Gündelik Siyaset

Aylardır başımızın ağrısı olan referanduma iki gün kaldı. Bir kitleye göre sandıktan evet çıkarsa süper güç oluyoruz. Diğerine göre bütün kazanımlarımızı bir gecede kaybediyoruz. Diğer bir kitle için ise tam tersi söz konusu. ‘Hayır’ oyları daha fazla çıkarsa Türk siyasetinde AKP zihniyetinin yok olacağını, günlük güneşlik bir 17 Nisan’a uyanacağımızı düşünüyorlar. Tek mühürler vebal atmak mantığının getirisi işte budur.

Bunun yanında seçime 2 gün kala Devlet Bahçeli’nin yaptığı çıkış gündem oldu. Cumhurbaşkanın danışmanı eyaletten bahsetmiş, Cumhurbaşkanı sessiz kalmış, Devlet Bahçeli’de bu durumdan rahatsız olmuş. Milliyetçilerin üniter yapı konusunda hassas olduklarını, böyle bir şeyi kabul etmeyeceklerini söylemiş. ‘Ülkücüler buna nasıl evet desin?’ diye sormuş.

Madem konu sormaktan açıldı ben de birkaç soru sormak istiyorum.

Devlet Bahçeli, Erdoğan ve AKP zihniyetini yeni mi tanıyor? Bu parti ve kurucusu Erdoğan’ın eyalet sistemi ile alakalı defalarca tekrar ettiği şeyleri bilmiyor mu? Erdoğan’ın ikamet ettiği, Ak Saray’da 1000 odanın bulunduğunu, bu odaların kurulacak eyaletlerin yönetim merkezi olarak tasarlandığını söyleyen kendisi değil mi?

Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında BOP Eş Başkanı olduğunu itiraf ettiği zamanlar kendisi mecliste olmadığı için gündemi takip etmeyi bırakmış mıydı? Daha önceki milletvekili seçimlerinde ve mahalli idareler seçimlerinde AKP’nin Türkiye’yi bölmeye çalıştığını, eyalet sistemini istediğini, doğuda Kürt devleti kurmaya çalıştığını, İsrail ve ABD’ye hizmet ettiğini, BOP hizmetkârı olduğunu kendisi ve partisi söylemiş, savunmamış mıdır?

Son olaydan sonra, ‘sükût ikrardan gelir’ hükmünce vardığı karara ulaşması için bu kadar zamanın geçmesi şart mıydı? Bu konu defalarca gündeme geldi ve ne AKP’liler ne de Erdoğan herhangi inkâr söyleminde bulunmadı. Bu durumdan malum zihniyetin bu ülkeyi ’36 etnik unsura’ peşkeş çekmeye çalıştığını anlamadı mı?

Bu soruların sayısı bitmez, cevap mercii başta Devlet Bahçeli olmak üzere bütün MHP’liler ve Ülkücülerdir.

Atatürk’ün vefatından sonra ülkenin geldiği durum budur. Bunun adına gündelik siyaset veya günü kurtarmaya çalışan siyaset diyoruz. Gündemden beslenen, uzun vadeli planı olmayan, köprü-yol- gibi yatırımları, sanki kendi cebinden para verip yapmış gibi pazarlayan, dış politikanın seyrine göre iç politika belirleyen hükümetlerin siyaseti budur. Misyonu hükümeti denetlemek olan diğer partilerin bu sistemin dişlileri arasına katılmasıyla Türkiye’nin mevcut siyasi tablosu da şekillenmiş oluyor.

Referandumun 15 Temmuz’un kâr/zarar sonucunu görmek için yapıldığı bir gerçektir. Yapılacak olan değişiklikler, halihazırda var olan şeylerin resmileşmesinden başka bir şey de değildir. Erdoğan ve AKP’nin 14 yıllık iktidarından sahip olmadığı, kullanmadığı, sabote etmediği yeni bir yetki, yapılmak istenilen değişikliklerle verilmek istenmiyor.

Ordu, yargı, maliye gibi alanlarda yıllardır süregelen kanunsuzluklar var. Mesela Necdet Özel nasıl Genelkurmay başkanı oldu? TSK’nın eski(!) teamüllerine göre Genelkurmay başkanının Kara Kuvvetleri komutanı olması gerekmektedir. Peki Necdet Özel ne kadar süre Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmıştır? 1 (bir) gün. Ertesi sabaha ise Genelkurmay Başkanı olarak uyanmıştır. Kuvvet komutanlığı mertebesine gelene kadar ki süreçten bahsetmiyorum bile. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla o ve onun gibi birçok kişinin önlerinin nasıl açıldığını başka bir gün yazarız.

Özel yetkili savcılar devletin kurumlarını silkelerken, devletine bağlı insanları hapislere doldururken hiç kimse atamaları kimin yaptığına, davalarda yolsuzluk olup olmadığına bakmadı. Hatta Balyoz soruşturmasında MHP ve CHP’nin seçilmiş vekilleri hapis yattı ama o dönem kimse ‘bağımsız yargı’ diye ağlamadı. Çünkü o günün meseleleri başkaydı.

Maliye alanında ‘Varlık Fonu’ safsatası yeterlidir. Zamanın hızlı muhaliflerinden, zamanımızın silahşor danışmanlarından Yiğit Bulut ve ekibine teslim edilen milyonlarca liralık kaynak için kimse itiraz etmedi. Çünkü referandum süreci yeni başlamıştı ve gün, o meselenin siyasi malzeme yapılması günü değildi.

Hiçbir partinin 50/100/150/200 yıl sonrası için planı, projesi yok. Mazeretleri de hazır. ‘İçerde hain çok, önce onları temizlemek lazım’ deyip vebali atıyorlar. İçerdeki haini temizlerken, üniversite profesörlerinin bilimsel atılım yapması, zengin iş adamlarının veya devletin fabrikalar açması, tarım ve hayvancılıkta atılımlar yapılması malum zümreye pek mümkün görünmüyor. Çünkü atadıkları yandaş rektör ve dekanlara, malına mal kattıkları yandaş zenginlere güvenmiyorlar. Tarım ve hayvancılıktan gelen para da onlara yaramıyor. Önce haini devletin temeline yerleştiriyorlar, sonra da o hain yüzünden iş yapamadıklarını savunuyorlar.

Velhasıl Türkiye’nin meselesi Evet-Hayır, İslamcı-Ülkücü, Türk-Kürt, Suriyeli- Türkiyeli falan değil. En temel de yatan mesele gündelik siyasetin kökleşmesi, vizyonsuz siyasetçilerin türemesi ve ahlaki çöküştür. Bunlar hallolmadan istediğiniz kadar zarf kapatın bir arpa boyu yol gidemezsiniz.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone