ETEKLİLERİN KOCASI: BLACKWATER

YusufhanGuzelsoy

Türkiye’de bazı insanlar, tuttukları saf gereği, TSK mensuplarını ve Türk vatanseverleri hep bir “derin ajan”, “karanlık odak”, “şer gücü” gibi tanıtır; ancak ABD ve İngiltere başta olmak üzere Haçlı organizasyonlarının şövalyeliğini yapan katliamcı Blackwater veya son adıyla Academy’den bahsetmez. ABD’de ve Avrupa’da bile “Gölge Ordu” adıyla anılan bu sözde özel güvenlik kuruluşu, Haçlı zihniyetiyle dünyayı sömürmek için birçok memleketi işgal eden devletlerin, paralı askerleridir. Başta Irak ve Afganistan olmak üzere, pek çok esaret altındaki ülkede katliam yapan kuvvet, Blackwater’dır.

Blackwater, 1997 yılında, ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde kuruldu. ABD’li ve Britanyalı eski Özel Kuvvetler mensuplarının sözde özel güvenlik-koruma olarak çalıştığı şirketin kurucusu, aslen Hollandalı olan Erik Prince’tir.

Karanlık Geçmişi

ABD’nin işgal ettiği ya da bir şekilde menfaatinin olduğu ülkelerde katliamlara, skandallara imza atanlar işte bu Blackwater mensuplarıdır. Başta Afganistan, Yemen, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere birçok yerde görev almış olan Blackwater, Irak’ta gerçekleştirdiği katliamlarla ünlendi. Bu katliamların en meşhuru da, Nisur Meydanı Olayıdır. Bu olay, Amerikalıların korkaklığını ve zalimliğinin de esasında bundan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

Irak’ta ABD Dış İşleri yetkililerini taşıyan bir konvoyu koruyan Blackwater üyeleri, ters istikamette ilerleyen ve içinde anne Mohassin ve oğlu Ahmed Heithem Ahmed’in bulunduğu araca hiçbir uyarıda bulunmaksızın “uyarı” ateşi açar. Bir de Iraklı trafik polislerine göz yaşartıcı bomba atılmış, bu bombaları el bombası zanneden polisler de konvoya ateş açmıştır. Blackwater da bu ateşe şiddetle karşılık vermiş ve neticede tam 17 kişi hayatını kaybetti. Olayla ilgili olarak yargılanan 4 Blackwater üyesi tutuklandı. Blackwater’ın Irak’taki çalışma izni kaldırıldı; şirket adını “Xe Service” olarak değiştirdi.

yamuksuratlıköpeklerTutuklanan hasta ruhlar.

Irak’ta direnişçiler tarafından düşürülen helikopterlerin önemli bir kısmı da bunlara aittir. Yalnız Irak değil, Afganistan gibi ülkelerde de sivillerin üzerine rastgele ateş açma, keyif için adam öldürme, tecavüz gibi pek çok olaya adını karıştırmış olan bu yasal suç örgütünün son adı “Academy” olmuştur. Ancak, şirket, çoğunlukla Blackwater adıyla anılır.

Bir Dick Cheney projesi olan (Cheney’e fikir babalığı yapansa Donald Rumsfeld’tir) Blackwater’ın büyümesi, Irak savaşı sayesindedir. Başlarda polis eğitimi gerçekleştiren, mütevazı işlerle meşgul olan Blackwater, ilk büyük işi olan Irak’taki ABD askeri üslerini koruma ihalesini aldıktan sonra büyük işler almaya devam etti. Azerbaycan Deniz Kuvvetlerine eğitim, Japonya’da AN/TP2 radar sisteminin korunması, Hollanda ve Kanada polisine sorgulama tekniklerinin öğretilmesi gibi uluslararası işlerde görev alan şirket, 2008 Pakistan seçimlerinde de Benazir Butto’nun (bu seçimlerde ölmüştü) eğittiği Ortak Özel Operasyonlar Komutanlığı’na da hizmet sağlamaktaydı.

 

blackwaterBlackwater amblemi.

busht

Blackwater Üyelerinin Profilleri

Eski bir CIA ajanı olan Robert Baer, Vanity Fair adlı dergide “Irak’taki Paralı Askerlerin Kralı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Baer, yazıda Blackwater’ın ne mal olduğunu, tamamen olmasa da kısmen anlatarak önemli bilgiler vermiştir. Baer’in yazısından Blackwater üyelerinin profillerini de öğrenme şansı buluyoruz.

Baer diyor ki: “Dubai havaalanında Bağdat’a ya da Kabil’e uçmak için bekleyen yolcuları incelediğinizde fikir sahibi olabilirsiniz. Bunların yarısı 40’lı yaşlarında, hafif göbekli, saçları seyrelmiş tipler… Son 20 yıldır antrenman yapmadıkları belli… Çoğunun boşanmış ya da kendi oturmadıkları evin kredi borçlarını ödeyen herifler olduğundan kuşkunuz olmasın.”

Bunlardan başka, Blackwater’ın içinde 20’li, 30’lu yaşlarında, kazancını dörde beşe katlamak için bu sektöre giren; en ufak bir meseleyi abartan ve sürekli olarak sivillere sataşan tipler de mevcut… Amerikalı ve İngilizlerden başka; Kolombiyalı, Güney Afrikalı, Şilili, Nepalli, Filipinli ve Nepal’li üyeleri de olan şirkette, ortalama gelir 180 bin dolar civarındadır. Seçkin birliklerde yetişmiş olanlar, günde 1500 dolara kadar kazanmaktadır. Buna karşın, Amerikalı ve İngilizlerden daha az kazanan, ücretlerinde indirime gidilmiş olan diğer üyeler de Blackwater’ı dava etmişlerdir.

Blackwater’ın psikopat elemanlarını tanımanın bir diğer yolu, duty-free dükkanlarından kasa kasa Jack Daniels ve Cohiba puroları almalarıymış. Bildiğin, asosyal, hayatta dikiş tutturamamış, bıyıkları çenesine inmiş, seyrek saçlı, göbekli, ordudan psikolojisi bozulunca ayrılıp yasa dışı işlere bulaşmış Amerikan tiplemeleri…

Erik Prince

Bu haysiyet yoksununu da iyi tanımak gerekir. Türkiye’deki cemaatler veya Kadir Mısıroğlu gibi müptezeller Atatürk’ten başlayıp Mehmet Akif’ten devam ederek Timur’a ve Selahaddin Eyyubi’ye kadar oluşan bir hat kurmakla, Türk tarihini ve Türk büyüklerini karalamakla meşgul oldukları için, esas düşmanları anlatmazlar. Bu Erik Prince denilen adam, Graham Fuller gibi, Paul Heinze gibi, Noel gibi, Lawrance gibi sinsi bir ajan, Türk ve Müslüman düşmanı bir kişidir. “İslam’ı yeryüzünden silmek istiyorum” sözüyle meşhur olup Haçlı zihniyetiyle Irak’a giren savaş lordlarının başında gelir.

erikprince

“Uluslararası Hristiyan Özgürlük Örgütü” başkanlığı görevinde de bulunan Erik Prince, Evanjelik’tir. Evanjelikler, bildiğiniz üzere, Yahudi aşığı Siyonist Hristiyanlardır.

Erik Prince, ilk güvenlik stajını 1990 yılında Beyaz Saray’da yaptı. 1992 yılında Kolej’de ekonomi üzerine eğitim alırken, sonraları Ruanda’da meydana gelen katliamlardan sonra “barış ve güvenliği tesis etmeyi amaçlıyoruz” diyecek olan Prince, bu dönemde de gönüllü olarak İtfaiye’de çalıştı ve dalgıçlık yaptı. Tam bir sevgi pıtırcığı yani… Aynı yıl SAT komandolarına katıldı; Yugoslavya’da eğitim aldı ve ilk operasyonlarına da burada katıldı.

Aslen Hollandalı olan Erik Prince, aslında oldukça zengin bir ailenin oğludur. 1995’te babasının ölümü üzerine ordudan ayrılmış ve ailesinden tam tamına 1.350.000.000 dolar nakit para alarak Blackwater’ı kurmuştur.

Irak’ta meydana gelen Nisur Meydanı olayından sonra sözde zor günler yaşamış ve CEO’luk görevinden istifa etmiş, ardından da şirketini satmıştır. Ancak yönetim kuruluna başkanlık etmeye de devam etmiştir. Ne de olsa onun bir misyonu var, değil mi? Ruanda’da bir daha katliam olmayacak (!) Barış, güvenlik ve huzur gelecek (!) Yersen…

CIA ile de önemli bağlantıları olan Prince, Arap Baharı öncesinde Birleşik Arap Emirlikleri’yle de güvenlik anlaşması imzalamış ve Arap şeyhleri güven içinde lüks hayat yaşamaya devam etmiştir. Domino taşlarında devrilme sırası Suriye’ye geldiği günden beridir de Türkiye’nin manevi sıkıntıların yanında maddi sıkıntıları ortadadır. Araplar, “iç işlerimize karışmayın” diye tam anlamıyla sahtekarlık yapmaya devam etmektedir. Madem ki Türkiye Arap ülkelerine yardım edecek, o halde söz hakkı, lüks içinde yaşayan Arap şeyhlerinde midir? Araplar da bunu bilmekte, fakat ABD tarafından Türkiye’nin dış politikadaki işlerini zorlaştırma görevini devam ettirmektedir. Irktaşları umurlarında olsa, dünyayı ayağa kaldırmaları gerekirdi. Ancak onlar yalnızca paraları kaldırmayı tercih etti. Şunu da ekleyeyim: Araplar aslında bu anlaşma ile zararlı çıkmışlardır. Prince’a tam 500.000.000 dolar ödeyen şeyhlerimiz, Blackwater’a çıkması olası isyanları bastırması için değil, aslında, çıkmaması için rüşvet vermiştir. Farkında oldukları söylenebilir mi? Çok mühim değil, derdimiz de değil…

Bu Erik Prince denen savaş lordu, bir Evanjelik olarak Siyonist kardeşlerinin sermayesinin aktığı yerlere yatırım yapmakta gecikmedi. 10 yıldan fazla bir süredir yatırımlarını Çin’e kaydıran ve ABD’li dostlarının bozulmasına neden olan Siyonistleri takip eden Prince da Çin’e yatırım yapmakta gecikmemiş; ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde hava yolu şirketleri satın almış, petrol tesislerinin bakımı gibi işlere girmiştir.

Bir diğer işi de, PKK’ya ABD menşeili silahları ulaştırmak olmuştur.

Erik Prince bundan aylar önce Türkiye’ye geldi. Bürokratlarla ve belediye başkanlarıyla görüştü. Bu isimlerden biri de Melih Gökçek’ti. 20.01.2016 tarihinde, Erik Prince, Melih Gökçek ile ne konuşmuştur? Bu görüşmenin 15 Temmuz’da meydana gelen darbe girişimiyle bir ilgisi var mıdır? Yoksa yine parsel parsel meseleler mi dönmüştür? Darbe gerçekleşmediği için bilemiyorum. Siz ne dersiniz? Yapar mı?

Son olarak, Erik Prince’ın Tapınak Şövalyelerinin bir kolu olan Malta Şövalyeleriyle bağlantısı olduğunu da ekleyeyim.

Tim Spicer

Papua Yeni Gine’de Hükümet-Halk-Ordu çatışmasının çıktığı Bougainville ayaklanmasını planlayanlardan biridir. Dünyanın pek çok yerinde, skandallara ve komplolara adı karıştığı için kovulmuştur. Britanya ordusunda subayken, Falkland’da, Kuzey İrlanda’da ve Bosna’da görev almıştır. Ancak o da görevinden 1996 yılında istifa etmiş ve özel sektöre girmiştir. CEO’su olduğu ilk şirketin adı, Sandline İnternational’dır.

timspicertimspicer2timspicer3

İlk işini Papua Yeni Gine’de almış ve burada bir paralı ordu kurmuştur. İlk olarak bakır şirketlerini koruma görevi almış, daha sonra o da Erik Prince gibi rahat durmamış ve Irak gibi ülkelerde güvenlik ve koordinasyon ihaleleri almaya başlamıştır. Irak’taki ihaleyi aldıktan sonra, ABD Hükümetinden aldığı para 293.000.000 dolardır.

Bu kardeşimiz, yıllık gelirinin 20.000.000 dolar olduğunu iddia ediyor. Herhalde bunun on katı kadarını yardım işlerine harcıyor olsa gerektir (!) “Paralı asker” sözünden nefret ediyormuş; medeniyet kurmak için dünyaya savaş açan 19.yy serüvencileri gibi olduğunu söylüyormuş. Bence doğru söylüyor; Iraklıların “kara ölüm” adını verdiği birliklerin en başında gelen ismi Tim Spicer, herhalde General Horatio Gordon Robley’e özenmiştir:

ingiliz general

Medeniyet savaşçısı İngilizler ve İsveç gibi diğer Avrupalı ülkeler, bilhassa Yeni Zelanda yerlilerinin kurutulmuş kafatası ticaretini yapmakta ve koleksiyonlar kurmaktaydı. Bugün hala Yeni Zelanda gibi ülkeler, Avrupa ülkelerinden dedelerinin kafataslarını almaya uğraşmaktadır. En son İsveç, sağ olsun, törenle kafataslarını iade etmiştir.

Katranı kaynatsan olur mu şeker demişler… Tim Spicer, Erik Prince da kendi dedelerine çekmişler.

George Friedman

Bir ara gazete ve dergilerimizin manşetlerini boy boy resimleriyle ve ilginç çıkışlar yapan beyanlarıyla dolduran bir adamdır. İfadelerinde bölgesel güç olacağımızı, ABD’yi, Rusya’yı ve dahi diğer küresel güçleri ezeceğimizi, son olarak da dünyaya hükmedeceğimizi iddia ediyordu. Bana kalırsa da bunlar birer iddiadan ziyade bir teklifti: Fethullah’ı al, Türkiye’yi ver, benim gücüm Türkiye’nin gücüdür.

“AB yıkıldı, çağırsa da gitmeyin!” (4 Mart 2009-Hürriyet)

“Çince’yi bırakın, Türkçe öğrenin!” (4 Mart 2009-Milliyet)

“Türkler, tarih sahnesine imparatorluk olarak geri dönüyor!” (4 Mart 2009-Sabah)

Türkler tarih sahnesinden silinmiş gibi konuşan, Türkçe karşısına Çince’yi kasten yerleştirmiş olan bu şahıs, Macaristan doğumludur. Macaristan dediysem, hemen Turancılık damarlarınız kabarmasın. “E güzel şeyler söylemiş Macar kardeşimiz” diye coşmayın. George Efendi Yahudi’dir.

George Friedman da bir Neo-Con’dur. Yani Evanjelik Erik Prince ile de Yahudi ve Neo-Con olmasıyla tam bir uyum içindedir. Bush, bir kral rolüne bürünmüş, Haçlı seferi açmış, imparatorluk yanlısı George Efendi ve diğer Neo-Conlar bu seferi Yahudi-Siyonist sermayesiyle desteklemiş, Erik Prince ve Tim Spicer gibi paralı askerler de modern Tapınak Şövalyeleri rolüne bürünmüşlerdir.

Bu adam hangi kuruluşun kurucusu biliyor musunuz?

Darbe girişimini yakından izleyen, henüz kalkışma tamamen bitmeden darbeyi başarısız olarak duyuran, ünlü düşünce kuruluşu Stratfor!

Ne zaman kurulmuş biliyor musunuz?

Erik Prince şirketini kurmadan bir yıl önce, Tim Spicer’ın istifa ettiği, 1996 yılında… Tesadüf mü? Öyle veya değil… Siyonist kaderleri onları birleştirmiştir.

Stratfor’un müşterileri gizli olsa da, Fortune 500 listesinde yer alan isimlere ve uluslararası hükümet kuruluşlarına hizmet verdiği biliniyor. Elit kesimi hedef kitle seçmek, Masonik kuruluşların ve Masonların bir özelliğidir. Zira Masonluk kendi açıklamasını ilk olarak “eşitlik, hoşgörü” vs. gibi tanımlarla yapar; kimler Mason olamaz, sorusunu da “Fakirler Mason olamaz.” diye cevaplar.

georgefriedmanZat-ı şahaneleri. Nasıl? Rockefeller’in gayrı meşru çocuğu gibi tipi var, değil mi?

Etekliklerin Kocası: Blackwater

YPG1

Resimdeki şahısları, haberleri takip ediyorsanız, çıkarmışsınızdır. Ben haberleri pek takip etmem, arşivden buldum resimlerini… Haberler güncelliğini koruduğu sürece yanıltıcıdır. Haberin üstünden belli bir zaman geçiyor, bir olay oluyor, gazetelerin arşivlerine girip, misal, Blackwater, diye yazıyorsunuz ve gazeteler size o zaman doğru cevapları az çok veriyor.

Resimdekiler, eteklilerin kocaları, Blackwater üyeleridir. Yaralanan arkadaşlarını hastaneye götürüyorlar. Ortadaki şahıs “Uf oldu!” der gibi ağlıyor. Ancak namuslu adamlar belli ki… Çünkü onlar, tüm dünyanın “etekli” diye tanıdığı, PKK’lı hırt kardeşleri için Suriye’de savaşırken uf olmuşlar! IŞİD canlarını acıtmış. Bu da hastanedeki resimleri:

YPG2Bir tane de kör var bakın.

Cepheden de var:

rojavadapuştlarTam olarak eski CIA ajanının tarif ettiği tipler, değil mi?

maymununaskerleri orospuçocuklarıbiraradaBlackwater mensupları hanımlarıyla beraber. Maymun da ayrıntıda gizlenmiş.

Daha önce Kobani’de de savaşan Blackwater mensubu teröristler, adeta Çekiç Güç’ün 2000’li yıllardaki versiyonu gibi hareket ediyor. Çekiç Güç, Irak tehlikesini bahane ederek Türkiye’ye yerleşmiş; Kuzey Irak’ta uçaklarını uçurarak PKK mensubu teröristlere silah atmışlardı. Tıpkı bugün sözde yanlışlıkla IŞİD’e silah attıkları gibi… Gerçi, o zamanlar yanlışlık filan yoktu, sadece gizli yapıyorlardı. Dağ maymunları da muz görmüş gibi sevinçten halay çekiyordu. Kocaları olan Batılı sömürgecilere göre bu dağ maymunları, savaşmak nedir, bilmez. Hatta eleştirilir: ABD, İngiltere ve İsrail, özellikle Suriye’de kıçlarını kurtaradursun, bunlar yalnızca halay çekiyor, diye. Şaka değil gerçek. Gerçek olan başka bir şey daha söyleyeyim: Devrim Mahkemeleri kurup orada da suçu olmadığı halde gelenek üzere suç isnat ederek infaz edilmelerini sağladıkları yoldaşları ölürken de halay çekiyorlar. İnfazların tamamı, halaylarla gerçekleştiriliyor ve infaz sonrası yine halay çekiyorlar. İlkel maymunlardan başka ne beklenirdi? Ayşe Hür gibiler de bunlar için hümanist nutuklar atadursun!

Suriye’de hırt kardeşleriyle beraber savaşan Collin Ruttenford, Steven von Steinberg ve Jamie Hatton adındaki üç İngiliz, IŞİD sadece Ortadoğu’nun sorunu değil, diyor ve onun için Suriye’de savaşıyorlarmış. Yersen.

ABD ve İngiltere’den başka, Avustralya, Çin ve Vietnam’dan da YPG’ye katılımlar olmaktadır. Vietnam bile olacak da, Almanlar orada eksik kalacak… 22 yaşında hırtlarla beraber savaşırken TSK tarafından gebertilen Kevin Joachim’i hatırladınız mı?

alman-ajan-kandil-de-vuruldu-1709242Kevin Joachim… Ayırt edilmemek için maymun taklidi yaparken çekmişler. Almanya’da yaşayan bir hırt kızına ya da erkeğine aşık oldu da mı geldi, yoksa bir Türk erkeği tarafından rencide edildi de mi kin tuttu, bilen bilir, ben bilmiyorum.

maymunfüze almannResimdeki hırtlar, Alman füzeleriyle donanmış ilkel yaratıklardır. Afrikalı askerlerin eline silah verince ortalığı tarayan maymununa benziyorlar.

Bu Blackwater Terör Örgütü de, vaktiyle ABD menşeili silahları PKK’lılara götürmüş, bu gerçek ortaya çıkınca da, haberler örtbas edilmişti. Tabi ki, yüzünü Batı’ya dönmüşler tarafından…

Şu anda Güneydoğu’da çok sayıda ülkeden ajan, özellikle paralı asker de, PKK saflarında Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı terör faaliyetleri yürütüyor. En son, Cizre’de 18 İngiliz casusu tespit edilmiş, bunlardan dört tanesi de eşekler cennetine postalanmıştı.

TSK’ya Sahip Çıkın

Şimdi iki net sonuca varıyoruz. Birincisi: Yüzünü Batı’ya dönmekle, ardını dönüp eğilmek arasında fark vardır. Etek, silah tutan teröristin üstünde, kalem tutan teröristin zihniyetindedir. Bu gerçeğin farkına varın. Özünüzden başka nereye dönerseniz dönün, önünüz, arkanız, sağınız ve solunuz güvende değildir.

İkincisi: ABD ve Avrupa’nın önündeki en büyük engel, milletin desteğini arkasına almış ve yüksek moralli Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Atabeyler, Ergenekon, Balyoz derken, TSK’ya yönelik itibar suikastları arttırılmıştır. Bunun son aşaması 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişimidir. Özellikle iktidar yanlıları bu oyunu daha net olarak görememiş, onlar “Recep Tayyip Erdoğan’ı indirmek istediler” kısmında kalmışlardır. Oysa oyunun ya da resmin tamamı bu değildir. Fethullah, Erdoğan’ı indirmek istedi; ABD de TSK’yı bitirmek istedi. Oyunun büyük ve önemli kısmı, ABD tarafından oynanmıştır.

Darbe başarıya ulaşırsa, kaybedecek olan Türkiye’dir. Başarıya ulaşamazsa, kısa vadede TSK, uzun vadede yine Türkiye’nin kaybedeceği bir oyun oynanmıştır. Bu oyunu bozmak, Türk Milletinin elindedir. Millet, ya ordusuna sahip çıkacak ya da 300 yıllık kaderinin sürüp gitmesine razı olacaktır. Tabi bu kader bir 300 yıl daha sürer mi, yoksa son 300 yıllık bir evre mi yaşanır, bunu oyunu bozup hep beraber göreceğiz veya torunlarımıza şüpheli bir gelecek bırakarak ömrümüzü tamamlayacağız.

Seçim hakkı, meydanları dolduranlarındır. Çünkü irade meydana inenlerindir. Madem ki millet meydana inmiştir, o halde seçim hakkı milletindir. Ümit ediyoruz ki, seçim, gözbebeğimiz TSK’dan yana yapılacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone