Eski Türk Dini-4

Eski Türk dini üzerine tartışmalardan biri, Tengri’den başka unsurların “tanrı” veya “ruh” olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı olmuştur. Bunun için de eski metinlere başvurmak gerekiyor. Tekrar ifade etmekte fayda gördüğüm bir husus vardır. Bugün şaman-Tengrici olarak adlandırdığımız Türklerin inancından yola çıkarak geçmişte de kesinlikle böyle olduğu kanısına varmak yanlıştır. Bugünkü inancın kayıtsız şartsız geçmişte olmadığını düşünmek de aynı ölçüde yanlıştır.

Türklerin eski dini inanışları bakımından bilgi veren en eski kaynaklardan olan “Wei-shu” şu bilgilere yer veriyor:

“1-) Güneşin memleket üzerine doğuşunu temsilen hanın otağına doğudan giriş;

2-) Devket erkanının ataların mağarasına yılda bir defa kurban takdim etmesi;

3-) Beşinci ayın 10-20.günleri arasında halkın nehir kenarında toplanarak göğün ruhuna kurban takdim etmesi;

4-) Tu-chin’in (Ötüken) (Dugin okunur) 500 li bbatısında yüksek bir dağ vardır ve dağın tepesinde ağaç ve bitki bulunmayan Po-teng-ning-li (Bodı-inli okunur) isminde bir yer bulunmaktadır ki manası ülke koruyucu ruhu demektir.”1

Görüldüğü üzere “ülke koruyucu ruhu”, “göğün ruhu” gibi ifadelere rastlanmaktadır. Bu önemli bir bilgidir. Bu ruhları “melek” kavramıyla ilişkilendirebilir miyiz? Bildiğimiz üzere İslam’da da meleklere yönelik “ruh” ifadesi kullanılabiliyor. Kur’an-ı Kerim’de yer alan Bakara suresinde Cebrail’den “Ruhu’l-Kudüs” ve “Ruhu’l-emin” sıfatlarıyla da söz edilmektedir. Yine her bir meleğin görevi/görevleri vardır. Mesela Cebrail vahiy meleği olarak da görev almıştı. Burada da “ülke koruyucu” ya da “göğün ruhu” gibi ifadeler dikkat çekicidir. Yine eski Türklerde dağın da bir ruhu olduğuna inanılır, hatta o ruhtan korkulduğu için dağda gezinirken kimse birbirine gerçek adıyla seslenmezdi. Kötü ruhlara karşı alınmış önlemlerden biri de budur. Bugün hala birçok anne-baba kötü cinlerin dikkatini çekmemek veya nazara uğratmamak için evladını “çirkin” diye sever.

Gumilov soruyor: “Problemin esası şudur: Eski Türklere neye inanıyorlardı? İnançları bir din olarak kabul edilebilir mi, yoksa farklı inançların sentezinden mi ibaretti? Eğer öyleyse, bunlar nelerdir?”2

Birçok dinde birbirine benzer sayısız öğe vardır. Eski Türklerin inancında da bu unsurlar neden olmasın? Neden Türkler açısından bu inancı bir sentez olarak değerlendirelim? Bunu yaparsak, bütün inançların birer sentezden ibaret olduğunu kabul etmek durumunda kalırız.

Hemen bütün dinlerde “tanrı” ve “şeytan” vardır. Genelde de ikisinin arası gayet iyidir. Fakat şeytan yine genellikle “kibir” sebebiyle tanrı tarafından cezalandırılır. Semavi dinlerde böyledir. Eski Türk destanlarına bakarsak aynı duruma eski Türk inancında da rastlayabiliriz. Altay Yaratılış destanında Kayra Han suyun üstüne tek başına uçup durmaktan sıkılıyor. Kişi’yi yaratıyor. Kişi ile beraber uçmaya başlıyor. Kişi, Kayra’dan daha alçaktan uçtuğu için kibirlenmeye başlıyor. Daha yüksekten uçmaya çalışırken suya düşüyor. Kayra Han onu kurtarıyor. Tengere Kayra Han, kara parçalarını yaratmak için Kişi’den toprak çıkarmasını istiyor. Akıllanmayan Kişi, çıkardığı toprağın bir kısmını ağzında saklıyor. Kayra Han yaratma işine başlayınca, Kişi’nin ağzındaki toprak da büyümeye başlıyor ve en son ağzında tutamayıp tükürmek zorunda kalıyor. Güzelim dünya üzerinde eğri büğrü tepeler oluşuyor. Bu duruma çok kızan Tengere Kayra Han, Kişi’yi yeraltı dünyasına yolluyor ve ona “Erlik” adını veriyor. Böylece Erlik de kötülüğün, kötü ruhların hükümdarı ve simgesi oluyor.3 Ayrıca bir de Radlof’un derlemesine göre, Erlik’e dünyanın sonuna kadar orada kalma mühleti verilmiştir. Bilindiği üzere, “şeytan” da kıyamete kadar mühlet almıştır.

Sentez mi? Yoksa bütün inançlar aynı temele dayanıyor da bir şekilde belli ölçüde bozulmalar mı olmuş? Bu işlediğim konunun dışındadır. Benim yazdıklarım bu sorulara cevap arayanlar için bir fikir verebilir.

1L.N.Gumilov, Eski Türkler, Selenge Yayınları, İstanbul 2004, sf.103

2L.N.Gumilov, a.g.e. sf.104

3Su ve yaratılış konusunda “Yaratılış Destanı ve Kopmayan Bağ” başlıklı bir yazı yayımlamıştım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone