen eklememiz lazım, Toynbee kendi İngiliz tarihindeki çok gaddar krallara karşı bile Emir Timur’a sarf ettiği ağır sözleri kullanmaz ve dünyadaki İngiliz sömürgeciliğini ise, İngiliz halkının o yörelere medeniyet götürme hamlesi olarak olumlu yorumlar.

Dünya tarih biliminde Emir Timur konusunun tarafsızlıkla ele alınması ve yorumlanmasında üç büyük tarihçinin katkısı çok önemli olmuştur. Onlardan biri Türk tarihçisi Ahmet Zeki Velidi Togan, öbürleri Rus tarihçisi Vasiliy Vladimiroviç Bartold ve Alman tarihçisi Bertold Spuler’dir. V. Bartold çok sayıdaki incelemesinde özellikle Emir Timur’un devlet teşkilatı ve Türkistan’daki bayındırlık faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verir[34] B. Spuler de Altın Orda konusunda 1943 yılında basılan önemli çalışmasında Altın Orda’nın yıkılışını Emir Timur’un sırtına yüklemeden Altın Orda’nın kendi sorunlarına bağlar.[35]

Togan’ın bir çok eserinde Emir Timur’un devlet idaresi ile birlikte bilim-sanat ve bayındırlık faaliyetleri konusundaki görüşleri gerek Türkiye, gerekse yabancı tarihçilerin dikkatini çekmiştir.[36]  Özellikle, Togan’ın “Timur’un Doğu Avrupa Politikası” adlı Almanca makalesine Avrupa ve Amerika’da son 50 yılda yazılan tarih araştırmalarında sürekli gönderme yapıla gelmektedir.  Ahmed Zeki Velidi bu makalesinde o güne kadar bilinmeyen Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki Sarı Abdullah Efendi’nin Münşa’ât (Süleymaniye 3333, yaprak 6a-10a)’ında bulunan Emir Timur’un Yıldırım Bayezid’e yazdığı mektubun içeriği ile bu konudaki yorumunu bilim dünyasına sunar:

Timur mektubuna Beyazid’i kendisiyle eşdeğerde bir hükümdar sayan bir övgü ile şöyle başlıyor: “Düşmanlarına karşı Allah’ın kılıcı, Müslümanların çıkarlarını kollamak ve İslam’ın sınırlarını korumak için Allah tarafından yollanmış olan Büyük Emir!” Bayezid’e henüz o güne kadar verilmemiş olan şu yüksek şeref rütbesini onaylar: “Celâl al-hakk vad-dunyâ vad-dîn Gâzî Bâyazîd Hân”. Ayrıca, Sultan [Bayezid]’ın Batıda kafirlere karşı yapmakta olduğu kutsal savaştan haberi de olduğunu belirterek, onun bu uğraşısını takdirle karşıladığını, kendisine başarılar dilediğini ve ona yardım etmeye hazır olduğunu da ekler. Sonra, Doğu’da da kafirlere karşı savaşın sürdüğünü ve her ikisinin de aynı düşünceyle birlikte hareket edebileceklerini söyler.[37]

 

Ahmed Zeki Velidi Togan bu önemli makalesi devamında Emir Timur’un Bayezid’e birçok konuda işbirliği ve ortaklık önerdiği halde, Bayezid’in bu önerileri iyi değerlendiremediğini belirtir.  Emir Timur konusunda çok önemli bir çalışma olan Togan hocamızın bu Almanca makalesinin bugüne kadar Türkçeye çevrilmemiş oluşu Türk tarihçiliği bakımından büyük bir eksikliktir.  Özellikle de, Emir Timur hakkında Türkiye’de yayımlanmış çok sayıda eser ve makalede, Togan hocamızın bu çalışmasından dipnotları ve kaynakçalarda sözedilmeyişi oldukça üzücüdür.

Türkiye dışında Emir Timur konusunda yazılmış çok sayıda eserde onun tarihsel portresi oldukça olumlu çizilmiştir. Bu yazının sınırları içerisinde bunlardan ancak başlıcalarından bazı alıntılar verebiliriz. Son yıllarda Emir Timur konusunda önemli çalışmalar yapmış Amerikalı tarihçi Beatrice Forbes Manz “Timur’un Yükselişi ve Yönetimi” adlı kitabında Emir Timur’un başlıca merak ve yeteneklerinden sözeder:

Az tahmin edilen, ancak çok etkileyici olan Timur’un fikrî merakı ve kabiliyetidir. O okur-yazar olmasa da, bu işi yapacak kimselerden yararlanıyordu ve bu yüzden de o, Türkçe ve Farsçada gerçekte bir okur-yazar sayılırdı. Onun saltanatı sırasında yazılan tarih eserleri onun tıp, astronomi ve özellikle Araplar, İranlılar ve Türklerin tarihleri konusundaki bilgisini yüceltirler. Onun çeşitli bilginlerle tartışmalar yapmaktan sonsuz zevk aldığı biliniyor.  Timur dönemini konu alan tarih eserleri onun aklî kabiliyetlerini abartıyor olabilirler, ama onlar gerçekte bağımsız bir kaynağa dayanıyorlar: o kaynak da, Timur’un Şam’ı 1400-1401’de kuşatmasından sonra onunla karşılaşan İbn Haldun’un biyografisidir.  İki adam çok sayıda konuda konuşurlar. İbn Haldun özellikle Timur’un büyüleyici zekası ve tartışmalardan nasıl hoşlandığından sözeder.[38]

 

Emir Timur’un başarılı bir yaşamöyküsünü yazmış olan Roy Stier onu kendi çağından çok daha ileri görüşlü bir kişi olarak tanıtır: “Timur öngörülerine dayanarak kararlar verdi. Onun öngörüleri çağının anlayışına uygundu. Bu öngörüler onun kararlarını etkiledi ve onun hayatının büyük bir kısmını yönetti.  Fatih olarak sınır tanımıyordu.  Kendi imparatorluğunun zirvesinde Cengiz Han ve Kubilay Han’dan daha çok yere egemendi.  Bilimadamı Clements Markham’ın deyişiyle, “Timur kaba bir fatih veya basit bir insan değildi, gerek kendi hatıratlarında ve gerekse başkalarının biyografilerinde de ortaya çıktığı gibi, onun tarihi şunu açıkça kanıtlıyor ki, belki kendi hareketlerinde olmasa bile, düşünce ve görüşlerinde o kendi çağından ve ülkesinden çok ileride idi.”[39]

Japonya’da da Emir Timur konusunda önemli çalışmalar yapılmıştır. Japon tarihçileri arasında bu konuda Haneda Toru, Kuzuhida Kato, Shiro Ando, Eiji Mano, Takushi, Kawaghuchi, A. Sato, Kazuyuki Kubo’nun çalışmaları öne çıkar. Japon tarihçilerin Emir Timur ve Timurlulular dönemi ile ilgili çalışmalarının büyük çoğunluğu Japonca olduğu için onlardan yararlanamadık. Ancak, Almanca ve İngilizce yazılmış olan çok az sayıdaki makaleye ulaşabildik.[40] Eiji Mano “Baburnâme” üzerinde yaptığı çalışmada Cengiz Han ile Emir Timur’u karşılaştırdığında, ikisinin arasında yerleşik hayat’ı kavrama ve ona davranma biçimi bakımından çok açık ayrılık olduğunu söyler. Eiji Mano’ya göre, Emir Timur “şehirlerin ekonomik ve kültürel değerlerini ve buna yönelik kendi tutumunu çok iyi kavramış” bir İslam hakanı idi.[41]

İsrailli tarihçi Michael Shterenshis “Timurleng ve Yahudiler” adlı kitabının “Timur (Timurleng) Öndördüncü Yüzyılın En Parlak Şahsiyeti” adlı 3. bölümünde onun bir dahi olduğu görüşünü ileri sürer:

Francis Galton Hereditary Genius [Kalıtsal Deha] adlı eserinde Timur’dan dahî olarak sözeder. Onun Timur’un dehasından kuşkusu yoktu, ama o bu dehanın kalıtımsal olduğundan kuşkuluydu. Galton’un çağdaşı olan John Pool aynı görüşü paylaşıyordu: “Yalnızca küçük bir bey olarak doğan Timur dikkat çekici savaş dehası ile kısa sürede Doğu fatihlerinin önsırasında yer aldı.” Ancak, Timur yalnızca savaştaki dehasıyla ünlü olmadı. Öyle olsaydı, biz onu yalnızca “parlak general” veya “seçkin devlet adamı” diye tanımlar, ama ona “dahî” demezdik. Bence, Timur’un dehası onun devlet yönetimi, askeri işler, siyaset ve genel yönetme yeteneğinin bir toplamıdır.  Timur bir düşünür değildi, o planlamada ve planlarını hayata geçirmede olağanüstü güce [enerjiye] sahip bir uygulayıcıydı.[42]

 

ABD’de orta ve lise öğrencileri için hazırlanmış “Genç Okuyucular İçin Biyografik Portreler” adlı kitap dizisi dünya tarihindeki 100 ünlü kişiden oluşuyor ve bu dizide Türk tarihinden Attila, Emir Timur ve Atatürk olarak 3 kişi hakkında çok sayıda fotoğraflarla bezenmiş 110’ar sayfalık güzel kitaplar yayımlanmıştır. Emir Timur hakkındaki Tamerlane adlı kitapta, Emir Timur’un tarihte genellikle yaptığı savaşlar ve yıkıcılığıyla çokça anılsa da, gerçekte onun bayandırlık alanındaki önemi genç orta okul ve lise öğrencilerine şöyle açıklanıyor: “Daha da önemlisi, Marlowe’un Allah’ın kırbacı olarak adlandırdığı bu kişi anarşinin kol gezdiği bir çağda düzeni sağlamıştı. O kendisinden önce gelen Cengiz Han’ın yalnızca kısa bir süre sağladığı Moğul Barışı’ını yeniden getirdi. Timurleng için onun refahlı saltanatı altında bir çocuk bir kese altını doğudan batıya korkusuzca taşıyabilir denmiştir.”[43]

Fransız düşünürü, politikacı ve tarihçisi Emmanuel Berl 1946’da yayımlanmış “Avrupa Tarihi: Attila’dan Timur’a” adlı eserinde, Napolyon, Roma fatihleri, İskender ve Cengiz Han’ın başarı ve zaferlerini şu veya bu özelliklerle açıklamak mümkün olduğu halde, Emir Timur’un başarılarını açıklamanın güç olduğunu belirtir:

Timur’un başarısının kaynağıysa epey karanlıktır. Askeri üstünlüğünü yaratan teknik nedenleri bilmiyoruz; belki kişisel dehasından başka neden yoktu. Öyle ki, Cengiz’in zaferlerinde kesin, hiç kuşku götürmeyen, adeta mekanik bir yan vardı. Kimse, asla ona karşı koyamadı. Zaferlerinden herhangi birinin sonucundan asla kuşku duyulmadı… Oysa, Timur’un zaferlerinde daima kesin olmayan, belirsiz bir nitelik vardı.  Bu zaferler, kazanılacağı son ana dek sallantılıdır.[44]

 

Emmanuel Berl bu belirsizliği “Timur’un zaferlerini Timur’la izah etmeyi gerektiriyor. Timur olgusu, Berlioz’un önerisine uyarak, deha’yı arayacağımız tarihi olaylardan biridir” sözleriyle gidermeye çalışır.  Berl kitabının sondan bir önceki paragrafında, Emir Timur’dan sonra “artık bu ölü evrende hiç kimse kalmamıştı. Avrupa’ya gelince… Tarihin tüm karanlık dönemlerinde olduğu gibi, bir kez daha sadece Asya’nın küçük bir uzantısı gibiydi.” der.[45]

Bu yazımızı aziz ruhuna bağışladığımız hocamız Ahmet Zeki Velidi Togan ise, Emir Timur’un başarıları konusunda daha belirgin bir görüş taşıyordu: “Türkün diğer bir millî vasfı da dünyada olup bitenler karşısında göz açıklığı olmuştur. Eski Türklerin, Tung Yabgunun, Çingiz’in, Temürün muvaffakiyetlerinin en büyük sırrı, cihan vaziyetini etraflıca görebilmeleri, ondan tam olarak haberdar olmaları ve her fırsattan istifade edebilmeleri olmuştur.”[46] Emir Timur üzerine daha 22 yaşındayken 1912’deki ilk eserinde olumlu düşüncelerini açıklamış olan tarihçi Togan, acaba yukarıda 1947 yılındaki yorumuyla Emir Timur konusundaki son noktayı da koymuş muydu? Bunu Emir Timur konusunda gelecekte yapılacak yeni araştırma ve incelemeler gösterecektir.[47]

 

 

* Prof. Dr., Michigan State University, Avrupa, Rusya ve Avrasya Araştırmaları Merkezi müdür yardımcısı.

[1] Rızaeddin Fahreddin, Altın Ordu ve Kazan Hanları (Çeviren: İlyas Kamalov). İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2003; s. 71; Bu eserin Tatarca aslı ve Rusça çevirisi: Rızaetdin Fahretdin, Altın Orda Xannarı / Xanı zolotoy ordy (Ravil Emirhan, Sultan Şemsi). Kazan: Tatarstan Kitap Neşriyatı, 1996, s. 48.

[2] Rızaeddin Fahreddin, Altın Ordu ve Kazan Hanları, a.g.e, s. 77.

[3] Rızaeddin Fahreddin, “Cengiz Han” Şura, Sayı 4 (1909), s. 97-100; bu kaynağa bakmamızı sağlayan eser: İsmail Türkoğlu, Rusya Türkleri Arasındaki Yenileşme Hareketinin Öncülerinden Rızaeddin Fahreddin. İstanbul: Ötüken, 2000, s. 234-235.

[4] Rızaeddin Fahreddin, “Cengiz Han” Şura, Sayı 4 (1909), s. 99-100; İsmail Türkoğlu, a.g.e., s. 234.

[5] Ayneddin Ahmarov, Qazan Tarixi. Kazan: Bayanu’l-Xalk Matbaası, 1910, s. 22.

[6] Ahmed Zeki Velidi, Türk ve Tatar Tarihi (Birinci Cüz). Kazan: Millet Matba’ası, 1912, s. 167, 170.

[7] A. Battal (Taymas), Türk-Tatar Tarixi (İbtidaî mekteplerin soñı sınıfları üçün). Muqden: Yırak Şarkda Yaşavçı İdil-Ural Türk-Tatar Müsülmanlarınıñ Dinî-Millî Merkez Ma’arif Şubesi, 1938, s. 80-81.

[8] “Temur: Emir Temur, Temurleng” Özbek Sovet Entsiklopediyası, Cilt 11 (Taşkent, 1978), s. 39.

[9] Borıbay Ahmedov, Emir Temur (Tarihi Roman). Taşkent: Abdulla Qadiriy Xalq Mirası Neşriyatı, 1995, s. 3.

[10] Borıbay Ahmedov, a.g.e., s. 587.

[11] Memedali Mahmudov, “Ölmes Qayalar” (roman), Şark Yulduzı, Sayı 11-12 (1981); roman daha sonra değişik bir adla, hem de yazarın yeni takma adıyla yayınlandı, ama roman metninde fazla bir değişiklik yapılmadı: Evril Turan, Bu Tağlar, Uluğ Tağlar (Roman). Taşkent: Yazuvçı Neşriyatı, 1991.

[12] Bu yazının çerçevesi 1910 ile 2006 yılları  ile sınırlandığı için Dündar Alp tarafından 1909 (1328) tarihinde yazılmış olan Şarkın Büyük Hakanı Timurlenk adlı roman ele alınmadı (Bu eserin yeni baskısı: İstanbul: Evreca, 2005)

[13] Bu konudaki ilk bilgi şu gazetede verilmiştir: Yaş Leninçi (Taşkent), 10 Mart 1935 günkü sayı; Edward Allwort, The Preoccupation of Abdurrauf Fitrat. Bukharan Noncomformist: An Analysis and List of His Writings (ANOR, 7). Berlin: Das Arabische Buch, 2000, s. 64.

[14] Baymirza Hayıt, “Die jungste özbekische Literatur” Central Asiatic Journal, vol. VII, Nr. 2 (1962), s. 48; Baymirza Hayıt, Millî Türkistan Hürriyet Dâvası (Editör: Timur Kocaoğlu). Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, 2004, s. 606.

[15] Bu şiirin Kazakça aslını yukarda verirken 34 harfli Ortak Türk Alfabesi kullanıldı. Bu şiirin çok sayıdaki yayımları: Mağjan Mağjan Jumabaynıñ Öleñderi. Taşkent: Türkistan Devlet Neşriyatı, 1923, s. 191-192; Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi. İstanbul: 1942-1947, s. 565-566 [2. basımı: İstanbul: Enderun Kitabevi, 1981]; Hasan Oraltay, Büyük Türkçü Şair Mağcan Cumabayoğlu’nun Şiirleri. İzmir: 1965, s. 35-36; Ferhat Tamir, Mağcan Cumabayoğlu’nun Şiirleri. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1993, s. 272-273; Mağjan Jumabay-ulı, Şığarmaları. Almatı: Bilim, 1995, Cilt 1, s. 74; Timur Kocaoğlu, “Mağcan’ın Şiirlerinde Güneş, Ateş ve Alev” Türk Edebiyatı (İstanbul), No: 243 (1994), s. 34-37; Timur Kocaoğlu, “The Great Kazakh Poet Maghjan Jumabayuli’s Poems” Kazakhstan (Almatı), No: 22 (02.06.1993), s. 7.

[16] Mustafa Kemal Atatürk, Tarih (Liseler için), Cilt 2. [elyazısı evraklar], Türk Tarih Kurumu, Ankara.

[17] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 14. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2004, s. 376-377.

[18] Mahmut Esat Bozkurt, Aksak Demir’in Devlet Politikası: Timurlenk Üzerine İnceleme. İstanbul: Yeni Sabah Neşriyatı, 1943; yeni baskı İstanbul: Kaynak Yayınları, 2005, s. 84.

[19] Mahmut Esat Bozkurt, a.g.e., s. 83.

[20] Reşat Ekrem “Mesen”i eserinin dipnotunda şöyle açıklıyor: “Mesen, Roma imparatoru Oktav’ın dostlarından olup Horas ve Virjil gibi lâtin şairlerini himaye eden zengin bir Romalıdır. Avrupa’da, Rönesans devrinde, şair ve san’atkârları himaye eden büyük devlet adamlarına ve hükümdarlarına da, bu zengin Romalının hatırası yadolunarak, Mesen denilmiş ve bundan sonra bu kelime, bu gibi büyük hâmilere bir alem olmuştur. Bakz. Reşat Ekrem, Timur ve Oğulları. İstanbul: Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1933, s. 60.

[21] Reşat Ekrem, a.g.e., s. 60; yine bu dönemde basılmış bir başka eser: Ömer Halis, Yediyıl Harbi İçinde Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı. İstanbul: Askerî Matbaa, 1934.

[22] Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri. Ankara, 1972, s. 138.

[23] Yılmaz Öztuna, Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi, Cilt 3. İstanbul: Hayat Kitapları, s. 98.

[24] Yılmaz Öztuna, a.g.e., s. 109.

[25] Yılmaz Öztuna, a.g.e., s. 115.

[26] Türkiye’de eskiden beri kullanılan “Altın Ordu” terimi yerine, bu makelede doğru olan “Altın Orda” terimi kullanılmıştır.  Türk tarihçiliğindeki bu yanlış terim son zamanlarda bazı yeni kuşak tarihçileri tarafından bırakılarak artık doğru olan “Altın Orda” terimi kullanılıyor. Ancak, bu yazıda Türkçe kitaplardan verilen alıntılarda yazarların kullandığı “Altınordu” terimi değiştirilmeden olduğu gibi aktarıldı.

[27] Mustafa Kafalı, “Timur” İslam Ansiklopedisi, Cilt 12/I. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları, 1974, s. 346 (maddenin bütünü: 336-346); Türkistanlı tarihçi Baymirza Hayıt da Türkiye’deki bu tarihi yorumu eserinde sürdürür: Baymirza Hayit, Türkistan Rusya ile Çin Arasında. İstanbul: Otağ Yayınları, 1975, s. 3

[28] Yaşar Yücel, “Timur Tarihi Hakkında Araştırmalar I. Timur’un Türkiye ve Yakın-Doğu ile İlişkilerine Dair Gözlemler (1394-1400)” TTK Belleten 1973, XL/158. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1973, s. 285.

[29] Yaşar Yücel, Timur’un Ortadoğu-Anadolu Seferleri ve Sonuçları (1393-1402). Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1989, s. 138

[30] İsmail Aka, Timur ve Devleti. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1991; aynı eserin değişik adla yeni yayımı: İsmail Aka, Timurlular. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1995; İsmail Aka, Mirza Şahruh ve Zamanı. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1994; İsmail Aka, “Timur Sadece Asker mi idi?” TTK Belleten 2001. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2001, s. 453-466; İsmail Aka, “Timurlular” Türkler, Cilt 8. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, s. 517- 533.

[31] Gürsoy Solmaz, “Timur ve Seferleri” Türkler, Cilt 8. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, s.540-553; Hayrünnisa Alan, Sultan Ebu Said Devri Timurlu Tarihi: 1451-1469. (İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi Basılmamış Doktora Tezi, 1996).

[32] Arnold J. Toynbee, A Study of History (Oxford, 1930-1961), Cilt 4, s. 500.

[33] Adam Knobler “Timur the (Terrible/ Tartar) Trope: A Case of Repositioning in Popular Literature and History” Medieval Encounters, No. 7 (Mart 2001), s. 101.

[34] Akademik V.V. Bartold, Soçineniya, Cilt I-X. Moskova: Izdatels’stvo Nauka, 1963-1977.

[35] Bertold Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502. Leipzig: Otto Harrassowitz, 1943 [Yeni basım: 1976].

[36] A. Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi. İstanbul: 1942-1947; A. Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş. İstanbul: Tarih Araştırmaları, 1946.

[37] Ahmed  Zeki Velidi Togan, “Timurs Osteuropapolitik” Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft, Band 108, Heft 2. Wiesbaden: Franz Steiner GMBH, 1958, s. 280-281.

[38] Beatrice Forbes Manz, The Rise and Rule of Tamerlane. Cambridge University, 1989; s. 16-17.

[39] Roy Stier, Tamerlane: The Ultimate Warrior. Oregon, 1998; s. xvi-xvii; Emir Timur hakkında yazılmış yeni bir biyografik eser: Justin Marozzi, Tamerlane: Sword of Islam, Conqueror of the World. London: HarperCollins Publishers, 2004.

[40] Kazayuki Kubo, “Japanese Historiography of Islamic Central Asia” Orient, vol. XXXVIII (2003), s. 135-152; Shiro Ando, “Die timuridische Historiography” I-II, Studia Iranica, No. 18 (1992), s. 13-50), No. 24 (1995), s. 219-246; Shiro Ando, “Das Corps der timuridischen Emire unter Sahruh” ZDMG, No. 139 (1989), s. 368-396; T. Kawaghuchi, “Timur and the Chagatay Amirs” The Toyo Gaguho: The Journal of the Research Department of the Toyo Bunko, Vol. 69, Nos. 3-4 (March 1988), s. iii-iv (yalnızca özeti İngilizce olan bu makale Japonca basılmıştır). Emir Timur konusunda Japonya’daki çalışmalar hakkında beni bilgilendiren ve bazı makaleleri bana ulaştıran Sayın Prof. Hisao Komatsu ve Dr. Tsuneaki Akasaka’ya burada teşekkür ederim.

[41] Mano Eiji, Bâbur-nâma no Kenkyuu, IV, Bâbur to sono jidai. Kyoto: Syokado, 2001 [“Baburnâme Üzerine İnceleme, Cilt 4, Babur ve Zamanı” adlı bu Japonca eserden çeşitli alıntıları Sayın Dr. Akasaka bana aktardı].

[42] Michael Shterenshis, Tamerlane and the Jews. London: RoutledgeCurzon, 2002; s. 27.

[43] Dennis Wepman, Tamerlane. New York: Chelsea House Publishers, 1987, s. 106; Emir Timur’u da içine alan başka bir popüler yayım: David Nicolle, The Mongol Warlords: Genghis Khan, Kubilai Khan, Hülagü, Tamerlane. London: Brockhamton Press, 1990.

[44] Emmanuel Berl, Histoire de l’Europe. Paris: Gallimard, 1946; Türkçesi: Emmanuel Berl, Attila’dan Timur’a Avrupa ve Asya (Çeviren: Gülseren Devrim). İstanbul: Doğan Kitap, 1999, s. 245.

[45] Emmanuel Berl, a.g.e., s. 254.

[46] A. Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, a.g.e., s. 609.

[47] Emir Timur’un günlüğü, liderlik öğütleri ve hayatı konusunda yapılan bazı yeni yayımlar: Tüzükât-ı Timur: Timur’un Günlüğü ve Başarı Prensipleri (Hazırlayanlar: Kutlukhan Şakirov, Adnan Aslan). İstanbul: Kaynak Yayınları, 2004 [Bu konudaki en iyi çalışmadır]; Emrullah Tekin, Timur ve Devlet Yönetim Stratejisi. İstanbul: Burak Yayınevi, 1994 [aynı eserin yeni yayımı: Emrullah Tekin, Timur ve Liderlik. İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2001]; Amir Temur Ögitleri (Hazırlayanlar: Boribay Ahmedov, Akram Aminov). Taşkent: Navroz, 1992; Temurnâme. Taşkent: Çolpan, 1990 [Bu son kitap Selahaddin Taşkendbay’ın Emir Temur-i Küregan Ceñnâmesi adıyla Taşkent’te 1908’de taşbaskısıyla yayımlanmış eserinin Özbek bilgini Payan Ravşanov tarafından yeniden yayımıdır].

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone