GİZLİ ZEHİR- Hakan YAVUZ

hakan

Sağlıklı Türk Nesilleri Hareketini başlatmış, Türkçülüğe gönül vermiş gençler olarak, milletimize her alanda örnek olacak, öncülük edecek bir yaşam sürme gayretindeyiz. Bugün mesleğinde usanmadan çalışan, yaptığı işi en iyi şekilde yapan ve yarın hudutta, cephede, akında göz kırpmadan ölebilecek gençler olarak bedenen ve ruhen sağlıklı ve sıhhatli olmamız şarttır. Onlarca düşmana karşı Türklüğü, Türk’ü, hakkı ve doğruluğu savunan, Türkçü gençlik olarak milli ülküden yoksun ideolojiler ve milletimize diş bileyen insan müsveddeleri gibi, milletimizi içten içe kemiren zararlı alışkanlıklar ve sağlığını bozan her türlü sıkıntı ve belaya karşıda mücadele ve bilinçlendirme içinde olacağız.

Gençliğimiz, bugün -az da olsa- insan sağlığının bir numaralı düşmanları olarak gözüken sigara, alkol ve uyuşturucuya karşı bilinçli durumdadır. Gençliğimiz şuan sigara kullanmamakta, kullanan da bu bağımlığı bırakma gayretindedir. Alkolden uzak durmakta, kullananları ise ciddiyetlerini ve vakarlıklarını bozmayacak düzeyde almaktadır. Uyuşturucunun ise yakınından dahi geçmemekte, birçok pislik gibi torbacılık ile uyuşturucu pisliğinin de kaynağını oluşturan etnik azınlıklara karşı düşmanlık gösterip, çevrelerinde Türk gençliğinin zehirlemesine izin vermemektedir. Bilinen ve görünen bu zehirlerin yanında, gizli zehirler de bulunmaktadır ve bunlardan bir tanesi de sağlıksız içme sularıdır. Su, insan bedeninin %70’ini oluşturmaktadır. Kanımızın büyük kısmı sudan oluşmakta ve kanımızın akışkanlığı su sayesinde gerçekleşmektedir. Kan akışkanlığı sayesinde organlarımızın canlılığını sürdürebilmesi ve işlevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan madde ve minarelleri taşımaktadır.  Vücut ısısını dengelemekte, dış darbelerin şokunu hafifletmekte ve de zehirli maddelerin vücuttan atılmasını sağlamaktadır. Beynimiz ise vücut ağırlığımızın sadece %10’una tekabül etmesine rağmen bedenimizdeki kanın 1/5’ini kullanmakta, dolayısıyla sağlıklı düşünebilmek, mankurtlaşmamak için de iyi kana, temiz suya ihtiyaç duymaktayız. Bedenimizdeki suyun %20’lik bir kaybında ise yaşamsal özellikler durmakta, hatta yaşam belirtileri sonlanmaktadır. Yetişkin bir birey, normal şartlar altında günde 10 bardak su kaybetmektedir. (Sporcu veya ağır işlerde çalışan bireylerde daha fazla olmakta, yaş, cinsiyet, yağ oranı, kıyafet ve iklim etkileri su kaybı miktarını arttırabilmektedir.) Günlük yaşantımızda -en azından- kaybettiğimiz bu suyu yerine koymamız gerekmektedir. Her ne kadar diğer içeceklerden su ihtiyacımızı karşıladığımızı düşünsek veya susuzluğumuzu gidersek de çay, kahve ve çeşitli meşrubatlar idrar söktürücü özellik göstermekte ve bedenimizin ihtiyacı olan suyun daha fazla kaybına yol açmaktadır. Bunlar ve daha nice yararlı sebeplerden ötürü, sağlıklı, temiz, içilebilir suyu sürekli ve güvenilir bir şekilde temin edilebiliyor olmalıyız. Ülkemiz fiziki haritalarda damar damar gözükse de maalesef su zenginliği bulunmamakta ve UNEP verilerine göre ise su azlığı yaşayan bir ülke durumundadır. Çevre kirliliğine bağlı bulunarak şebeke sularının kirlenmesi sonucu insanlarımız damacana ve şişe suyu kullanmaya zorunlu hale gelmekte veya getirilmektedir. Fakat Sağlık Bakanlığı’nca yapılan resmi analiz sonuçlarına göre doğal mineralli sular, kaynak suları, içme-işlenmiş sular kategorilerinde üretim yapan 293 firmadan 171’i analiz verilerini paylaşma cesareti gösterebilmektedir. Bu firmalarında sadece 12’sinin analiz değerlendirmesi 0  (SIFIR) puan üstünde yer almaktadır. Yani onca para vererek ambalajlar içinde kimyasal, biyolojik ve radyoaktif kirlilik açısından güvenli olmayan sular alıp içmekteyiz. Küçük çocuklarımızın hasta olmasından korkarak evimize getirdiğimiz iyi temizlenmemiş damacanalar ile insan dışkısında bulunan bakterilerden başlayarak, astıma kadar ulaşan birçok mikrobiyolojik riske, damacananın yapımında kullanılan petrokimya ürünleriyle, kimyasal maddeler sonucu kanser başta olmak üzere birçok ağır hastalığa, nasıl bir kaynaktan alındığı belli olmayan sularla arsenik, ağır metaller gibi insan sağlığını olumsuz etkileyen birçok maddeye kapımızı açmış oluyoruz. Her an susuzluğumuzu gidermek için kullandığımız pet şişeler ise yapımında kullanılan kimyasalları suya bırakmaktan geri durmamakta, depo önlerinde, kamyon üstlerinde güneş altında, kaynama sıcaklıklarına ulaşan sular, meme kanseri başta olmak üzere birçok hastalığa ve hormonsal bozukluğa kapı aralamaktadırlar. Maalesef bunu en basit şekilde çevremizdeki genç erkeklerde meme irileşmeleri, kızlarda ise aşırı tüylenme ile gözlemleyebilmekteyiz. Zarar, sadece sağlık boyutunda kalmayıp ekonomik olarak da çok büyük bir yıkıma ve sömürüye sebep olmaktadır. Sularımız Amerika’ya dahi taşınmaktadır. “Amerika’ya su gider mi?” sorusu akıllarda canlanıyor olabilir. Gider! Basit bir hesap ile 0,5 litrelik bir şişe su 50 kuruş, 1 litrelik su ise 1 liradır. 1000 litre, yani 1 ton su ise 1000 liraya gelmektedir. Oysa ki musluğumuzdan akan suyun tonu, Türkiye genelinde 2.5-3.5 lira arasında değişmektedir. Yerli-yabancı şirketlere ait markalar üzerinden birçok kişinin cebini, kasasını doldurmaktayız. (2012 yılı su piyasası 3.6 milyar TL) Türk milletinin açık gardı enerji konusu üzerinden vurularak da HES’ler adı altında ülkemiz su rezervlerinin kullanım hakları da mıcheallara, georgelara, davidlara satılmaktadır. Bu olaylarda göstermektedir ki sağlık ve çevre duyarlılığı konularında da başı çekmemiz milletimize öncü olmamız şarttır.  

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone