Güney Azerbaycan’da Milli Uyanış- Çağrı Çehreganlı

?

 

Bir milleti yok etmenin farklı yolları vardır. Bazen Hocalı’da Ermeni canileri gibi çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden suçsuz siviller acımazcasına katledilerek soykırım yapılır… Soykırım ve buna benzer fiziksel müdahalelerden daha da etkili bir yöntem ise günümüzde negatif asimilasyon olarak bilinmektedir. Negatif asimilasyon, işgalci kesimin işgal edilmiş topluma kendi değerlerini (dil, din, tarih, kimlik, milli duygular ve bir toplumu toplum yapan tüm unsurlar) zorla aşılamasını tanımlamaktadır. 1924 yılından beri çeşitli işgalci Fars hakimiyetlerinin baskısı altında öz kimliğini, benliğini, geçmişini ve dilini unutmaya zorlanan Güney Azerbaycan Türkleri bu yöntem için sunulabilecek somut örneklerden birisini teşkil etmektedir.

Tebriz ve Tahran üniversitelerinde dilcilik üzere profesörlük yaptığım yıllarda İran adlanan ülkede yaşayan çeşitli Türk boylarının ne kadar sistematik ve programlı menfi asimilasyona maruz kaldıklarına tanık oldum. Irkçı Fars öğrencilerinin Azerbaycan’a ve Türklüğe karşı ettikleri aşağılayıcı hakaretler karşısında ne yazık ki gözle görülmeyecek kadar az sayıda Türk soylu öğrenciler tepki gösterebiliyorlardı. Bir başka sözle eklemeliyim ki, Güney Azerbaycan ve başka Türk ellerinden gelen öğrencilerin ırkçı Farsların bu tip hakaretleri karşısında gereken cevabı vermeleri için gerekli milli bilinç ve siyasi şuur daha oluşmamıştı. Güney Azerbaycan toplumunun büyük kısmı benliğini unutmuş ya da baskılardan dolayı unutmuş gibi kendini gösteriyordu. İran anayasanın 15. Maddesine esasen gayrı-Fars etniklere verilen ana dilde eğitim hakkı bildiğimiz gibi yalnızca kâğıt üzerinde kalmıştır. Yaklaşık seksen milyon nüfusu olan, İran adlanan ülkenin yarısından çoğunu çeşitli Türk boyları teşkil etseler de azınlık olan Farsların işgalci ve baskıcı politikaları yüzünden ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Türkler, öz dillerini okullarda öğrenmekten, Türkçe yüksek tahsil almaktan, çocuklarına ve açtıkları işyerlerine Türkçe ad vermekten yaklaşık bir asırdır mahrumlar.

1970 yılında Türklük ve Türkçülük düşüncesinin duayenlerinden rahmetli Nihal Atsız’ın “İran Türkleri” makalesi Anadolu Türklüğünün az da olsa Kaçar Türk Devleti’nin mirası olan milyonlarca soydaşlarından haberdar olduklarının bir göstergesidir. Yirminci yüz yılda Güney Azerbaycan’da çok sayıda devrimler gerçekleşti. Hepsinin de ortak noktası, başkentimiz Tebriz’de başlamış olmaları veya Tebriz’in iradesi ile güç kazanmalarıdır. 1905-1911 yılları arasında Settarhan önderliğinde Meşrute devrimi, 1919-1920 Hiyabani Hareketi, 1945-1946 Pişeveri öncülüğünde Güney Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kurulması (hükümetin ömrü bir yıl oldu, 12 Aralık 1946 tarihinde hükümetin kuruluşunun birinci yıldönümünde Fars ordusunun istilası sonucunda otuz bine yakın Güney Azerbaycan Türkü katledildi ve Güney Azerbaycan toprakları yeniden Fars boyunduruğu altına girdi), 1979 İran İslam Devrimi sürecinde Şeriet Medari öncülüğünde başlayan Azerbaycan Türklerinin eğitim ve bir kısım siyasal haklarını savunan Müslüman-Halk Hareketi ve son olarak çağdaş dönemde milyonlarca Güney Azerbaycan Türk’ünü bir araya getirip millet ve vatan davası uğrunda bilinçlendiren ve günümüz İran rejimi şartlarını göz önüne aldığımızda mümkün derecede teşkilatlarından Güney Azərbaycan Milli Oyanış Hərəkatı. 1995 yılında şahsımın başkanlığında ve GAMOH’un ilk Genel Başkan Yardımcısı ulusal şehidimiz Muhendis Gulamrıza Emani’nin öncülüğünde Güney Azerbaycan’da ilk defa diğerlerinden farklı olarak İrancılık, ümmetçilik, komünizm ve solculuk yerine, başlattığımız milli hareketin üç esas temeli olarak Türkçülük, Çağdaşlık ve İnanç Özgürlüğü’nü seçtik. Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’nden önce gelen hareketler ne yazık ki Türklüğe ve Türkçülüğe gereken önemi göstermemiş, bu nedenle Güney Azerbaycan Türklüğü hiçbir zaman tam anlamıyla milletleşme prosesini başarılı biçimde tamamlayamamıştır. Ancak;  son onsekiz yılda başlanan süreç sonucunda milyonlarca genç, dinamik insan kendi benliğini benimsemeye başlayarak, bir asıra yakındır Fars çizmeleri altında ezilen kutsal vatan topraklarının esaretten kurtarılması ve bu süreçte Birleşmiş Milletler tarafından 1976 yılında yürürlüğe koyulan Uluslararası İnsan Hakları Konvansiyonu’nda belirtilen temel insani ve siyasi haklarını elde etmek için ellerinden geleni esirgememektedirler.

1995-1996 İran Milli Meclis beşinci dönem seçimlerinde Güney Azerbaycan tarihinde rekor sayılacak altı yüz bin gibi bir oy rakamıyla Tebriz milletvekili seçilsem de şahsımın Güney Azerbaycan Türklüğünün en temel insani ve siyasi haklarını savunduğum için, seçildiğim İran Parlamentosu yerine yedi yıl sürecek  hapis (hapishane ve ev hapsi) hayatına adım atmış oldum. Benim isteklerim aykırı değildi; İran anayasasının ve İslam dinimizin kutsal kitabında yaradan tarafından belirtilen hakları kendi halkım için istiyordum ve bu hakları kanımız ve canımız pahasına olsa da ben ve arkadaşlarım almaya hazırız. O zaman Tebriz’de ve Güney Azerbaycan’da Fars mahkemelerinde yargıçların ölüm tehditlerine meydan okuduğumuz gibi…
Şehit Muhendis Gulamrıza Emani’nin de olduğu bir duruşmada hakim bana “sen Elçibey’in kulusun” dedi. Ben de ona dönerek yüksek sesle yanıtlarımı veriyordum. Askerlere beni susturmaları talimatını verse de ben diyeceklerimi çok sayıda Güney Azerbaycanlı milli aktivist ve medya-basın temsilcilerinin önünde söyledim.  Hakime “Elçibey kendisi Tanrı kuludur, ben kula kulluk etmem, ama sen şeytanın kulusun”, diyerek başının üzerinde olan sözde İran’ın Pan-Farsist ve anti-Türk liderlerine işaret ettim. Hakim tekrar “bu adamı susturun, konuşmasına izin vermeyin” dese de kendimi örnek göstererek şu sözleri ekledim: “Bugün Azerbaycan’ın bir oğlu var ki göğsünü senin kurşunlarına karşı siper etmeye hazır, ama sende askerlerine vur diyecek cesaret yoktur ve bugün Azerbaycan’ın bir oğlu var ki boynunu ipten geçirmeye hazır, fakat sende darağacını kuracak o cesaret yok.”

Meclis seçimleri öncesi özellikle Tebriz Türklüğü ile iç içe olmam, dört yüze yakın evlerden üniversitelere, camilerden konferans salonlarına uzanan toplantılar kurmam, yüz binlerce seçmenimle konuşmam, ağlaşıp gülmem ve onlarla milli namus ve milli şeref üzerine baş koyduğumuz kutlu davamızdan dönmemek,  Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’nin (GAMOH) yüz binlerce vatan evladı ile iç içe olarak başlamasının ilk ama çok büyük adımlarını oluşturmuştur. Seçim sürecinden sonra milletvekilliği hakkımın elimden alınması ve parlamento yerine hapise atılıp işkence edilmemiz, Tebriz ve Güney Azerbaycan Türklüğü tarafından büyük ölçüde protestolara yol açtı. Güney Azerbaycan tarihinde ilk kez Tebriz ve bölge şehirlerin hapisleri milliyetçilerle doldu. Bu kutlu yola baş koyan şerefli evlatlar günümüzde de zalim Fars rejimi tarafından tutuklanarak hapislere atılmakta ve ağır işkenceler görmektedirler. Fars rejimi bunu anlamalıdır ki bu yolun dönüşü yok; canımızı yakabilir, bizleri tutuklayıp hapislere atabilir, ölümle tehdit edebilir ama fikir ve düşünce özgürlüğünden bizi hiçbir zaman mahrum edemez; biz kendimizi mahrum kılmadıkça…

On sekiz yıl sonra milli uyanış hareketimizin sonucunda milyonlarca Güney Azerbaycan Türkü bence gerekli milli ve siyasi şuura malik ve sahip olmuştur. Bu büyük bir kazançtır ve bundan da ötesi, bu bilinçli kesimin yapacağı  tüm halkımızı, Fars hakimiyetleri (Pehlevi, Şah, ve Mollalar) tarafından yapılan haksızlık ve adaletsizlikleri göz önüne sererek davamıza kazandırmak ve işgalci kuvvetleri kutsal vatan toprağından uzaklaştırmak olacaktır. Güney Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Horasan ve Kaşgay bölgesinde yaşayan Türkler ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturmaktadır. Karar azınlık Farslardadır: ya kendinizin de ağızlara sakız ettiğiniz sloganınız “beraderi-beraberi” (birlik ve eşitlik) ilkesini yürürlüğe koyarak bir asıra yakındır Türk toplumunu mahrum bıraktığınız temel haklarına kavuşturup Farslarla birlikte yaşamaya ikna etmelisiniz, ya da biz kendi kaderimizi kendimiz çizmeyi iyi biliriz. Ne de olsa babalarımız kesintisiz olarak yaklaşık bin yıl İran coğrafyasında hüküm sürmüşlerdir. Biz zamanında bütün azınlıklara dinlerini ve dillerini özgürce öğrenip kullanmalarına izin verdik, gelecekte de zorda ve darda kalanların yardımına yetişmeye hazırız.

Benim kanımca uyanan milletlere ne yapacağının söylenmesi gerekli değildir. Örnek olarak Alman veya Fransız milletine bakabiliriz. Nasıl olur da Azerbaycan’da bir gecede rahmetlik Elçibey’in emanet bıraktığı Türk halkı ve Azerbaycan Türkçesi ilkeleri “Azeri” milleti ve “Azerbaycanca” olarak değiştirilebilir? Bu Almanya’da mümkün değildir. Nasıl olur da Fransız veya Alman hükümeti bir gece de Almanya’nın adını ve dilini anayasada değiştirmeye cüret eder? Uyanık olan milletler her zaman gerekli olanı yaparlar. Ben inanıyorum ki Güney Azerbaycan’da meydana gelen milletleşme süreci er ya da geç Fars işgalinin sona ermesiyle sonuçlanarak, 1828 yılında Rusların ikiye böldüğü (Borçalı ve Derbent’i de unutmayarak) Azerbaycan yurdumuzun birleşmesi için en büyük adımı olacaktır. Elbette ki bölgede kardeş Türkiye ve çeşitli Oğuz Türk boyları ile konfederatif bir yapı içinde birlik kaçınılmazdır. Ortak dilimiz ise büyük olasılık ile Ziya Gökalp babamızın da vurguladığı gibi şu an bu yazıda kullandığımız ve Güney Azerbaycan’ımızın menfi asimilasyona maruz kalmayan doğal bölgelerinde konuşulan Anadolu Türkçesine çok yakın olacaktır.

Değerli okurlarımıza en derin sevgi ve esenliklerimi sunarak yazımı sonlandırmak isterim.

Türk Türklüğünü, ulu yaradan da Türk’ü korusun.

Çağrı (Mahmutali) Çehreganlı
Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi Genel Başkanı

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone