Fitne ve Politika

Tüm Türkiye’nin içinde de bizim en büyük dertlerimizden birisi de fitne ve dedikodudur. Devlet dairesinden, kahvehanesine kadar her yerde bu fitne ve dedikodu hareketleri vardır, başa bela olmuştur. En ufak bir hareketin altında dağları oynatacak detaylar olduğundan şüphe duyanlar olduğu gibi, bu hareketin arka planında devlet sırları olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır. Halbuki doğal sürecinde bir gelişim olmuştur o kadar.

Fitnenin tanımını sözlüklerden ziyade bir romandan aktarayım. Kıbrıs Türklüğü ile alakalı bir romanda şöyle bir diyalog vardı; ‘İstişare yapılır, meseleler konuşulur ve sonuca bağlanır. O andan itibaren yorum yapan fitnecidir’. ‘O an’ tabirinden kasıt kararın alınmasından sonraki zaman dilimidir.

İşte fitne istişareden sonra yapılan yorumdur. Fitnecide karara uymayıp ağızını tutamayan kişidir. Bu laflar üzerinde durmadan geçilip gidilecek şeyler değildir. Fitne nice devletleri hatta imparatorlukları, düzenleri ve aileleri yaralayan bazen de yıkan şeydir.

Fitneyi dinleyenle fitneyi üreten eşit derecede suç ortağıdır. Çünkü kişilerin beynindeki zehir ile etrafa yaydıkları pislik aynı değildir. Kişinin beynindeki kendini, söylediği ise hem kendisini hem de dinleyenleri bağlar.

Fitneyi duyan ama müdahale etmeyen, umursamayan, üzerinde durmayan o fitneyi üretenle aynı derecede suçludur.

Fitne ateşi çabuk yanar aynı hızla da söner. Yeter ki olayın içinde bulunanlar müdahale etmekte geç kalmasınlar. Birbirine çeşitli bağlarla bağlı olanlar arasında bu ateş yanmaz, yansa bile sadece yakanı yakar.

**

Buradan defalarca yazdığım gibi büyük devletlerin büyük politikaları olur. Hükümet ve şahıslar değişse bile bu politikalar ve amaçlar değişmez, değişemez. Güçlü teşkilatlar için de aynı durum geçerlidir. Büyük teşkilatların amacı aradaki kopukluklara, şahısların değişmesine, yapıların büyüyüp küçülmesine bakmaz, aynı şekilde devam eder.

Genç Atsızlar 2005 yılında teşkilatlanmaya başlamışlardır. Bu ifade bu tarihten önce Genç Atsızlar’ın savunduğu fikirlerin var olmadığı, böyle bir fikir yapısının ilk kez bu tarihte kurulduğu anlamına gelmez. Bunu anlamak için bu yapının açıklamalarını takip etmek gerekir.

Genç Atsızlar kendilerini kapatılan son Türkçüler Derneği’nin devamcısı olarak görür ve böylece kendilerinden önceki Türkçülüğü sahiplenirler. Şartların getirdiği şekilde teşkilat yapılarını sürdürürler. Bu ifadenin anlamı ise Genç Atsızların daha önce karşı durduğu normlara bugün sahip çıkabileceği veya tevessül edebileceği manasını taşımaz.

Yukarıda dediğim gibi Genç Atsızlar çağın gerektirdiği biçimiyle teşkilatçılığını sürdürmektedir. Amaçları, tutumları bellidir. Bu hedefler ve tutumlar şahıslara bağlı değildir. Binlerce başkan, temsilci veya şahıs gelip gitse bile bu durum değişmeyecektir.

Genç Atsızlar’ın, Yerel derneklerinin veya federasyonun bir durum karşısında sergileyeceği tavır ‘Millete fayda’ kriterine dayanır. Eski Türkçülerin de dediği gibi, ‘Türk’e faydası olmayan büyük, küçüktür, Türk’e faydası olmayan güzel, çirkindir, Türk’e faydası olmayan iyi, kötüdür’. Bu durum bizim için de geçerlidir.

Türk’e faydası olmayana kanaat getirdiğimiz ve karşısında olduğumuz kaideler, sistemler, düzenlemeler bu kritere göre belirlenmiştir. Bu kriteri ise doğanın kanunu gibi değişmez olan, asırlık Türklük davası olan Türkçülük belirlemiştir.

**

Bilinenin tarifi gerekmez. Gelişen ve büyüyen ve bu süreci ayakları yere basarak, şartlara göre değişmeden, OHAL falan demeden yayınlarına devam ederek yaşayan bir yapının mensubuyuz. Şerefli bir bayrak aldık, şerefimizle taşıyoruz.

Caner’ler, Kemal’ler, Şerif’ler, Hakan’lar, Barış’lar, Onur’lar, İbrahim’ler, Cem’ler, Recep Ali’ler, Mustafa’lar değil, Türk milleti mühimdir.

Her zaman söylediğimiz gibi; ‘Sen, ben, o yok, biz varız’

Yazımı her vesilede Tanrı katına yolladığımız son yakarışımızla sonlandırmak istiyorum;

Türk ırkı sağ olsun!

Türk yurdu var olsun!

Hainleri kahretsin!

Tanrı Türk’ü korusun!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone