Eski Türk Dini-3

Bir önceki yazıda Begre yazıtında geçen, “Güneş ve aydan ayrıldım.”, “Yer ve sudan ayrıldım.” gibi ifadelerden bunların tanrı olmadığı sonucunu çıkarmıştım. Buna ufak bir itiraz geldi. İtirazın kaynağı “Tanrılardan ayrıldım, onları göremeyeceğim.” gibi bir anlam çıkabileceğini ifade etse de, ölümden sonra yaşamın olduğuna dair inancın çok güçlü biçimde yaşıyor olması, bu anlamı kesinlikle çürütüyor. Yazıya ufak bir itiraza kısa bir cevap vererek başlamış olalım.

Semavi dinler sadece Ortadoğu coğrafyasından yayılan dinlerle mi sınırlıdır? Eğer öyle ise, diğer dinlerde bu dinlerin içeriğine bir karşılık aramak nafile ya da çelişkidir, diyebiliriz. Yok sınırlı değil ise, diğer dinleri de ona göre değerlendirmek gerekir. Ancak yine de kendimize şu soruyu sorabiliriz: Mesela Ortadoğu menşeili dinlerde kutsal kitaplar vardır. Diğer dinlerde de kitap olmak zorunda mıdır? O dinlerin kutsal metinleri başka bir yöntemle yazıya dökülmüş olamaz mı? Yahudi kralları aynı zamanda peygamber kabul edilirken, diğer toplumların kağanları, kralları arasında da peygamberler bulunduğu düşünülebilir mi? Mutlaka diğer toplumlarda da kral-peygamber vasfı taşıyan şahsiyetler vardır. Fakat onlar semavi dinlerle ilişkilendirilmedikleri için, meseleye bir de bu açıdan bakmak gerekir, diye düşünüyorum.

Türkçüler arasında “Ben semavi dinlere inanmam, ben Türk’üm.” anlayışıyla Tengrici olduğunu ifade eden kimseler vardır. Bunda hayret edecek, kızacak ya da küçümseyecek bir durum yoktur. Ancak bu toplumda anne-babalar İslam ve Türk geleneklerini birbiriyle yoğurmuştur. Şamanizm gibi sistemlerden İslam’a geçen inanışlar olduğunu herkes biliyor. Bu noktada Müslüman bir ailede yetişen Türk’ün Tengrici olması durumunda İslam’dan o dine unsurlar geçirilmesi de kaçınılmaz olmuş oluyor. Mesela eski Türk dininde yakarışların sonunda “alaş” filan denmez. Fakat “amin” sözcüğüne bir karşılık getirilmek istenmiş ve çare “alaş” sözcüğünde bulunmuştur.

Daha önce “Alaş Amin Demek Değildir” başlıklı bir yazı yazmıştım. Daha sonra aynı konuda, aynı görüşte ve hatta aynı başlıkta yazılmış zengin içerikli yazılar olduğunu da öğrendim. Bu yazılara, makalelere rağmen ısrarla “alaş” sözcüğünün bu anlamda kullanılması yanlıştır. Eski Türk dininin içeriğine ulaşmada zorluk yaşarken, bir de üstüne Ortadoğu dinlerinde kullanılan sözcüklere, geçerli olan geleneklere karşılık bulma arayışı işi zora sokmaktadır.

Bahsettiğim yazıda geçen örneği tekrar vereyim: Bir milletin herhangi bir mensubu ya da mensupları kitap yazarsa, o dilde kitap sözcüğünün karşılığının olması gerekir. Bizde bunun karşılığı “bitik” sözcüğüdür. “Lanet” eden insanlar vardır ki Türk dilinde buna “kargış” denmiştir. Fakat yakarışının sonuna “amin” anlamında “alaş” getiren yoktur. Ta ki bu devre kadar…

“Ben Ortadoğulu dinlere inanmam.” diye düşünüp buna göre başka bir dine inandığını ifade etmek, kişilerin kendi tercihidir. Fakat “alaş” gibi zorlama karşılıklar bulma arayışı da eski Türk dinini Ortadoğu menşeili bir görünüme sokmaktadır. Dinlere inanmak adı üstünde bir inanç işidir. Benim şahsi inancım, eski Türk dini de dahil olmak üzere bütün dinlerin kabuğunun değil fakat özünün bir kaynağa dayandığıdır. Buna da doğal olarak “teizm” diyoruz.

Ayrıca ben Türk peygamber olduğuna da inanıyorum. Bir önceki yazıda Oğuzname’den örnek vermiştim. Hamaset yapıp “Biz töreden caymadık, biz peygamber gönderilmesini hak etmedik.” dersek, Bilge Kağan’ın devrinden asırlar geçtikten sonra “Çin’in ipeğine aldanıp öldün. Ötüken yıştan uzaklaşıp öldün.” diyen Bilge Kağan’a cevap vermiş oluruz. Orhun yazıtları ve Oğuznameler, bizde de Tanrı inancı temelinde bir toplumsal düzen olduğunu ve çeşitli zamanlarda bu düzenin bozulduğunu gösteriyor.

Bu konuda şöyle bir örnek vereyim: Eski Balasagun’un düzeninde tanrısal göndermeler vardır. Kağan’ın sarayı şehrin tam merkezindedir ve tüm yollar onun sarayına çıkar. Yine Türklere ait çadırlar da birer mikro-kozmozdur. Otağ tepesinin kubbeli olması ve tam merkezine “tündük” (güneşlik) denmesi, onun şeklinin de güneş biçiminde olması boşa değildir. Otağ felsefesi şudur: Üstte gökle altta yağız yer arasında kişioğlu yaşar. Orhun yazıtlarında bu düzeni, elbette Tengri yaratıyordu.

Dipçe: Melek-şeytan gibi unsurların olup olmadığını da ilerleyen yazılarda inceleyeceğiz.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone