Ermeni Lawrence: Lusine Sahakyan

YusufhanGuzelsoy

Soner Yalçın, Türkiye’yi üst düzeyde dolandıran ve vurgun yapıp yurt dışına kaçan Mıgırdıç Şellefyan’ı bizim güzel Ermeni’miz sayıyordu. Söz konusu azınlıklar olduğu zaman, terör de dahil olmak üzere her şey hoş görülebiliyor Türkiye’de… Tıpkı küçük veya büyük demeden yabancı devletlerden gelen sinsi ajanların hoş görülmesi gibi… Bazı gerçekleri Türkçüler dile getirince faşistlik sayılıyor ama hem tarih hem de bugün yaşanan gelişmeler bize Türk düşmanlarının değişmediğini açıkça gösteriyor. Fakat hümanist zehirle beyni zehirlenmiş kimseler bu aşikar düşmanlığı göremiyor.

Memlekette zararlı faaliyet gösteren çok sayıda akademisyen veya gazeteci kılıklı ajanlardan biri de, Lusine Sahakyan’dır.

lusinesahakyan

Lusine Sahakyan, Erivan Üniversitesi’nin Halk Bilimi profesörlerindendir. 2010’dan 2012’ye kadar her yaz Hemşin’e gelen Lusine, burada elini kolunu sallayarak Hemşince dualar, Hemşince müzikler üzerinde çalışmış; bir Allah’ın kulu da tutup “Sen ne ayaksın?” diye sormamış… Oysa ben “Bir zamanlar Erivan’da Türkler” başlıklı bir çalışma için Erivan’a gidip elimi kolumu sallayarak araştırma yapabileceğimi düşünmüyorum. Diyelim ki gittim, orada yakılarak öldürülmem içten bile değildir. Diyelim ki öldürüldüm, Türkiye’de birtakım soytarı hümanistler çıkıp “Senin de ne işin vardı orada pis faşist!” diye yine Ermenilere toz konduramazdı… Ben de daima bir provokatör olarak anılırdım.

Acaba diyorum, Lusine Sahakyan, Türkiye’deki yerleşimlerin Ermenice adlarını veya mevcut adların köken araştırmalarıyla Ermeniceye bağlanması çabasını bir kenara bırakıp Türkiye’deki kripto Ermenileri araştırsa nasıl olur? Kriptolar için değil ama Türkiye ve Ermenistan için en iyisini yapmış olacaktır.

Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında isimli kitabında şu mühim bilgilere yer veriyor: “Örtülü operasyondan açık operasyona geçişin ilk ciddi adımları 1967’de atılmıştı. CIA’nın dış ülkelerde çok kültürlülüğü pekiştirmek için Amerikan üniversitelerinde yoğun bir çalışma başlatmasıyla birlikte kurulan CCF (Congress for Cultural Freedom), CIA’nın oluşturduğu yayın ve konferans örtüsü altında ülkelerde bağlantılar ağ oluşturmaktaydı. Söz konusu örtü, CIA tarafından yönetilen ve yönlendirilen Amerikan akademik dünyasında, yarı gizli araştırmalar ve raporlarla dokunmaktaydı.”

Türkiye’de özellikle sözde barış süreciyle birlikte bu çok kültürlülük veya çok kimlikli yapı büyük önem kazanmıştır. AKP hükümetinin tek hatası PDY değildir. Hükümet, azınlık politikalarında da, gerek AB gerekse ABD ilişkileri uğrunda büyük hatalar yapmıştır. Bugün yaşanan darbe girişimi de ülkedeki terör de tamamen bu hataların neticesidir. Yazık ki Türkiye’de birçok insan beynini çalışmaya kapatmış, ülkenin geldiği tehlikeli noktayı görememektedir.

Lusine Sahakyan gibiler de hala sürmekte olan bu hatalar sayesinde Türkiye’de rahatlıkla geziyor, “Hemşin Yer İsimleri” diye kitap çıkartabiliyor. Evrim Kepenek, Lusine Sahakyan ile söyleşi yapmış ve onu yere göğe sığdıramamış. “Devrimci Karadeniz” de boş durmayıp internet sitesinde söyleşiye yer vermiş. Şöyle övüyor Kepenek, Sahakyan’ı: “… Sahakyan gözlemlerini de, ‘Geçmiş ve Günümüzde Önemli Bir Kavşak: Hemşin’ ismiyle belgesele aktardı. Belgesel, 2 Aralık 2012’de Hollywood’da PREMIERE at arpa İnternational Film Festivalinde ‘Hakikati görmek ve onu söyleyebilme cesareti olduğu’ referansı ile Armin T. Wegner ismiyle İnsanseverlik baş ödülünü kazandı. Sahakyan’la Hemşin üzerine yapmış olduğu araştırmalar üzerine konuştuk.”

Türkçe bilgisi kıt olduğu anlaşılan bu soytarı, böyle bir söyleşi yapıyor, “Devrimci Karadeniz” adında bir internet sitesi de bu söyleşiyi yayımlıyor. Olur… Şaşırmayız. Fakat gerizekalı ve sözde Türk hümanistler de bu tarz olaylara güya Amerikan düşmanlığı altında atlıyor. Gerçekte ise tamamı emperyalizmin Türkiye’deki azınlık oyunlarında bilinçli veya bilinçsiz piyonluk yapmaktadır.

Ayrıca Karadeniz’deki hümanist ve devrimci yapılanmaların Türk öğrenciler arasından terör örgütlerine, en başta da PKK ve DHKP-C’ye adam yetiştirdiğini hatırlatmakta fayda vardır.

Türkiye, resmi tarihte 1071’den itibaren, resmi olmayan tarihte de 1071’den de önceki tarihlerden beri Türklerin yurdudur. Özellikle Malazgirt, bu yurda vurulmuş ilk mühür, Kurtuluş Savaşı da son mühürdür. Türk’ün, Türkiye toprağıyla yapmış olduğu sözleşmeler bunlardır. Bu sözleşme, azınlıkların kanaat önderleriyle onlara hayran birkaç hümanist ahmağın ABD ile olan ilişkisine benzemez.

Bu mühürlerin vurulduğu tarihlerden itibaren de Türkiye’de tek dil Türkçedir. Türkiye’den Türkçeyi, Türkçe adları silmeye çalışmak başlı başına bir ihanettir. Hümanist ve dışı yeşil içi kızıl karpuz zihniyetli İslamcı enternasyonellerin nutuklarının, yaptıkları edebiyatın hiçbir geçerliliği yoktur. Bu nutuklar, bu edebiyatlar, yalnızca bu vatanın Türk vatanı olmadığı konusunda beyin yıkamaya yaramaktadır.

Bakın bu resimdeki şahıs, Aslı Erdoğan. Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmenlerinden biriydi. Papaz veya imam görse, sorgusuz sualsiz içindeki şeytanı çıkarmaya çalışır. Yüzünde nur olmayan ve Türk’e karşı şeytanlığı yüzüne vurmuş bu şahsiyeti, güya geleceğe kalan 50 önemli yazardan biri olarak gösteriyorlarmış. Kimler? CCF’nin uzantıları!

Aslı Erdoğan

Tekrar Lusine Sahakyan’a gelelim…

Evrim Kepenek “İlk gözlemleriniz neler?” diye soruyor. O da şöyle cevap veriyor: “Söz konusu ilçelerdeki Hemşinlilerin bir bölümü, çevrelerinde konuşma dili olarak Ermenicenin Hamşen lehçesinin korunuyor olmasından etkilenerek Ermeni kökenli oldukları gerçeğini kabulleniyor. Bu kabullenişin kaynağında, Hopa ve Borçka ilçelerinde Hemşinliler arasında ateist ve Marksist fikirlerin yaygın olması, Türk İslam etkisine karşı yerel kültürü savunma işlevi de gördüğünü düşünüyorum.”

Lusine Sahakyan’ın bilhassa son cümleleri bir itiraftır. Kendisi bir ajan olarak gözlem yapmış ve Ermenistan lehine tespitlerde bulunmuştur. Bizim kerizler ise hala kendileri açısından bunun tehlikeli bir itiraf olduğunun farkına varamamış durumdadır. Onlar için bu durum kültürel bir etkileşim, medeni bir yaklaşım, bilimsel bir çabadır… Gerizekalı olan da buna inanır.

Evrim Kepenek “Peki, kendilerini Türk veya sadece Hemşinli olarak tanımlayanlar yok mu?” diye soruyor. Sahakyan şu çarpıcı ifadelerle cevap veriyor: “Kendilerini Türk olarak kabul eden, kökenleri hakkında kendi aralarında konuşmaktan kaçınan ve en makul ihtimalle kendisini Homşetsi (Hemşinli) diye adlandıranlar mevcut.”

Bundan sonra Lusine Sahakyan, Karadeniz’i nasıl gezdiğini, yer adlarının (kendine göre) nasıl Türkçeleştirildiğini, dualara ve ezgilere varıncaya kadar nasıl kayıtlar yaptığını anlatıyor. Manastırlara zarar veren altın arayıcılarından dem vuruyor. Son cümle hariç, diğer yazdıklarım, onun bas bas “Ben yeni bir Lawrence’ım, yeni bir Noel’im!” diye bağırdığı cümlelerdir.

Ancak Türklük bilinci kapalı olan insanlar, hala hümanist nutuklarla bu tarz ajanları yüceltmektedir. Bugün bunca şehit vermemize neden olan barış sürecinde, Batılıların ödül vermeye doyamadığı Vamık Volkan’ın ABD ile Türkiye arasında nasıl “elçi” görevini gördüğünü hatırlayın. Lusine Sahakyan gibiler de Vamık Volkan gibilerin yabancı versiyonudur. “Serbest Vezin” başlıklı köşesinde “Lusine Sahakyan’ın Savunmak” başlıklı bir yazı yazarak bu ajanın sonuna kadar yanında olduğunu beyan eden Adnan Genç; “Arap-Arami Birliği” internet sitesi Beyt-Nahreyn’de “Yer Adlarının Türkleştirilmesi” başlıklı bir yazı yayımlayan Attila Tuygan gibiler de bu çok kültürlü emperyalist oyunun birer parçasıdır.

Bu oyuna dahil olmuş, olan ve olacak kim varsa, tehlikeli bir oyun oynamaktadır ve ne Kurtuluş Savaşı sonrası azınlık oyunlarına karşı neler yapıldığını hatırlamakta ve ne de işbirlikçi Ali Kemal’e neler olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Hatta bu oyunun bir parçası olarak “Yunanistan’dan filanca Yunan Karadeniz’deki akrabalarını aramaya geldi!” gibi sözde iyi niyetli haberleri bizzat kendileri yapmakta oldukları halde, günün birinde torunlarının da Türkiye’ye getirilerek akrabalarını arama yalanlarıyla kandırılıp madara edileceği ihtimalini düşünmemektedir.

Tüm bu oyunlar karşısında milletimizin yegane sorunu, kalp gözünün gereğinden fazla açık olması akıl gözünün ise kısılmış olmasıdır. Türkiye’de, Ortadoğu’da, Balkanlarda, Kafkaslarda veya Orta Asya’da hiçbir sinsi plan, Mevlana’nın “Ne olursan ol gel!” diyen öğretileriyle çözülemez. Yeni Lawrence’ın, yeni Noel’in başaramaması için, Türklerin gözünü açması ve tavizsiz durması şarttır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

Bir Yorum

  1. erdem 3 Eylül 2016 @ 08:32

    Birde Orhan YAMUK mu PAMUK mu diye bir yazar bozuntusu vardi sanki birden onuda hatirladim bunlari duyunca.