Ermeni Tehciri’nin 102. Yılı ve Çıkarılacak Dersler

Osmanlı Devleti yüzyıllarca bünyesinde pek çok milleti barındırdı. Türk’ün ekmeğini Türk’ten fazla yiyen “gayri Türkler” ekmeğimizin ve gücümüzün fazla olduğu dönemlerde kulumuz, kölemiz, “sadık dostumuz” olurken ekmeğimizin azaldığı, gücümüzün zayıfladığı dönemlerdeyse birden can düşmanımız oluverdiler.

Bu durum Müslüman olmayan milletlerden Sırplarla başladı, Yunanlarla, Bulgarlarla devam etti ve en son Ermenilerle nihayete erdi.

Müslüman olanlardan ise Arnavutlarla başladı, Araplarla devam etti ve Kürtlerle hala daha devam etmekte.

Buradan Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur klişesinin hayati önem taşıdığını anlamak için üst düzey bir zeka gerekli değildir. Dolayısıyla bunu bu şekilde kabul etmeyen ya Türk olmayan bir millet düşmanıdır ya da üst düzey bir gerizekalıdır.


Bugün 24 Nisan. Bugünün bizim için asıl önemi 93 Harbi denilen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin yıl dönümü olmasıdır. Son Türk imparatorluğunun belini kıran bir savaş olarak da anabileceğimiz bu savaştan çıkartmamız gereken çok ders ve acılarını anmamız gereken çok muhacir vardır. Kaybedilen Rumeli toprakları, incelenmesi gereken diplomatik ilişkiler, devleti kurtarma çalışmaları, ideolojik akımlar… hepsi bu olayla birlikte farklı bir boyut kazanmıştır.

Bugünün diğer önemi ise Enver Paşa’nın isteğiyle Talat Paşa tarafından 24 Nisan 1915’de çıkarlan Tehcir Kanunu ve bununla birlikte İstanbul ve Anadolu’da Ermeni terör örgütlerine destek veren Ermeni ileri gelenlerinden 556’sının tutuklanmasıdır. Bu olayın yaşandığı tarih bizim deyimimizle Ermeni Tehciri, Ermenilerin deyimiyle Ermeni Soykırımı! olarak anılır. Halbuki, Ermenilerin “soykırım” dedikleri tehcir hadisesi 24 Nisan’da değil 27 Mayıs‘da gerçekleşmiştir. 924,158 Ermeni yaşadıkları yerlerden alınmış başka yerlere yerleştirilmiştir. Böylece 1862 Zeytun İsyanı’yla başlayan ve 93 Harbi sonrası siyasi ve uluslararası boyut kazanan Ermeni Meselesi son bulmuştur.

Bu hadiseden günümüzün Kürt Sorunu‘nun çözümüyle ilgili hem Kürtler tarafından hem de bizim tarafımızdan pek çok ders çıkarılmalıdır.

Kürtler farkına varmalıdırlar ki kendileri son 200 yılda Türklere isyan eden 7. millettir. Bu milletlerden en çok Ermenilere benzemektedirler. Çünkü yüzyıllarca Ermenilerle aynı coğrafya da yaşadılar, Ermeniler gibi Anadolu’dan başka yaşayacakları toprakları yoktur ve bundan 150 yıl önce Ermenilerin izlediği yolun aynısını izliyorlar.

Böyle giderse sonları da aynı olacak. Ya psikopatın biri İsrail’in Filistin’e yaptığı gibi füzeleri tepelerine indirip ciddi bir soykırım yapacak, ya da aklı selim biri hepsini toplayıp Kuzey Irak’a tehcir edecek.

O dönemle ilgili araştırmalarım olduğu için o dönemin belgelerini, yerli ve yabancı basınını, zihniyetini az çok inceledim, inceliyorum. Tarih tekerrür eder derler ya, evet aptallar için tekerrür eder. Burada aptal kim sorusunun cevabı ise on yıllardır azınlıklar ve Türk olmayan unsurlarla ilgili bir yol belirleyemeyen devlet politikamız ve Kürtler’dir. Çünkü, o dönem Ermenilerle ne yaşadıysak, Ermenilerin ağızlarına hangi sözleri verdilerse (demokratik, anadil, Ermenistan, özerklik, Marksizm, katlediliyoruz, iyi Ermeniler de var, biz kız alıp verdik, her Ermeni aynı değil…) bugün de aynı sözleri Kürtlere ve kanınızı dökenlere destek veren kitleye toz konduramayan güruha ezberletmişler ve Ermenileri oyundan çıkartıp Kürtleri sahaya sürmüşlerdir.

Eğer bir gün Kürt Sorunu’nu halledersek emin olun bu sefer de Çerkezlerle sorun yaşamaya başlayacağız. Azınlıkları devlet politikamızla TC vatandaşlığı potasında eritemediğimiz sürece içimizde bulunan her azınlık bize karşı çevrilmiş birer silah olacaktır.

Devletimiz bunun farkına varmalı; Kürtleri başlarına geleceklere karşı uyarmalı ve bir asır önce yaşanan hadiselerden ders çıkartıp Kürt politikasını ona göre belirlemelidir. Devletin bu balık hafızalı davranışlarından dolayı her gün Türk kanı dökülmekte, gençlerimiz birilerinin “düşünememesinden” dolayı bir bir yitip gitmektedir.

Devletin sorunların çözümü için belirlediği yöntemlerde kesinlikle dikkat etmesi gereken tek bir nokta vardır: TAVİZ VERMEMEK!

Taviz çorap söküğü gibidir. Bir kez ucunu kaptırırsanız başınıza yeni bir çorap örülür. Tarih bunun böyle olduğunu bize tüm azınlık meselelerinde göstermiştir.

Kürtler oyunu sizin çizdiğiniz kurallara göre oynamıyorsa şayet, bu oyunu nihayete erdirmenin en etkili ve temiz yolu ise 102 yıl önce Ermenilere yapılan tehcirin aynısıdır. Atatürk’de bunun farkındaydı ve o da tüm Rum azınlıkları “mübadele” ile ülkeden yolladı, onların yerine Yunanistan’daki Türkleri memlekete getirdi.

Bugün memleketimizde Ermeni sorunu yoksa bunu Talat Paşa‘ya borçluyuz.

Bugün memleketimizde Rum sorunu yoksa bunu Atatürk‘e borçluyuz.

Düşünsenize bugün Kürtler gibi bir de 15’er milyonluk Ermeni ve Rum nüfuslarıyla uğraştığımızı…

Bu büyük insanların kesin ve net çözümü şüphesiz ki Türk milletinin çıkarlarına yönelik olmuştur. Bu sayede bu milletler de katil olmaktan ve öldürülmekten kurtulmuşlardır.

Bu çözümler, eğer Kürt Sorunu’nda milletimiz lehinde bir sonuca kavuşulamazsa uygulanması gereken temiz çözümlerdir.

Tanrı Talat Paşa ve Atatürk’ün ruhlarını şad etsin. Bize tekrar onlar gibi dirayetli ve milletinin çıkarlarını koruyan liderler nasip etsin…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone