Eski Türk Dini-1

Hakkında yapılmış birçok çalışma bulunmasına rağmen eski Türk dini tam anlamıyla açığa kavuşturulmuş bir konu değildir. Bu dinin adını, içeriğini tespit etme noktasında çelişkiler, anlaşmazlıklar mevcuttur. Mesela, en yaygın kanaat eski Türk dininin tek tanrılı inanç sistemi olduğu yönündeyken, kimileri de bu görüşe karşı çıkmaktadır. İki görüşün de haklı olduğunu söylemek gerekir. Şunu eklemek kaydıyla: Eski Türk dini tek tanrılı bir inanç sistemidir. Sonraki dönemlerde özellikle Hindistan coğrafyasının etkisiyle bu inanç sistemi bozulmuştur. Her iki görüşte de haklılık payı bulunmasının nedeni bu olmalıdır.

Eski Türk dininin adı nedir? Bu da önemli bir meseledir. Araştırmacılar -böyle olmadığını düşünenler de dahil- genel bir ifadeyle “şamanizm” kavramını kullanmayı tercih ediyor. “Şamanizm” ne kadar yetersiz bir kavram olsa da başka bir ifade kullanıp -örneğin Tengricilik- içini yeterince dolduramamak da birçok konuyu muallakta bırakıyor. Yine de bu konu yeterince aydınlandığında şüphe yok ki eski Türk dini için “Tengricilik” en uygun isim olacaktır. Diğer bir yaygın isim de “Gök Tanrı”dır. Bu üç isimden başka görüşler de vardır fakat bunlar da zayıf kalmaktadır. Örneğin, Ziya Gökalp eski Türk dini için “toyunculuk” ifadesini kullansa da bu da yanlıştır. “Toyunculuk”, “Budizm”in Türkçe karşılığıdır. Bunun gibi, “Maniheizm” gibi dinlerin de milli din gibi görülmesi yanlıştır.

Wilhelm Radlof gibi araştırmacıların eski Türk inancıyla ilgili araştırmaları, genellikle kendi çağdaşları olan Altaylı yahut Saka bölgesinde yaşayan Türklerden derlenmiş ve bunlar kayıtsız şartsız eski Türk dininin unsurları olarak değerlendirilmiştir. Elbette tüm bu araştırmalar kayda değerdir, hakettiği saygıyı görmelidir. Ancak artık 2017 yılındayız. Bunların tartışmasız kaynaklar olarak kabul edilmesi yanlıştır. Yeni araştırmalar yapılmalı, yeni veriler ortaya konmalı, yeni sorunlar tespit edilmeli, mevcut sorunlara çözüm aranmalıdır. Bu noktada araştırmacıların özellikle diplomatik ve finansal yönden desteklenmesi şarttır. Ayrıca özellikle Rusya’da sıklıkla arkeolojik bulgular ortaya çıkmakta ve hem tarihimiz, hem eski Türk inancı hem de kültürümüz bu bulgular neticesinde güncellenmelidir.

Eski Türk tarihi ve inancı noktasında yazılı kaynakların sayısı yeterli midir? Tarihte ve günümüzde yaşayan “İndiana Jones” tipi hırsızların elindekiler alınmadıkça, hayır, yeterli değildir. Vatikan, Almanya, Avusturya, Çin, Japonya, Rusya, İngiltere, Fransa ve ABD’de bize dair ne varsa, geri alınamıyorsa bile, yüksek ölçüde diplomatik destek sağlanarak araştırmaya açılmalıdır. Yazılı kaynakların ne kadar yeterli olduğu, ne kadar çok şeyi aydınlatacağı, üstelik aydınlıktan birçok milletin faydalanacağı da açıktır.

Mevcut kaynaklara göz atarsak, eski Türk inancıyla ilgili çıkarımlarda bulunmamız zor olmayacaktır. Orhun yazıtları bu konuda da önemli bir kaynaktır. Eğer dikkat edilirse, Orhun yazıtlarında “tanrılar”, “tanrıça” gibi ifadeler yer almamaktadır. Eski Türklerin doğaya taptığı tezini çürütecek ifadeler de vardır: “Iduk yir-sub”, “kutsal yer su/suları” anlamına gelmektedir. Birçok dinde doğa tanrının bir nimetidir. Doğurgandır; yeni nimetler sunar. Kutsal sayılması şaşırtıcı olamaz. Buradan “tapma” anlamı çıkarmak doğru değildir. Tarihin eski dönemlerinden itibaren insanlar sadece tapınırken değil aynı zamanda saygı ifade ederken de vücut dilini kullanmaktadır. Camilerde mihraba tapılmaz; büyüklerin elini öpmek için saygıyla eğilmek ve el öpmek amcanın, dayının, teyzenin tanrı olduğu anlamına gelmez vesaire…

Orhun yazıtlarında dikkat çekici ifadeler bu kadarla sınırlı değildir. Bilge Kağan yazıtında “…Tanrı buyurduğu için, kazandığım için, şüphesiz Türk halkı böylelikle kazanmış oldu.” ifadesi yer almaktadır. İlerleyen yazılarda bu konuya daha fazla değineceğiz. Bu yazı dizisinde hep birlikte eski Türk dininin izini süreceğiz. Şimdi “Tanrı buyurduğu için” açılışımızı yapmış olalım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone