Erdoğan’ın Ecevit Eleştirisi ve Milliyetçilik Tartışmaları

AKP genel başkanının, eski ABD başkanı Bill Clinton’ın karşısındaki duruşunu eleştirilmesi üzerine Erdoğan’ı sevmeyen bir çok kitle tarafından bir Ecevit edebiyatı başladı.
Ecevit’in sağlık sorunlarından ötürü öyle mi durduğu yoksa AKP genel başkanının dediği gibi el pençe divan mı durduğu da bizi ilgilendirmiyor.

İster sağlık sorunu olsun ister diğer türlü olsun, Ecevit’in orada öyle durması, her Türk için rahatsız olunacak bir durumdur. Bu rahatsızlığa gelmeden önce Amerika karşısında Türkiye’nin nasıl durduğunu görmek için olayı şekilciliğe indirgemeye gerek de yok. Toplumsal bir hastalık haline gelmiş şekilciliği başka bir yazı konusunda daha detaylı işlemeyi düşündüğüm için şimdilik burada kesiyorum.

Biz Türkçüleri rahatsız eden, tartışmanın çıkar çıkmaz başta CHP genel başkanı olmak üzere “Ecevit’in milliyetçiliğine” vurgu yapılması ve milliyetçi sıfatını kendine yakıştıran insanların Ecevit edebiyatına katılmış olmaları.
Kıbrıs Fatih’i imiş..
Mal varlığı çok azmış..
Çok iyi insanmış vs..

Türk Milliyetçisiyim diyen kimsenin ne Erdoğan’a ne de Ecevit’e sempati besleme lüksü yoktur.

Erdoğan’ın Türk milliyetçiliğine olan kini, Türk Milliyetçiliğini diğer etnik-bölücü milliyetçiliklerle aynı kefede değerlendirdiği gün zirve yapmış, tarihin affetmeyeceği bir hataya düşmüştür.

1973’de çok partili hayatta ilk kez birinci parti çıkan Ecevit’in başında olduğu CHP, MSP ile koalisyon kurmuş ve Ecevit 8 ay kadar başbakanlık yapmıştır.
1978’de de 20 aylık bir başbakanlık yapmış ve 73’den darbeye kadar hep meclisin içindedir.

70l’lerden bu yana Ecevit’in başını çeken CHP’nin siyasette güçlü olması Türk Milliyetçilerine; haksızlığa uğramak, sindirilmeye çalışılmak ve marjinal solun canice cinayetleri olarak geri dönmüştür.

“Antiemperyalist Ecevit” edebiyatı da milliyetçiliği gibi hep edebiyatta kalmış; emperyalistlerin Doğum Kontrol Hapı çalışmaları, “Antiemperyalist Ecevit ve Müslüman Erbakan”* döneminde yapılmıştır.
En çok diline doladığı “sömürü düzeni” onun döneminde de istediği gibi at oynatmış,kan emici, petrol zengini kapitalistlerin önüne engel olacak bir şey yapılmamıştır.

Kıbrıs Fatih’i meselesinde ise;
Ecevit’in tek başına inisiyatif aldığını varsayalım. Kıbrıs Adası bir bütündür. Kıbrıs’ fethedilmemiştir ki Ecevit “Fatih” olsun.
Kıbrıs konusunda,Yunanlıların inandığı Megalo İdeası kadar, Turancıların dediklerine kulak verilseydi çıkarma son ana bırakılmaz, “bir gün daha geç kalınsa” soydaşlarımız yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmazdı.

Karşımıza çıkıp, ikide bir mal varlığı ile savunmaya kalkanlara gelince:
Türkçülerin fikirlerinden beslendiği ve şahsiyetine büyük saygı duyduğu kimselerin mal varlığı Bülent Ecevit’in yarısı kadar bile değildir.
Atatürk’den sonra başka bir siyasetçinin peşinden gidenlere tutabilecek bu edebiyat, Türkçüler açısından hiçtir.

Mesele milliyetçilik olduğunda Erdoğan gibi Bülent Ecevit’in de dosyası kabarıktır.
Bir tarafın veya destekleyicilerinin, diğer tarafı milliyetçilik üzerinden eleştirebilecek kadar milliyetçi bir duruşu yoktur.
Bu tartışmada yapılan milliyetçilik edebiyatının, edebiyattan öte gidemeyeceğini hatırlatmak yeterlidir.
Türklüğün haricinde saf tutan “milliyetçiler”e duyurulur.

*Konuyla ilgili daha detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler, Merhum Necdet Sevinç’in ‘Tutanak’ kitabından ulaşabilirler.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone