“Evet” Demek Ülkücülerin Suçu Değil!

Abdurrahim Karslı zamanında “Akp proje partisidir.” demişti. Ben de yıllardır yaşananları parça parça bir araya getirerek şu an kendi komplo teorimi oluşturdum. Buyurun okuyalım neden Ülkücüler suçlu değilmiş…

Türkiye’de sol görüş hiç bir zaman tek başına iktidara gelemedi. Halk zaman zaman sağ liderlerden sıkıldıkça sola bir şans verdi ama hemen akabinde tekrar sağa yöneldi. Bununla birlikte solun hükümet kurabilmesinin en temel sebeplerinden biri ise sağ da her daim güçlü birden fazla partinin olmasıydı.

Demirel, Erbakan, Türkeş, Özal… Bunların seçmen kitleleri ufak farklılıklarla birlikte aynı tabanı oluşturuyordu. Bu sosyolojik durumun farkına varan CIA Türkiye’de tek bir merkez oluşturabilmek ve sürekli adamlar “satın almak” yerine satın alınmış tek bir grupla çalışmayı tercih etti ve çalışmalara başladı.

Abdurrahim Karslı’ya göre projenin liderliği Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’e teklif edilmeden önce bir kaç kişiye daha teklif edilmiş. Onlar kabul etmeyince Milli Görüş’ün içerisindeki iki kuvvetli ve etkili isim olan sayın cumhurbaşkanına ve sayın eski cumhurbaşkanına teklif götürülmüş ve onlar da kabul etmiş.

CHP eski genel başkan yardımcısı Umut Oran kaynaklarını belirterek ortaya attığı CIA 1996 raporuyla ilgili iddialarda ise bu konu uzun uzadıya anlatıldı.

Bir şekilde teşkilatlanan Akp, kendi kadrosunu oluşturdu. Bunu oluştururken sağdan, soldan, milliyetçiden, solcudan, kürtçüden, her kesimden insanları “liberal, ılımlı İslamcı ve kapitalist” bir çatıda buluşturdu.

14 Ağustos 2001’de kurulan parti bir yıl üç ay sonraki seçimlerde tek başına iktidar oldu ve yürütmenin başına geçti.

***

Bir önceki seçimlerde en çok oyu alan DSP %1.22, yine en çok oyu alan 3 partiden biri olan Anap %5,13, DYP %9,54, Saadet Partisi %2,49 oy aldı.

Bu yeni Türkiye’de artık eskilere yer olmadığının bir göstergesiydi. Türk siyasi tarihini uzun yıllar meşgul etmiş bu dört parti bundan sonraki süreçte sıfır etki gösterecekti. Yani siyaseten ölüydüler…

ABD’nin Türkiye için istediği kendi gibi iki alternatifli bir parlamento sistemiydi. Bunun için kendi projesi iktidara gelmiş, diğer alternatifi CHP barajı geçen ikinci parti olmuştu.

Geriye sadece üç tehdit unsuru kalmıştı: DYP, MHP ve Genç Parti. Bu üç parti iki alternatifli parlementer sisteme göre en sakıncalı üç partiydi. Çünkü %9,49 ile DYP, %8 küsur ile MHP ve ilk kez katıldığı ve kısa sürede hazırlandığı seçimlerde neredeyse %7,5’a ulaşıp hazine yardımına hak kazanan Genç Parti bir kaç puan daha aldıkları takdirde barajı aşıp Akp ve CHP’nin güçlü olduğu parlamenter sistemde söz sahibi olacaklardı. Bu da satın alınacak adam sayısını fazlalaştırıp işlerin karışmasına, halkın alternatifinin artmasına sebep olacaktı. Buna gerek yoktu. Bu üç parti etkisiz hale getirilmeliydi…

DYP’nin başındaki Tansu Çiller güçlü bir kadın figürüydü. Demirel’in mirasıyla geçmişte halkın gönlünü okşayabilecek işler yapmıştı. Halk nezdinde Akp’ye alternatif olarak görülebilirdi. Yok edilmeliydi ve Tansu Çiller seçimden sonra partiden istifa etti ve DYP daha sonradan DP olsa da, Anap ile birleşse de hiç bir şekilde toparlanamadı. Tam toparlanma sinyalleri vereceği esnada partinin genel başkanı Süleyman Soylu Akp’ye devşirildi…

Tansu Çiller zamanında yaşanan faili meçhullerle ilgili, JİTEM operasyonlarıyla ilgili, sözde Ergenekon oluşumlarıyla ilgili dünya kadar olay oldu, tutuklamalar meydana geldi ama kimse Tansu Çiller’e bulaşmadı, gündeme getirmedi, açıklama yapılmadı… Buradan da anlıyoruz ki birileri ona “Çekil kenara sana dokunmayalım.” dedi…

Genç Parti direk taklaya getirildi. Özal zamanı zenginlerinden olan Cem Uzan ve ailesinin tüm parasına, malına, mülküne, şirketlerine el koyuldu. Adam yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Siyasi partiyle olmayınca Cem Uzan da şansını gece kulübü partilerinde denedi. Hanımından ayrılıp Paris’te ciks bir mekan satın aldı. En son Victoria Secret mankenleriyle umarsızca eğlenirken görüntülendi. Genç Parti tehdidi de böylelikle ortadan kaldırılmış oldu.

Artık sadece bir tehdit kalmıştı projenin başarılı olması için: MHP.

MHP’nin tabanı güçlüydü, cesurdu. Komünizme karşı yıllarca savaş vermişti. Diğerlerinin tabanı eriyip yok olabilirdi ama MHP’nin tabanını eritmeden değerlendirmek, onlardan faydalanmak çok daha yararlı olacaktı. Üstelik Ülkücüleri birden asimile etme olanağı yoktu. Onları kendi saflarına çekmek için projenin Akp yerine MHP olması gerekiyordu. Ama MHP toplama bir parti olamayacağı için Ülkücüler’e yönelik ayrı bir proje gerekliydi.

Onlar için öyle bir proje hazırlanmalıydı ki Ülkücüler o projeye dahil olduklarında proje onları Ülkü Ocaklarından çıkarıp Akp salonlarına götürmeliydi. Bu işlem hissettirmeden, yavaş yavaş, uzun vadede yapılmalıydı.

Nitekim operasyon için çalışmalar başladı ve proje Akp iktidara geldikten tam iki ay sonra hayata geçirildi. Adı: Kurtlar Vadisi idi…

Kurtlar Vadisi dizi 15 Ocak 2003’te yayın hayatına başladı. İlk 97 bölümle milli duygulara hitap ederek ve hiç bir şekilde siyasete bulaşmayarak başta MHP’liler olmak üzere tüm milliyetçilerin evlerine her perşembe akşamı servis edilmeye başlandı.

Mafya geleneğinden gelen, içerisinde ünlü mafyaları da barındıran, yıllarca komünizmle mücadele etmek için bellerinde silah taşımak zorunda kaldıklarından dolayı mafyavari şeyleri pek seven (işin doğrusu hangimiz sevmiyoruz ki) MHP tabanında reisinden tebasına, seçmeninden seçilenine herkes tarafından tutkuyla izlendi.

Polat Alemdar adlı karakterin vatan-millet-devlet için kendisinden, ailesinden, sevdiğinden vazgeçerek tüm şer odaklarıyla, gizli örgütlerle hatta ABD ile savaşması o karaktere üst seviyede bir hayranlık beslenmesine sebep oldu. Bunun için seçilen kişi ise daha önce oyunculuk deneyimi dahi olmayan hiç bir yerde görüntülenmeyen, tanınmayan, kirli geçmişi, politik görüşü olmayan Necati Şaşmaz’dı.

Her Ülkücü’nün hayal ettiği bir yaşama ve mücadeleye sahip olan Polat Alemdar tutkuyla takip edildi. Çünkü yıllarını memleketi komünizm tehlikesinden korumak için heba eden Ülkücüler ve onların hikayeleriyle büyüyen, onlar gibi olmak isteyen yeni nesil Ülkücüler Polat Alemdar’da kendilerinden ve olmak istedikleri kişiden bir şeyler buluyorlardı. Bu temiz vatanperver duyguları ise Polat karakteri gayet başarılı bir şekilde yansıtıyordu.

Perşembe akşamları İstanbul’da dahi trafik olmamaya başladı…

Polat Alemdar karakteriyle birlikte Kurtlar Vadisi dizisi Türk milliyetçilerini MHP’nin kucağından aldı ve Akp’nin kollarına bırakıverdi.

Bu, “Ülkücüler Akp seçmeni oldu.” anlamına gelmiyor. Akp’ye bilinçaltında bir meyil oldu. Öyle bir raddeye gelindi ki muhalefet partisi olması dolayısıyla MHP genel başkanı iktidar partisine yıllarca türlü türlü hakaretler etmesine karşın yarın bir gün çıkıp da iktidar partisiyle birlikte olacaklarını, onlarla birlikte rejim değiştireceklerini ve yıllarca etmediği hakaret kalmayan Tayyip Erdoğan’ı yeni sistemin sınırsız yetkili lideri yapacağını söylese, bunun için çalışmalara başlasa Ülkücüler muhalefet etmeden bunu kabul edecek duruma geleceklerdi. Ve ABD’nin arzuladığı iki partili bir parlamento için milliyetçiler Akp içerisinde eriyip gidecekti.

Nitekim öyle de oldu…

Bakınız aşağıdaki fotoğraf dün akşamki MHP İstanbul İl Başkanlığı’nın “Sevdamız Türkiye” adlı konser gecesinden çekildi. (Atatürk’ün yanında Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı ve çılgınlar gibi eğlenen MHP tabanı)

Dolayısıyla bu duruma düşmek Ülkücülerin suçu değil. Kimin suçu? Tabii ki Amerika’nın suçu. 1982 Anayasası’na ezici çoğunlukla “evet” diyenlerin bugün nesillerinin tükendiği gibi eğer sizin nesliniz de bundan 40 yıl sonra tükenirse sıkıntı yok. Ama tükenmezse diye benim yazıyı saklayın. İşinize yarayabilir. “Ameriganın oyunuydu, gandırıldık gardaş.” falan dersiniz.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone