Haçlıların Halifeleri: Kadıyaniler, Gülenciler

YusufhanGuzelsoy

Ne kadar gün, ne kadar ay, ne kadar yıl ve ne kadar asır da geçse, emperyalistlerin taktikleri değişmiyor ve bu taktiklerle emperyalizme bağlananların hastalıkları geçmiyor. 20. ve 21. yy’da dünyayı yönetmeye talip olan ABD, 1950’lerde bunun yolunun düşmanla doğrudan çatışmaktan değil düşmanın içine sızmaktan geçtiğini anlamıştı. CIA casusluğu şüphe getirmeyen ve artık ABD’liler tarafından da inkar edilmeyen Usame Bin Ladin, ana rahmine belki de ABD’nin bu gerçeği anladığı gün düşmüştü.

19.yy’da dünyayı yönetmeye talip olan ve topraklarında güneş batmayan imparatorluğun sahibi olarak anılan İngilizler, İslam dünyasını sömürmek için aynı taktiğe başvurmuştur. Arabistan işgal edilecekse Arabistan’da, Türkiye işgal edilecekse Türkiye’de, Hindistan işgal edilecekse Hindistan’da tarikat, cemaat veya mezhepler kuran İngilizler Pakistan coğrafyasında da boş durmamış, orada da kendisine müttefik olacak bir sapık ve onun izinde giden sapıklık hareketini meydana getirmiştir.

Bu sapıklık hareketi, Kadıyaniler, Ahmediler, Mirzailer veya Ahmedi hareketi olarak anılıyor.

Kadıyanilik, Mirza Gulam Ahmet adında bir deli tarafından 19.yy’ın sonlarında Pencap bölgesine bağlı Kadıyan’da kurulmuştur. Hem mirza hem de gulam sıfatlarını adının önünde taşıyan bu deli, öğrenimini Kadıyan’da tamamladıktan sonra Sialkot bölge mahkemesi memuru olarak çalışıyor. Bu dönemde hem Hristiyan Papazlarla, hem Müslümanlarla, hem Hindularla içli dışlı oluyor. Kendinin beyi kendinin kölesi deli Ahmet’in görüşleri tam olarak bu zamanda oluşuyor. O da dinlerarası diyalogçular gibi kendi kendine sentez yapıyor. Yazıda bu sentezinden ve bizdeki şarlatanlarla olan benzerliklerinden bahsedeceğim.

Bir noktaya dikkat kesilmenizi rica edeceğim.

1857’de İngilizlere karşı başarısızlıkla sonuçlanacak Sipahi ayaklanması çıkıyor. İngilizler bu ayaklanmayı büyük bir zulüm uygulayarak bastırıyor ve Müslümanlar ağır kayıplar veriyor. Bu zulmün de etkisiyle Müslümanlar mesih ve mehdi beklentisi içine giriyor. 1877-1878’de Mirza Gulam Ahmet de Kadıyan’ın yerel gazetelerinde yazılar yazmaya başlıyor. Zulme uğrayan mazlum Müslümanlar da Mirza Gulam Ahmet Kadıyani’ye sığınıyor.

Düştü mü garibanlar bizim delinin kucağına?

Mirza Gulam Ahmet Kadıyani’nin kendisine ümitle sığınanlara öğrettiği ilk şey şu oluyor: “Bu kaderdir. Yenilgiyi ve zulmü kabullenin. Baş kaldırmayın.”

Hayda…

Mirza Gulam Ahmet Kadıyani, kendini diğerlerinin aksine sadece mesih veya sadece mehdi değil, hem mesih hem de mehdi ilan etmiş birisidir. Aynı zamanda Hinduların kutsal saydığı ve Mahbrata destanlarında da geçen Krişna’nın da kendisi olduğunu iddia etmitşir. Krişna, destana göre köyünün kadınlarıyla birlikte olan bir şahıstır. Bugün bizdeki türbeciler gibi Hindu kadınları Krişna’dan koca istemek için dua ederler.

Bizim deli her masaya çıkıp oynamış yani…

Mesih “vadolunmuş” (El mesihu’l-mev’ud), mehdi “beklenen” (El mehdiyu’l-muntazar) olarak tanımlanır. Vadolunmuş ve beklenen şahsiyete bak… Oysa Müslümanlara göre bunlar atlarına binip yenilmez bir orduya komuta edecekti. Ama ne oldu? İkisi bir bedende birleşip “İşgali ve yenilgiyi kabul et!” diye fetva verdi. Ne yazık ki bu fetvaya uyanların sayısı tüm dünyada 2-10 milyon arasında verilmektedir.

Vay be… 21.yy’da İslam dünyasında atomu parçalasan kafirsin!

Bu delinin birkaç görüşüne yer vererek Said-i Nursi ve Menzil şeyhleri ile olan benzerliklerine değineceğim. Birinci görüşü şöyle:

“Eğer erkekleriniz ve kadınlarınız, gençleriniz ve yaşlılarınız, küçükleriniz ve büyükleriniz hep birlikte benim helak olmam için dua etseler, hatta secdeler etmekten burunları çürüse ve elleri sakat kalsa bile yine de Allah dualarınızı kabul etmeyecek ve işini tamamlamadan durmayacaktır.”

Türkiye’de bu görüşün benzerini Kürtlerin nam-ı değer Gavs Hazretleri de kendisi için taşıyor. Bozuk Türkçesi ile aktarıyorum: “Hiçbir zaman Gavs’ın çocuklarının, torunlarının, evlatlarının tefrikat yapmayın. Tefrikat yapma hakkınız yoktur. O hakka sahip değiliz. O hakka yetkimiz yoktur. Elimizden geldiği müddetçe, ruhumuzda, kalbimizde ruh olduğu müddetçe canımızda can olduğu müddetçe, canımızda ruh olduğu müddetçe o aileye köle oleceğiz. O aile biz başımızı yere koyeceğiz, bütün Gavs hazretlerinin çocukleri bizim başımızın üstüne basıp geçecekler.”

Mirza Gulam Ahmet’in ve cemaatinin adlarından olan Kadıyani, Ahmet’in doğduğu yerin adıdır. “Kadıyanlı” demektir. Said-i Nursi de Bitlis-Nursludur. Bu sebeple Nursi sıfatını kullanır. Kendisinin öğretilerini takip eden cemaate de “Nur cemaati” denir. Birçok mürit cemaatin adının deli Said’ten geldiğini zanneder. Öğretilerinin arkasında yatan mantığın benzerliğine bakalım:

Maide suresinin 51.ayeti şöyledir: “Ey iman edenler, Yahudileri de, Hristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, İslam’a olan düşmanlıklarında birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan olur. Allahü Teala, kafirleri dost edinip kendine zulmedenlere hidayet etmez.”

Bu ayete karşılık Ahmet delisi “Herkesi sevin, kimseden nefret etmeyin!” çağrısı yaparak Hindistan-Pakistan Müslümanlarının İngiliz işgaline uymalarını öğütlemiştir.

Cuma-9 ise şöyledir: “Ey inananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah’ı anmaya koşun….” Deli Said ise şöyle bu ayete karşılık mektubatında şöyle diyor: “Ben Şafiiyim, bana Cuma farz değil!”

Tek benzerlikleri bu da değildir.

Dinlerarası diyalogçular, dünyanın her yerinde aynıdır. Bugün Kadıyanilerin başında Mirza Masrur Ahmet vardır. Bu herif 1913 yılından itibaren İngiltere, Hollanda, Batı Almanya, Danimarka, İsviçre, Güney Amerika ve ABD’de, Asya ve Pasifik adalarında, hepsinden fazla olarak da Kuzey Afrika’da örgütlenmiş bulunan cemaatin başındadır. Tıpkı Türkiye’yi sömürüp elde ettiği güçle ABD taşeronluğu yapmak için birçok ülkede hastane, okul vb. kurumlar meydana getiren Gülen hareketi gibi bunlar da bu ülkelerde dinlerarası diyalog anlayışıyla faaliyet göstermektedir.

Mirza Masrur Ahmet’in “Dünya Krizi ve Barışın Yolu” adlı bir kitabı da vardır. 4 Aralık 2012’de Avrupa Parlamentosunda “Halife” sıfatıyla konuşma yapmıştır.

İyi de bu AB hani laiklik destekçisi ve hilafet düşmanı idi?

Öyle değil işte…

Hindistan’da en büyük müttefik kim? “İşgale direnmeyin!” diyen Kadıyaniler… Bu sayede bu herifler istedikleri ülkede istedikleri gibi faaliyet gösterebiliyor. Türkiye’de Türk düşmanlığı yapan ve Fethullah’ı halife ilan etmeyi amaçlayan kim? “Dinlerarası diyalog” isteyen Nurcular…

Öyle haybeye “Atatürk hilafeti kaldırdı, laikliği getirdi, dinimizi elimizden aldı!” gibi gerçekdışı konuşmayla hiçbir değerini savunamazsın. Bak AB nerede ne kadar halife meraklısı varsa hepsinin yanında… Mirza Masrur Ahmed, Fethullah Gülen… AB ve ABD hangisine kucak açmamış?

“Siz isterseniz Halifeliği bile getirirsiniz!” diyen Adnan Menderes, ABD’nin Türkiye’ye sormadan uçağa bindirip “ekümenik” sıfatıyla Türkiye’ye gönderdiği Athnegoras’ı havaalanında karşılayıp elini öpmüştür. Şimdiki hükümet gibi gücü olduğu halde de hilafeti filan getirmemiştir. Neticede yine hilafet prim unsuru olmuş, icraatta tıpkı bugün olduğu gibi Rum azınlıklar kazanmıştır.

Zina suç olmaktan çıkarıldı. AB’ye uyacağız… Camiler ile meyhaneler arasındaki mesafeler yasal sınıra göre düşürüldü. AB’ye uyacağız… Eee, hani hilafet? “Irkçılık yapmayın onu da Pakiler alsın!”

İskilipli Atıf şapka yüzünden asılmıştı, değil mi? Tabi… Yaşasın muhayyel halife!

Türkler yeniden dünyaya hükmetmek istiyorsa anadilini anasının namusunu savunduğu gibi savunmalıdır. Fatiha Türkçe öğrenilseydi, Kürt’ün biri çıkıp “Bana kölen olun!” diyemez, “Yalnız sana kulluk ederiz.” diyen cemaat o Kürt’ü orada linç ederdi. Eğer Kur’an ve diğer dini metinler Türkçe okunsa ve Emevi tohumlarının Arapça’yı kutsaması olmasa, bugün Türk dünyası bu durumda olmaz, modern büyücüler tarafından aldatılmazdı. Şimdi anladınız mı niye Türkçe ezan üzerinden Atatürk’e yapılan saldırıların sebebini?

Deli Ahmet de Arapçanın Tanrı katından geldiğini, dillerin atasının bu dil olduğunu söyler, Arap dilini kutsardı.

Bu aralar moda bir söz var… Ancak çok doğru bir söz!

“Herkes layık olduğu şekilde yönetilir.”

Türk milleti bu zihniyetin esiri olmayı hak etmiyor.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone