Gelişiyoruz!

Tarih 05.04.2001, saat: 11:35, yer başbakanlık binası önü.

Bu bilgiler bile çoğumuzun olayı hatırlaması için yeterlidir. Hatırlamayanları biraz bekleteceğiz.

Dönemin Türkiye’sinde genellikle dalgalı kur, enflasyon, devalüasyon, hortumlama gibi tabirler konuşulur, yazılır, çizilirdi. Herkes İMF denilen yapıyı yeni öğrenmişti. Borç aldığımız bu kurum ödemeleri gecikince bize Kemal Derviş isimli bir zat göndermişti. Yani dönemin gündemi ekonomi idi.

Dalgalı kur denilen şey yüzünden dolar ve mark (o zamanlar Euro yoktu) birdenbire yükseliyordu. Bu para birimleriyle borçlananların ödemeleri bir gecede 2-3 katına çıkabiliyordu.

Enflasyonu bilmeyeni dövüyorlar.

Devalüasyon paranın değerinin düşürülmesi anlamına geliyordu. Yani bir liraya aldığınız bir ekmek ertesi gün 2 lira olabiliyordu.

Hortumlama ise apayrı bir konuydu. Bir kısım insanlar -ki bunlar zengin kimseler oluyordu- paralarını bir araya getirip bir banka kuruyor, bu bankaya normal vatandaşlar da paralarının yatırıyordu. Daha sonra bu bankadan hayali şirketlere krediler dağıtılıyor, para bitince de banka iflas etti denilerek kurucular ortadan kayboluyordu. Hortumlama da böyle bir şeydi.

İşte böyle bir ülkede küçük esnafın yaşaması elbette mümkün değildi. İflaslar arka arkaya geldi. Hatırlarım bizim ailenin işlettiği camcı dükkânı da o zamanlar batmıştı. Bu batanlardan biri de Ahmet Çakmak isimli bir vatandaştı.

Adını anınca hatırlamazsınız. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit’e yazar kasa fırlatan kişidir kendisi. ‘Sayın başbakanım ben bir esnafım’ diye bağırarak yazar kasasını fırlatmıştı. Ecevit dönüp bakmadı bile ama bütün haber bültenleri ondan bahsetti, gazeteler onu yazdı.

Gel zaman git zaman önce hayatı belgesel oldu, sonra ‘Evet’ oyu kullanacağını açıkladı. Şu an temizlik işçisi olarak çalışıyor.

Bu olay sadece 11 saniye sürdü fakat Ecevit’in başında olduğu koalisyon hükümetinin de sonun geldiğini ispatlayan hadiseydi.

**

Tarih; 13.01.2017, saat: 18.00 suları, yer TBMM Dikmen kapısının 50 metre yakını

Birkaç gün önce mide bulandıran bir hadise yaşandı. Devletin en yüksek maaş alan memuru yani Cumhurbaşkanı, memlekette kanunen ödenmesi gereken en düşük maaş miktarını açıkladı. 1603 TL olan bu maaş beğenilmeyince de ‘Gözünüze dursun’ diyerek herkese azar kaydı.

Bundan önce bu maaşa çalışan bazı insanlar ‘insaf’ dedi. Kimse ciddiye almadı. Sonra bazı utanmazlar çıkıp bu ‘insaf’ diyenlere, ‘Bu maaşla geçinemeyen FETÖ’cüdür’ dedi. Evet böyle dedi. Yani ödenebilecek en düşük maaş için bile insanlar ikiye bölündü, ‘geçinemiyoruz’ diyenler terörist oldu. Suçları geçinememekti.

Bu dönemde Türkiye yükselen döviz, Avrupa’nın ekonomik baskısı, ‘BÖYÜYEN’ Türkiye gibi şeyleri konuşuyor. Euro\Dolar her gün yükseliyor. Hayat pahalanıyor, kiralar yükseliyor, en düşük elektrik faturası 100 lira oluyor.

Ve bu duruma tahammül edemeyen bir inşaat işçisi Meclisin Dikmen kapısının 50 metre yakınında kendini ateşe veriyor. Polis müdahale etmese ölecek olan adam hafif yarayla kurtuluyor.

Eskiden yazar kasa parçalanan Türkiye gelişiyor, artık insanımız malına değil, kendine kıyıyor.

**

Türkiye’nin iki ayrı döneminden iki ayrı eylem.

Ve Türkiye’nin haysiyet yoksunu, iki yüzlü medyasının içler acısı durumu.

Ahmet Çakmak günlerce gündemde kalırken, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 3 haber sitesinde -Hürriyet, Milliyet ve Mynet’te- bu adamcağızla ilgili haber yok.

Haysiyetsizliğin, köpekliğin, iki yüzlülüğün bu kadarı ancak bizim basınımızda olur. Hiçbir basın çalışanına yan bakamazsınız, hepsi dokunulmazdır fakat çaresizlikten kendini yakan vatandaş tek sayfa haber olmaz. Beyler öyle buyurmuştur.

Bir insan kendini yaktı kardeşim. Yazar kasayla hükümet düşüren haysiyetsiz medya, ‘devletin bekasını’ düşündüğünden tek satır haber yapmadı.

Bunu bir kenara yazın…

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone