Gecenin Şerrinden Günün Zaferine

Yenisey Irmağı bile soğuktan donma noktasına gelmiş olmasına rağmen civar halkı bir telaş içerisinde, heyecanlı bir koşturmayla geceye hazırlanıyor. Akçamlar yerlerde sürüklenerek çadırlara taşınıyor, kaz çobanlarıyla pazarlıklar yapılıyor, en besili kazlar seçilip otaklara götürülüyor, ihtiyarlar ocak başında balalara masallar anlatıyorlar…

Hava kararmaya başladığında akçamların süslenmesi iyice bitiyor, kaz etleri ocakta nar gibi kızarıyor, komşular, akrabalar gelmeye başlıyor…

Gün yerini geceye bırakıp da ay puslu gökyüzünde kendini iyice belli ettikten sonra ziyafet başlıyor. Çamçak çamçak kımızlar, şaraplar, ayranlar içiliyor. Akçamın etrafında kurulan o sofrada adamlar adamlarla kadınlar kadınlarla o yıl yaşadıkları olayları konuşuyorlar, komik anılarını anlatıyorlar, dedikodu yapıyorlar, eğleniyorlar. Hele bir de aralarında ozan varsa vuruyor kopuzuna ortam daha da bir şenleniyor…

Gecenin sonunda ortamın en yaşlısı tarafından dualar ediliyor Ülgen’e.

Bir söz vardır ya “Gündüzün şerri gecenin hayrından iyidir” diye. İşte artık iyiliğiyle kötülüğüyle gecenin hükümdarlığı sarsılıyor gündüz tarafından. Karanlık yerini aydınlığa bırakmaya başlıyor. Çin’e akın ayları olan bahar aylarına kapı aralanıyor. Herkes Göktanrı’ya ve Ayaz Ata’ya o yıl için şükrediyor, hataları için af diliyor, soğukta kalmışlar için yardım diliyor, yeni yılın daha bereketli, aydınlık ve güzel olması için dualar ediliyor.

Yerle gök arasında yani insanlarla Göktanrı Ülgen arasında sembolik bir merdiven olarak görülen çam ağacının dallarına herkes dilekler dileyip çaputlar bağlıyor.

O gece kötülüğün ve karanlığın bekçisi olan Ülgen’in kardeşi Tanrı Erlik bile cömert oluyor ve obanın her yanına dağılmış olan onlarca “Dede Moroz”, Erlik adına ellerinde çuvallarla otaklara giriyor çocuklara hediyeler dağıtıyor.

21 Aralık’tan 22 Aralık’a geçiş yani yeni yıl işte bu şekilde kutlanıyordu atalarımız tarafından. Yukarıda anlattıklarım İslamiyet öncesi Türkler tarafından kutlanan sıradan bir yılbaşıydı.

Hristiyanlıktan önce Avrupa’ya göç eden Türkler bu adetlerini Avrupa’da da yaşatmaya devam ediyorlar. Avrupa, Hristiyanlaştıktan sonra da halk arasında yaygın olan bu “pagan” adetini sürdürüyor. MS 325 yılında İznik’de toplanan Hıristiyanlığın dogmalarının kararlaştırıldığı konsülde bu pagan, yani “ilkel” bayramın İsa’nın doğuşu olarak kutlanmasına karar veriliyor. İsa da güneş gibi dünyayı aydınlattı diye kabul edildiğine göre ona yakıştırılmakta bir sakınca görülmüyor. Böylece Türklerin Çam Bayramı, Noel Bayramı olarak dünyaya yayılıyor.

İslami açıdan da bakacak olursak sembolik olarak Hz. İsa’nın doğum gününü “İslami” çerçeveye aykırı olmayacak şekilde kutlamakta bir sakınca yoktur. Müslüman’ın bir şeyi kutlaması haram değildir; gülmesi, eğlenmesi günah değildir. Kutlamadan kasıt saatlerce Arapça Yasin, Tebareke okumak da değildir. Mevlit Kandilinde Hz. Muhammed’in doğum günü kutlanıyorsa hak peygamber olan Hz. İsa’nın doğum günü de sembolik olarak 31 Aralık’da kutlanabilir.

Öz bayramımızı kafir icadı, batı özentisi, emperyalizm… gibi saçmalıklarla bize kutlatmamaya çalışanlar olacaktır. Ağızlarına kürekle vurun. Netice de bu şeytanın doğum günü kutlaması bile olsa isteyen kutlasın istemeyen kutlamasın. Boş polemiğe girmenin lüzumu yok.


Tüm soydaşlarımın yeni yılı, Çam Bayram’ı kutlu olsun.

Tanrı bütün dileklerinizi kabul etsin, yeni yılda aldığınız tüm kararlarda kaderinizi destekleyici kılsın. 2019 ulusumuza mutluluk, refah, güzellikler ve bereket getirsin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone