Fazla İyi Niyet Felaket Getirir

Fazla İyi Niyet Felaket Getirir

Devlet kurumlarına ait binalardan, T.C. yazılı tabelaların kaldırılması, yazışmalarda kullanılmaması karşısında, bazı vatandaşların her konuda olduğu gibi bu konuda da, fazla iyi niyet sahibi olduklarını görüyoruz. Hükümetin her başarısızlığını, hükümetten kaynaklanmayan bir nedene bağlamak, bu vatandaşlar arasında bir hastalık gibi oldu. Onlara göre hükümet aldanır, ama asla suçlu değildir. Yanlış siyaset uygular, ama sorumlusu muhalefet partileridir. Ekonomi bozulur; pazarcı, çiftçi, esnaf, hükümeti devirmek için ekonomiyi kasten bozmuşlardır. Bu kadar iyi niyet, felaket getirir.

İnsan, fıtratı gereği aldatmaya meyillidir. Dolayısıyla, aldanabilir veya aldatılabilir. Bu insanlık halidir. Bir aşk meselesinde ya da iki dost arasındaki sorunda, şahıslar aldatmanın, aldatılmanın, aldanmanın bedelini kendi öder. Fakat bir hükümetin aldanması ya da aldatılması, aldatması kadar tehlikelidir. Onun aldanması, aşk meselesine ya da dostlar arasındaki soruna bağlanamaz. Çünkü hükümet hata yaparsa, bedelini millet öder. Bunun önüne geçmek için de, adaletin devreye girmesi ve hata yapanı cezalandırması gerekir.

Bu hükümet döneminde tarihe geçen bazı ifadeler oldu. Bunlar, öyle Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceğe ışık tutan ifadeleri gibi, içinde bilgelik yatan ifadeler değildi: “Babalar gibi satarız!”, “Ananı da al git!”, “Ver, kurtul! (Kıbrıs)”, “Ey filanca, sen kimsin ya?”, “Biz bilriz”, son olarak da “Ne istediler de vermedik?”.

FETÖ konusunda, önceki hükümetler devrinde de hatalar yapılmıştır. Adalet önünde, o dönemlerin sorumluları da hesap vermelidir. Ancak görev başında bir hükümetin vahim hataları, onun da yargılanmasını, kanun karşısında hesap vermesini gerektirir. FETÖ’ye her istediğini veren, bunun karşılığında ceza almazsa, millet FETÖ’ye karşı nasıl topyekün mücadele edecektir?

Osmanlı torunu olduğunu iddia eden kardeşim… Fatih’in torunu olmak öyle kolay değildir. Sana ceza vermeyen Kadı’yı azarlayacak, hükmü uygulamadığı için yerin dibine sokacak kadar yürekli misin?

Bir öğretmen, FETÖ mensubu olduğu gerekçesiyle görevden alınıyor, sonra hapse giriyor. Manevi linç yiyor, hastalanıyor, ölüyor. Bir yıl kadar bir zaman geçiyor, okuluna yazı gidiyor, sözde iade-i itibarda bulunuluyor. “Bu adam hain değilmiş” deniyor. Bir başka öğretmen, aynı gerekçeyle görevden alınıyor; en son inşaatta iş buluyor, orada asansör boşluğuna düşüp ölüyor. Bir başka öğretmen, kendisini ziyarete gelen ailesini trafik kazasında kaybediyor. Son iki olayda bahsettiğim öğretmenlerin, gerçekten öyle olup olmadığıyla ilgili bir bilgim yok; ama birileri, bu durumu “müstehak” olarak görüyor, biliyorum. O birileri, bıraksan, uygun ortam oluştuğunda kendini peygamber ilan edecektir.

Hükümet aldanmışsa, millet aldatılmıştır. 2006/7 yıllarında, MEB’e herhangi bir yapılmaksızın birtakım atamalar gerçekleşecekti. Filanca cemaatin mensupları, hükümetten gelen talep üzerine toplanıp kendi içinden isim seçiyordu! Milletin çocuklarına, “Filanca cemaatten olmazsan, bir yere gelemezsin” anlayışını, bizzat aileleri aşıladı. O aileleri bu anlayışa da bu ülkeyi yönetenler itti! Esnafı tutuklamak, bir zaman kullanılıp sonra bir kenara itilen gazeteciye saldırmak kolaydır. Tepe kadrosuna bedel ödetecek misiniz? Açık ve net söylüyorum: Hükümetin gündeminde FETÖ olduğuna inanmıyorum. FETÖ, AKP’lilerin toplumu ve kendi içindeki muhalefeti sindirmek için kullandığı bir öcü olmuştur. Yazık ki bu alçak örgütün alçak lideri de, ABD’deki çiftliğinde, bu ülkeye gönül verenlerden daha rahat, daha tasasız bir hayat sürmekte ve bedel ödemeyeceğinden emin şekilde yaşamaktadır. Nasıl olsa, “Sen Fethullah’tan, ben S-400’den vazgeçeyim” diyen bir yetkili yoktur.

T.C. meselesine dönelim. İyi niyetli vatandaşlarımız diyor ki: “T.C. olsa ne, olmasa ne?”

Biz diyoruz ki: “T.C. ibaresinin olup olmaması bu kadar önemsizse, neden kaldırıldı?”

Yer mi kaplıyordu? Masrafı mı vardı? Neydi sorun?

Sorunu anlamak için, kısaltmayı açalım: Türkiye Cumhuriyeti. Bu ifadede, hem Türk var, hem vatanın adı var, hem cumhuriyet var. Sorun tam olarak budur. Ülkeyi dönüştürmek, değiştirmek, kendi idealindeki ülkeyi kurmak isteyenler, mevcut devlete elbette tahammül edemez. Elbette devletin Valisi, geçici olarak atandığı görevde, duvardaki Atatürk tabelasından rahatsız olup indirtir.

Dernekler Müdürlüğünde görevli bir hanımefendiyle konuştuğumuz zaman, müdürünün, bir dilekçe üstündeki T.C. ibaresini görüp bozulduğunu, elinin tersiyle ibareye vurup “Bu hala buradan kalkmadı mı?” diye sorduğunu anlatmıştı. Türkiye Cumhuriyeti tarafından müdür yapılan adam, T.C.’ye karşı neden bu kadar kin besler?

Sayın Cumhurbaşkanına soruyorum: T.C. ibaresini geri getirmek riyakarlıksa, kaldırmak nedir?

***

Herkese Günah, Bize Mübah

Sayın Devlet Bahçeli de bir açıklama yapmış. Demiş ki: “Bundan sonra Cem Yılmaz’ı sevemem”.

Sever, sevmez. Herkesin birilerini sevmeye veya sevmemeye hakkı vardır. İyi de, Cem Yılmaz’ın, aynı şekilde görüşünü ifade etmeye hakkı yok mudur?

Futbolcusundan, sanatçısına kadar herkesi saraya toplayan, mevcut iktidardır. “Evet” propogandası yaptıran, mevcut iktidardır. İktidar yandaşı olunca, onları TRT’ye, olmadı ATV’ye toplayan, mevcut iktidardır. Kendisine alkış tutan rütbeli askerleri ödüllendiren de mevcut iktidardır. Bunlar konuşabilir, destekleyebilir, alkış tutabilir, her konuda fikrini beyan edebilir. Ancak doğası gereği daha çok muhalif olması gereken sanatçılar, bütün bunlardan muaftır. Fişleme tehditleriyle korkutulmalı, sindirilmeli, işsiz kalmalı, mümkünse de yandaş yapılmalıdır.

İşte bu iktidar, İstanbul ve Ankara’da oylarının çalındığını iddia etti. YSK da “O zaman ben usulsüzlük yapmışım” dedi, seçimleri yenileme kararı almadı. Ceza alan da olmadı. İşler yolunda yani…

Monşer

Biliyorsunuz, Erdoğan’ın çok sık kullandığı bir ifadedir. Aynı zamanda yalnız kendisinin kullandığı bir ifadedir. Yani ortada bir monşer ya da sağa sola monşer diye hitap eden başka bir siyasetçi yoktur. Diğer yandan, bir ayağı ABD’de olan bir aileye de sahiptir. Bu durumda kendisine “Sir” diye mi hitap etmek gerekir?

Sir Erdoğan… Sir Gül… Sir Davidson… Dillerde tekbir…

Eski Türkiye-Yeni Türkiye

Eski Türkiye ve yeni Türkiye ikizdir. Fark şudur ki “yeni Türkiye” idealinn babası Graham Fuller’dir. 4 senede bu iktidar değiştiren bir ülkede, her iktidarın devri yeni Türkiye’dir. Bu ülkeye son milli ideali aşılayan, miras bırakan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ondan sonra idealsiz kalındı, her gelene yeni bir Türkiye hayali kurdurdular. Her gelen, şahsi istikbalinin derdine düştü.

Bir hastane açılınca “Yeni Türkiye!” demek kolay da, olumsuzluklar dile getirilince “Bunlar eski Türkiye’de de vardı” demek daha kolay…

O yüzden, bu ikisi ikizdir, dedim.

 

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone