Gazi-i Namdar-Şehit-i Alâ

KemalOnalir

Yakın Çağ Türk tarihinin en mücadeleci adamlarından biri olan, İsmail Enver Paşa 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Aslen Gök Oğuz(Gagavuz) Türklerindendir. 1903 yılında Erkan-ı Harp Yüzbaşısı rütbesiyle Osmanlı Ordusunda göreve başlamıştır. Henüz 22 yaşındadır.

Balkanlarda, Arnavut ve Bulgar çetelerine karşı giriştiği mücadelede elde ettiği başarılar sayesinde 25 yaşında Binbaşı rütbesine yükseldi. 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet, Enver Paşa’nın isminin daha büyük kitlelerce duyulmasına vesile oldu. 27 yaşındaydı.

Duyun-u Umumiye, Osmanlı ekonomisinin iflası sonrası borçlu olduğumuz ülkeler tarafından kuruldu. Ortaklarından biride küçük bir İtalyan devleti olan ve ilerleyen süreçte İtalyan birliğini kuracak olan Piyemonte idi. O Piyemonte 1911 yılında Trablusgarp’a saldırdı. Duyun-u Umumiye’den gelen parayla bu işi yapmışlardı. Yani bizim paramızlar bizim toprağımızı işgal ettiler. Osmanlı Devleti buraya gönüllü subaylarını gönderdi. Mustafa Kemal ve Enver Paşa bu subaylardandır. Teşkilatlandırdıkları gönüllü birliklerle İtalyanları kıyıdan içeri sokmadılar. Hem Mustafa Kemal hemde Enver Paşa henüz 30 yaşındaydılar.

Trablusgarp dönüşünde saraydan kız istedi. Sultan Abdülmecid’in torunu, Şehzade Süleyman Efendi’nin kızı Naciye Sultan ile evlendi. Bu evlilikten 3 evladı oldu.

Ocak 1913’de Osmanlı Hükümet binası olan Bab-ı Âli’yi bastı. Harbiye Nazırı yani Genelkurmay Başkanı, Nazım Paşa’yı bizzat vurdu. Sadrazam yani Başbakan, Kamil Paşa’ya istifa mektubunu imzalattı. İktidar İttihat ve Terakki Fırkasına geçti.

Ocak 1914 tarihinde Harbiye Nazırı oldu. I. Dünya Savaşı sırasında Sarıkamış Çevirme Harekâtını bizzat komuta etti. Bu harekât hemen herkese göre başarısız olarak nitelendirilir. Bilmem kaç bin askerin kurşun atmadan, donarak can verdiği söylenir. Bir hareketin başarılı olup olmadığı istenilen sonucun sağlanmış olup olmadığı ile ölçülür. Sarıkamış Harekâtının amacı Rusları püskürtmektir. Harekât sonrası Ruslar geri çekilmek zorunda kalmıştır. O halde başarılıdır. Savaş sırasında elbette kayıp verilecektir. Askerlerin kıyafetleri hususunda eksikler olmasının sebebi, cepheye teçhizat getiren Alman gemilerinin Karadeniz’de batırılmış olmasıdır. Sarıkamış Şehitleri bugün kendileri için söylenenleri duysalar ne düşünürlerdi?

1 Kasım 1918 tarihinde bütün başarısızlıkların sorumlusu ilan edildi. Almanlara ait bir denizaltı ile ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Ekim 1919 tarihine kadar Berlin’de kaldı. Her İttihatçı gibi Avrupa’da gizlice yaşayabilir, hiçbir şeye müdahale etmeyebilirdi. Fakat Enver Paşa mücadele adamıydı. Azerbaycan’a gidip bağımsız bir devlet kurmayı tasarlıyordu.

1920 yılında Rusya’ya gitti. Düşmanı gibi gösterilen Mustafa Kemal’in komutasındaki Milli Mücadele için destek sağlamaya çalıştı. Lenin, Çiçerin gibi Sovyet liderleriyle görüştü. Sakarya Meydan Muharebesine kadar Doğu sınırlarına yakın mevkilerde bekledi. ‘Enver Paşa’nın hırsı’ cümlesini hatırlıyorsunuzdur. Sakarya Meydan Muharebesinin zaferle sonuçlanması sonucu Türkistan’a geçti. Demek ki Enver Paşa’nın, iddia edildiği gibi bir hırsı falan yoktu. İster Sakarya öncesi ister sonrası Anadolu’ya gelebilirdi. İkilik çıkarmak pahasına olaylara müdahil olabilirdi. Fakat o Anadolu Türklüğünü Gazi Mustafa Kemal’e bırakıp Türkistan’a gitmiştir.

Sakarya’nın zaferle sonuçlanması sonucu Türkistan’a geçti dedik. Yeni başlayan Basmacılar yahut Korbaşılar olarak anılan hareketin içine girdi. 1921’de Burgantepe’de tutuklandı. 3 ay hapis yattı.

O’nun Türkistan’a gelmesi muazzam bir heyecan ve sevince sebep oldu. Ruslara karşı kazanılan askeri başarılar peş peşe geldi.

4 Ağustos 1922 günü Kurban Bayramıydı. Askerleri ile bayramlaştığı esnada Ruslar baskın verdi. 30 askeri ile derhal karşı hücuma kalktı. Rus makinalı tüfeklerinden çıkan mermiler 41 yıllık mücadeleden yıpranmış fakat yılmamış göğsünü deldi. Çeğen Tepesinde Gazi-i Namdar, Şehit-i Âlâ oldu. Ab-ı Derya mevkiine defnedildi.

3 Ağustos 1996 tarihinde Tacikistan’dan getirilen cenazesi, sene-i devriyesi olan 4 Ağustos 1996 tarihinde 8 imam tarafından kıldırılan ikinci cenaze namazı sonrası Abide-i Hürriyet tepesindeki Talat Paşa’nın kabrinin yanına defnedildi.

 

Enver Paşa tepeden tırnağa mücadeledir. Yılmayan, yıkılmayan, düşse bile ağlayıp sızlanmadan kalkan bir karakterin sahibidir. Naciye Sultan’a duyduğu aşkını, memleketine hasretini, mücadelesi uğruna sineye çekmiştir.

Günümüzde pek çok saçmalığın peyda olduğu düşünce ortamında yeni çıkan bir hâl de, Enver Paşa ve Mustafa Kemal arasında seçim yapmaktır. Kimi ‘’Tarih’’ profesörleri odalarından, Mustafa Kemal’in resmini kaldırıp Enver Paşa’nın portresini asacak kadar ileri gitmişlerdir. Bakalım Enver Paşa Mustafa Kemal için ne diyor? Ölmeden önce Naciye Sultan’a yazdığı son mektubun bitişine doğru aynen şu ibareler geçmektedir; ‘İkinci bir arzum daha vardır: O’da Mustafa Paşa ile ilgilidir. Onun başarıya ulaşması için mümkün olan hiçbir yardımı esirgeme. Zira Allah onu bu memleketi düşmandan kurtarmak ve korumak için seçip yollamıştır’.

İşte Enver Paşa’nın, Mustafa Kemal hakkındaki düşüncesi budur. Hâl bu iken hiç kimse oturduğu yerden ahkâm kesmesin. Bir Başbuğu diğerine küstürmeye yeltenmesin. Onlar bu milletin istikbali için hayatlarının her alanından feragat etmiş, ömürlerini cephelerde, mermilerin ağzında geçirmiş kimselerdir.

Bakınız bu hususta Enver Paşa ne diyor; ‘Türkistan için mücadele lazım. Zaten hak olan ölümden korkarsan, köpek gibi yaşamayı ihtiyar edersin. Hem geçmişimizin hemde geleceklerimizin lanetine müstahak oluruz. Hâlbuki kurtuluş için ölmeyi göze alırsak, bizden sonrakilerin hür ve bahtiyar olmasını temin etmiş oluruz.’ Paşa bunları söyledikten hemen sonra ‘Semerkand’ merkezli Türkistan Devleti kurmak için Basmacılar Hareketine katılmıştır.

Ruhu şad olsun. Mücadelesi, azmi, feragat ruhu bizlerin örneği olsun.

***

Son bir anekdot olarak Enver Paşa’nın kültürel alandaki çalışmalarından birini hatırlatarak yazımı bitirmek istiyorum.

Alfabe değiştirme sürecimizde ‘Hattı-ı Enverî’ meselesi vardır. Arap alfabesindeki harfler birbiriyle birleştirilerek yazılır. Bu durumda birkaç harf istisna olmak üzere her harfin, başta, ortada ve sonda yazılan hali olmak üzere 3 formu olur. Bu durum harflerin öğretilmesinde sıkıntılar çıkartmaktadır. Ayrıca Osmanlı Türkçesi ile yazılan metinlerde kullanılan Arapça ve Farsça kelimeler kendi imlaları ile yazılmaktadır. Bu dillerin kendi özelliği itibari ilen kısa vokal olarak adlandırılan bazı sesli harfleri yazılmaz.

Enver Paşa, bu sıkıntılara çözüm bulmak amacıyla ‘Hatt-ı Enverî’ olarak bilinen yazım usulünü kullanıma almıştır. Bu teknikle yazılan metinlerde harfler birleştirilmez ve her sesli harf yazılırdı.

Ne yazık ki bu teknik savaş sırasında uygulanmaya konulmuş ve özellikle yaşlı subaylar tarafından benimsenememiştir.

1928 tarihinde yapılan harf inkılabının öncüsü Hatt-ı Enverî çalışmasıdır.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone