İslam’ın Son Kılıcı: Enver Paşa

YusufDuzgoren

“İstanbul’un Divanyolu semtindeki mütevazi bir bir evde 23 Kasım 1881 Çarşamba günü başlayan, Balkan Dağları’ndaki silahlı mücadelelerle, Babıali’deki baskınlarla, darbelerle, ihtilallerle, dünya savaşının en dağdağalı günlerinde dökülen kan ve gözyaşlarıyla, mecburi bir sürgünün sıkıntılarıyla ve Orta Asya’da beyhude bir mücadele ile geçen hayat, 4 Ağustos 1922 sabahı Afganistan sınırındaki dağların Çegan denen ücra tepesinin ilerisindeki Ab-ı Derya köyünün dışında, bir Rus süvarisinin tüfeğinden çıkan domdom kurşunu ile noktalandı.

Başlattığı mücadeleyi yarıda bırakıp Almanya’ya hanımı Naciye Sultan’ın ve ailesinin yanına dönmesi yahut başka yere gitmesi imkansızdı; zira iç dünyası sadece başarı üzerine inşaa edilmişti ve o dünyada başarısızlık diye bir kavram yoktu ama dış dünyası başarısızlıklarla dolu idi.

Memleketi terketmesinden sonra Avrupa’da, Moskova’da, Batum’da ve Orta Asya’da giriştiği bütün faaliyetleri büyük zaferler kazanmak, işgallerden ve baskılardan kurtaracağı “İslam” dünyasının başına geçmek hevesi ile yapmıştı. Gelecekteki bütün başarılarını ve zaferlerini Naciye’sine ithaf, hatta hediye edecekti ve sadece bu yüzden bile “dönüş” diye bir şey söz konusu olamazdı. Naciye’nin yanına başladığı işi yarım bırakmış, muvaffak olamamış şekilde gidemezdi. Dolayısıyla başladığı işi devam ettirip her nasıl olursa olsun nihayete erdirmeye mecburdu. Güç dengelerinin ve uluslararası vaziyetin ne şekil aldığını farkedemeyip bir andan sonra herşeyi değerlendirse bile kalmak ve mücadelesini ya zafere ulaşarak yahut canını vererek noktalamak zorundaydı.

Ve öyle yaptı.

Dönmedi, muvaffak olma azmiyle giriştiği macerasını zaferle değil, tüfekli süvarilerin önüne yalınkılıç ve intihar edercesine atılarak hayatı ile noktaladı. Kurşun sırtından şemsiyeyi andıran bir kan yağmurunu püskürtürcesine çıktığında Enver henüz 41 yaşında idi ve ancak bir kaç hayata sığması bile zor gibi görünen bütün maceraları, hayalleri ve mücadeleleri sadece 41 senelik ömründe yaşamıştı.”

Bu sözler Enver Paşa’nın 1 Kasım 1918 gecesi memleketi terketmesinden sonraki bir kaç yıla ait tüm evrakın, mektupların kendisine Paşa’nın torunları tarafından verilen Murat Bardakçı tarafından yazılmıştır (Enver, sayfa 375).

Enver Paşa 18 Nisan 1921 tarihli Naciye Sultan’a yazdığı mektubunda bu mektupları bir deftere yapıştırmasını istemiş zira ileride bir tarihçi onun hayatını yazarken bu mektupları belge niteliğinde değerlendirip yazmasını istemiştir. Bu yüzden Paşa’nın mektuplarındaki bilgileri dikkate almadan onu değerlendirmek en başta onun hatırasına saygısızlık olur!

Yıllardır yayınlanmayan bu mektuplarda Paşa, eşi Naciye Sultan’a yaptıklarını günü gününe anlatmış, ona savaş planlarından, ideallerinden bolca bahsetmiştir. Mektuplardaki romantik ifadeleri geçersek Enver Paşa’nın tek bir inancı ve ideolojisi vardır: İslamcılık.

Yıllarca çeşitli yazılarda onun Turancı olduğu savunulmuş bu konuda onlarca yayın yapılmıştır. Fakat mektuplarında, planlarında Turanclık‘la veya Türk Birliğine yönelik tek bir söylemi dahi yoktur. Onun tek bir hayali vardır; İngilizler’den intikam almak ve İslam İttihadı’nı (birliğini) gerçekleştirmek.

Türkçü camia akıllı ve bilgiye değer veren, gerçekleri görmezden gelip yanlışlara saplanmayan bir camiadır. Dolayısıyla bir takım yeni bilgiler gün yüzüne çıktığında eski inanışlarına, fikirlerine bağnaz gibi saplanıp kalmayacak bilince sahiptir. Enver Paşa’nın hususi evrakları 2015’te ilk kez yayınlandığında gördük ki eşi Naciye Sultan’a yazdığı mektuplarda aşk dolu ifadelerden sonra o anki planlarını, ideallerini, düşüncelerini kendisine aktarmıştır.

Bu mektuplardan birkaç örnek vererek hem onun aziz hatırasını şehadet yıl dönümünde anmayı, hem de uğruna hayatını feda etmekten çekinmediği ideallerinin “doğru” bir şekilde algılanmasını sağlamayı amaçlamaktayız. Paşa’yı kurguladığımız düşünceleriyle değil de uğruna can verdiği idealleriyle seversek, olduğu haliyle ona hürmet edersek asıl o zaman ruhu şad olacaktır.

Enver Paşa’nın “Osmanlıcılığı”

Paşa’nın Sarıkamış’ta ölümle burun burunayken hükümete 1914 yılının son haftası veya 1915’in ilk haftasında yazdığı vasiyeti Türk Tarih Kurumu’ndadır. İlk kez Şevket Süreyya tarafından yayınlanan vasiyette Paşa savaş planlarını anlattıktan sonra şöyle devam eder “…Düşmana sonuna kadar karşı koyunuz. Ben hareketime nedamet etmeden kalben müsterih olarak ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, padişahım. Eğer geride kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam (karım) Sultan Efendi Hazretleri’nin ödeneği kafi değildir. Kendisinin rahat yaşaması için hiç olmazsa başkumandanlık ödeneğimden kendisine ödeme yapılmasını, ebeveynlerimin refahı için de birkaç hayır yapılmasını rica eder ve tealisine çalışmaktan başka bir maksat beslemediğim din ve milletimin tealisine dua eder, tanıyanlara selam ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve Osmanlılar’ın Padişahı Sultan Mehmed Han.

Enver gayri-Müslim ihanetlerini görene kadar, Ermeni zulmünü ve Rumlar’ın iki yüzlülüğünü farkedene kadar Osmanlıcılık ideolojisini benimsemekteydi. Lakin daha sonra bu fikirden kopmuş, ölünceye kadar İslam için çabalamıştır.

Enver Paşa’nın “İslamcılığı”

Paşa, Talat, Cemal Paşalarla ve aileleriyle birlikte 1 Kasım’da ülkeyi terketmiştir. Almanya’ya iltica etmek amacıyla Kırım’a uğramışlar orada bir gece kaldıktan sonra ertesi günü Almanya’ya hareket etmek için trene binmişlerdi. Fakat Enver Paşa idealleri uğruna ailesi ve yoldaşlarıyla yola devam etmemiş Kırım’da kalarak, Kafkasya’ya oradan da Türkistan’a (Orta Asya) geçme yollarını aramıştır. 12 Kasım 1918’de İstanbul’daki kardeşi Kamil Bey’e yazdığı mektubunda neden Kafkasya’ya gitmek istediğini şu şekilde ifade etmiştir:

“İki gözüm kardeşim,

İşlerin son aldığı şekil malumdur. Harbi kaybettik. İngilizlerle yaptığımız ayrı mütareke mucibince İstanbul’a geleceklerdi. Ben de bu vaziyette orada İngilizler’i görmektense İslam’a hizmet etmek için Kafkasya’ya gitmeye azmettim. İstanbul’dan, Ukrayna’dan dolaşarak Kırım’a geldim. Burada bir haftadır vasıta arıyorum, bulamıyorum. Bakalım nasıl olacak? Senden bir ricam vardır…”

Bu mektup aynı Türkistan’da eşi Naciye Sultan’a yazdığı mektuplar gibi hususi bir mektuptur. Yani herhangi bir resmiyeti yoktur. Ve Enver Paşa kardeşine yazdığı bu hususi mektubunda hayatını uğruna feda edeceği yolculuğa başlama nedenini de bu şekilde açık açık ifade etmiştir. Bu mektup Enver Paşa’nın hayatını yazan Japon tarihçi “Masayuki Yamauchi”nin ilk kez “Hoşnut Olamamış Adam-Enver Paşa” adlı kitabında yayınlanmıştır ve orjnali TTK’dadır.

Enver Paşa, Cemal Paşa’ya şehadetinden iki sene önce yazdığı anlaşılan (1920) mektubunda, hedeflerini şu şekilde sıralamıştır:

Şimdilik umumi fikrim:

  1. İslam milletlerinin halası,
  2. Hedefim müştereken Avrupa’nın emperyalist kapitalizmi olduğuna göre sosyalistler ile teşrik-i mesai, (Bu yanlış anlaşılmamalı. Ortak düşmana karşı birlikte hareket etmek olarak algılanmalı)
  3. Kurtarılan memleketler idare-i dahiliyesinde esasat ve bünyeye tevafuk ettirtmek şartı ile sosyalizm prensiplerini kabul (Rusların desteğiyle İslam alemine çöreklenen İngilizleri yenebilmek için bir takım tavizler vermek durumundaydı. Bunlar tabi ki düşüncede kalmış eylemlerdir)
  4. İstihlas-ı İslam için ihtilal de dahil olmak üzere bilcümle vesait-i tazyikiye istimali,
  5. Bu hususta İslam’ın gayrı mahkûm milletlerle de teşrik-i mesaisi,
  6. İslam’ın hey’et-i camiası dahilinde her unsurun harsının inkişafına müsade etmek.

İşte, şimdilik bu. Bakalım vaziyetin inkişafına nasıl hareket etmek lazım gelecek”

Enver Paşa’nın düşünceleri gizli değildi. Tüm hususi ve umumi yazılarında düşündüklerini söylemekten çekinmemiştir.

Enver Paşa’nın Türkçü-Turancı olduğunu iddia edenler onun Türkistan’a “Turan İmparatorluğu” kurmaya gittiğini de iddialarına ekliyorlar. Birde kendisini “Turan Orduları Başkumandanı” olarak nitelendirmesini buna kanıt olarak sunuyorlar. İlk olarak, Enver Paşa konuyla ilgili ifadelerinde “Türkistan’dan yakacağım İslam ateşi Hindistanı’da içine alarak İngiltere’ye kadar bütün Batı’yı yakacak” diyordu.

Türkistan’a gitme sebebi ise başka gidecek İslam bölgesi olmadığındandır. Neticede Arnavutluk, Arap bölgeleri ve Afrika’dan malum ihanetler neticesinde çeşitli savaşlar olmuş ve oradaki “Müslüman” halk Türk askerlerini arkalarından vurmuştur. Gidecek tek bir bölge vardır orası da Türkistan’dır. Turan Orduları tabirine gelince; Turan kelimesi Türkistan coğrafyasını ifade eder. Kurulacak ordu Turan bölgesinde olduğundan ötürü Turan Orduları ifadesi kullanılmıştır. Nitekim yine Paşa’nın pek çok mektubunda Türkistan kadar “Turan’a geldim, Turan’a gideceğim” gibi ifadeler vardır.

1921 yılında üçüncü çocuğu erkek olarak dünyaya gelir. Ali Enver adını alan oğluyla ilgili Paşa, Naciye Sultan hamileyken ona 21 Mart 1921 tarihli yazdığı duygusal bir mektubunda çocuğunun erkek olacağını düşünerek şöyle der:

“… Şimdi kurtarılacak koca bir İslam aleminin, işine daha kuvvetli, daha canlı sarılmama yardım edeceğini düşünmemden mütevellid hodbinlik beni bu kadar ileri vardırıyor. Fakat acaba mini mini arslancığımız izin verecek mi? Yok bak! Ondan izinsiz hiçbir karar olamaz. O, biliyorsun ya! O, ihtiyarladığımız zaman başladığımız işi ileri götürecek; o İngiliz, Fransız laşeleri üzerinden İslam bayrağını ileri götürerek bütün şarkı, garbı kurtaracak. İşte o büyük adamın sözünü sen de, ben de hürmetle dinlemeye mecburuz. Her yerde onun sözü yürüyecek, her yerde o hürmet bulacak, ön alacak. O değil yalnız bizim, ailemizin, belki bütün bugün beni hiçbir iş yapmaya muvaffak olamadığım halde yine Naciye gibi seven dörtyüz milyon Müslüman’ın gözbebeği olacak, işte onun önünde ve onu bugün karnında taşıyan senin önünde bütün düşmanlar af dileyecektir…”

Bunun yanında yine 1921 yılında kurduğu İslam İhtilal Cemiyetleri Nizamnamesi’nde cemiyetin amacını şu şekilde belirtmiştir:

Emperyalist ve kapitalistler tarafından taht-ı tahakküm ve esaret alınarak köle gibi kullanılmakta olan İslamlar’ı başta Türkiye olduğu halde esaretten tahlis ile kendi hudud-i coğrafiyeleri ve milli meziyetleri dahilinde hür müstakil olarak teşekküllerini temin etmek ve mukadderatlarına sahip kılmaktır. Bu maksadın temini için İslamlar’ı ruhen ve maddeten yükseltip birleştirerek istihsal-i maksat için teşkilat-ı lazıme vücude getirmek cemiyetin gayesidir. İslamlar’ın ekalliyette bulundukları mahallerde huhuk-ı medeniyetlerinin teminine çalışılır.”

Bu sözlerden tek bir anlam çıkar o da tüm Müslümanların birliği yani “Ümmetçilik”.

Enver Paşa’nın Atatürk’le karşılıklı mektupları da bir kısmı TTK arşivinde, bir kısmı da Paşa’nın ailesindeki evraklarında mevcuttur. Bunları bizzat Paşa’nın torunları Osman Mayatepek ve Arzu Enver Murat Bardakçı’ya yayınlasın diye vermişlerdir. Bardakçı’nın Kasım 2015’te yayınladığı belgelerde Enver Paşa’nın Atatürk’le ciddi sürtüşmeler yaşadığı, Atatürk’ün Enver’in gelişini engellemeye çalıştığı buna karşılık Paşa’nın Atatürk’e sert ifadelerde bulunduğunu görüyoruz. İkisi de kendilerine göre haklıydılar biz bu iki lideri eleştirmekten ziyade ikisini de değerimiz olarak görmekten yanayız.

Paşa Atatürk’e yazdığı mektuplarda da amacından net bir şekilde bahsetmiştir:

“… Eğer siz şimdiden kanunsuz hareketlere ve lüzumsuz şiddetlere giderseniz korkarım ki hayırlı netice vermez. Millet, Sultan Hamid idaresindeki millet değildir. Artık tahakküm ve tecebbüre çok dayanmaz. Bak, seni bütün arkadaşlarım namına te’min ederim: Bizim hiçbir mevkide ve memuriyette gözümüz yoktur. Bana gelince, ben yalnız bir ideal takip edeceğim. O da “İslam”ı ezen Avrupa canavarları ile pençeleşmek için “Müslümanları” harekete getirmek” 16 Temmuz 1921 tarihli mektuptan.

Paşa’nın olayları değerlendirememesi, yanlış kararlar vermesi yüzünden milyonlarca insanın hayatı etkilenmiş, Türkistan 1991 yılına kadar Rus işgalinde kalmıştır. Fakat şahsım adına Paşa’nın iyi niyetinden ve vatanperverliğinden zerre kuşku duymamaktayım. Onun en özel mektuplarından, ifadelerinden de anlayacağımız üzere o idealleri uğruna kendi hayatından vazgeçmiştir. Bu şerefli hareketin eleştiriye açık bir yanı yoktur. Yöntemleri ve kararları dönemin koşulları göz önüne alınarak değerlendirilebilir, eleştirilebilir. Fakat Enver Paşa’nın hainliği söz konusu değildir. O “İslam’ın Son Kılıcı” olarak mücadele etmiş ve bu uğurda şehit düşmüştür.

İdeallerinden başka hiç bir şeyin, kimsenin oyuncağı olmamış, buyruğuna girmemiştir. Onu iyi tanımak, idrak etmek, yaşadığı travmalara, göz yaşlarına şahit olmak, hissiyatını anlayıp aziz hatırasını doğru bilgilerle, kendi kelimeleriyle anlayarak yad etmek isteyenler mutlaka onun hakkında şişirilmiş kitapları değil, onun mektuplarının yayınlandığı, belgelere dayalı eserleri okumalıdırlar.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone