En İyi Çarpışan Tümen!

Nejdet Sançar kardeşi Nihal Atsız’ın tabiriyle; ‘Türkçülük cephesinin en iyi çarpışan tümeni’dir. Çileli hayatı boyunca Atsız’ın yanında çarpışmış, kısmen de olsa onun gölgesinde kalmış, çünkü hayır işlemek için kitaplarının telif Hakkı’nı Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na bırakmış ve eserleri gençlere ulaşamamış, kendisinin de sakin yaratılışlı olması nedeniyle bu durum katlanmıştır.

1944 zulmünde Atsız’ın yanındadır. İşkencelerden geçmiş, dayak yemiş, kafasına silah dayanıp tehdit edilmiştir. O zulmü yaşayan Türkçülerin 1-2 tanesi müstesna hepsi dimdik girip dimdik çıkmıştır. Fakat yoluna aynı şekilde devam edenler pek azdır. Sançar işte bu Türkçülerdendir. Hayatı boyunca dosdoğru yaşamıştır.

Nejdet Sançar iyi bir teşkilatçıdır. Hayatı boyunca ikamet ettiği yerlerde Türkçüleri bir araya getirmeye çalışmış, komünizmle mücadelede dernekleşme süreçlerinin içinde bulunmuştur. Türkiye çapında kurulan Türkçü derneklerin de yönetiminde ismi vardır.

İyi bir yazardır. Hem Türkçü yayınlara yazılar vermiş, hem de komünizm karşıtı kitapçıklar, kitaplar yayımlamıştır. Bunların yanında Irkmızın Kahramanları, Tarihte Türk-İtalyan Savaşları, Mehmet Emin Yurdakul ve Şiirleri, Türk ve Yabancı Milli Destanlarından Örnekler isimleriyle tarih ve edebiyat alanında eserler vermiştir. Bilinen bir şiiri ise yoktur.

Atsız’dan ziyade siyasetle biraz daha içli dışlıdır. Atsız’ın uzlaşmaz tarafını kapatan bir yapısı vardır. Alparslan Türkeş 1960 darbesi sırasında diğer komutanlarla ters düşmüş ve ülke dışına gönderilmiştir. Türkiye’ye geri döndüğünde kendisini karşılayan kişi Nejdet Sançar’dır. Türkeş, siyaset yapmak istediğini ilk ona söylemiştir. Atsız’la da istişare edildikten sonra Türkeş ve arkadaşları, Atsız ve Nejdet Sançar’ın referansıyla daha sonra MHP olacak olan, CKMP’de siyasete başlamışlardır. İlerleyen yıllarda Atsız ve Türkeş irtibatı tamamen kesmiş olsa da Nejdet Sançar görüşmeyi sürdürmüştür.

Afşın Sançar ise Çiftçioğlu ailesinin en büyük acılarından birisidir. 16 yaşında vefat eden Afşın, Nejdet Sançar’ın tek çocuğuydu. Kalbinden rahatsız olan Afşın Sançar, genç yaşta vefat etti. Nejdet Sançar bu olayın müsebbi olarak İsmet İnönü, Falih Rıfkı ve Hasan Ali Yücel’i görür. Bu üçlünün tertiplediği Irkçılık-Turancılık davası sırasında eşi Reşide Sançar Afşın’a hamiledir. Türkçülere yapılan eziyetlerden nasibini alan Reşide hanımın karnındaki Bebek de bu durumdan etkilenmiş ve hasta doğmuştur. Nejdet Sançar buna inanmaktadır. Haklılık payı da vardır. Gebelik döneminin ne kadar önemli ve hassas olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Sançar vejeteryandır. Irkçılık-Turancılık zulmü devam ederken, Hasan Ferit Cansever ile bir sohbetlerinden sonra böyle bir karar almış ve et yemeyi bırakmıştır. Vejeteryan olan Hasan Ferit, diğer Türkçüleri adeta etmen tiksindirmiştir. Vaktiyle Fenerbahçe’de top oynamıştır. Sigaradan tiksinirdi. Afşın’ın vakitsiz ölümünden sonra felç geçirmiştir.

Nejdet Sançar tüm ömrünü vakfettiği Türk milletine 42 yıl önce bugün veda etti. Vefat ettiği sırada daktilosuna takılı bir kağıtta, yarım bıraktığı bir makale vardı. O makale bugünün Türkçüleri tarafından tamamlanıyor. Gözün arkada kalmasın, en iyi savaşan tümenin komutanı!

Yazımı onun sözleriyle bitirmek istiyorum.

Ulu Türkçü diyor ki; ‘Beni beraat ettirin demeyeceğim, çünkü benim için suç olarak gösterilen şey bu toprakları, bu ırkı sevmekten başka bir şey değildir. Yurdumu ve ırkımı seviyorum, onun içindir ki Türk ırkçısıyım. Bu sevginin manasını anlamayanlara sözüm yok. Eğer bu günahsa beni mahkum ediniz. Bu mahkumiyeti övünçle kabul ederim, şeref sayarım. Sizden adalet bekliyorum da demeyeceğim çünkü bu mahkeme adil değilse, o zaman büsbütün manasızdır. En büyük mahkeme olan tarihin huzurunda alnı açık bir Türk oğlu olarak, hiç endişem yok. On ayı doldurmakta olan ve büyük kısmı tahta masalarda yatmakla geçen hürriyetsizliğimi, millet yolunda çekilmiş şerefli bir felaket olarak sayıyorum. Duvarlar, ezilmiş hayvanların kan lekeleri ve rengini kaybetmiş, köpeklerin bile yatmayacağı pis hücrelerde geçen haftalarım içinde bir ışık sızacak kadar küçük deliği olmayan, tavanı basık bir inde, hayır bir in değil, mezarda, ışığa güneşe ve hayata hasret çekerek geçirdiğim günlerim, uykusuz gecelerim, yarın benim için acı fakat övünçlü hatıralarım olacaktır. Bunlardan yılmış değilim. Bilakis bahtiyarım. Yuvamın dağıtılmış olmasına, eşimin bir Türk anası olmak şerefini kazanacağı günlerde çektiği dayanılması güç ızdırapları ve akıttığı gözyaşlarını unutmamış olmama ve bugün hayat kavgasında minimini yavrusuyla tek başına kalmış olmasının ruhunda yarattığı fırtınalara rağmen bahtiyarım.

Türk’ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş.

 

Hepsi kabul!

 

Türk ırkı sağ olsun!

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone