HAÇLILARIN TSK DÜŞMANLIĞI

YusufhanGuzelsoy

Son zamanlarda TSK’nın bu kadar üstüne gidilmesi ve Ergenekon, Balyoz, FETÖ ile itibarına saldırılması, tamamen Batılıların TSK’ya olan hınçlarıyla alakalıdır. ABD, Ortadoğu’da Türk askerini istediği gibi kullanamamış, son olarak Irak konusunda hezimet yaşamış; AB de “Tam üye olma, himayeme gir.” politikasını uygulamak isterken TSK’dan tokat yemiştir.

Bir zamanlar, Türk topraklarına yerleştirilen Çekiç Güç askerlerinin, Kuzey Irak’ta PKK ve Peşmerge unsurlarına silah dağıttıklarını unutmuş değiliz. Eşref Bitlis, ABD uçaklarının Kuzey Irak’ta dağ maymunlarına silah ve çeşitli yardım malzemeleri attığını söylemiş, bundan kısa bir sonra da uçağı düşmüş ve hayatını kaybetmişti. Eşref Bitlis, Kuzey Irak kadar Güneydoğu sorunuyla da yakından ilgiliydi.

90’ların bitişiyle beraber, ABD’de Bill Clinton devri sona ermiş, başa satanist (itham değil gerçek) George Bush gelmişti. George Bush ve imparatorluk yanlısı Siyonist Neoconlar, İslam dünyasına karşı yeni bir Haçlı seferi tertip etmiş, bu seferin bahanesini yani İkiz Kulelere saldırıyı da kendileri tertip ederek Irak’a girmek için meşru sebepler meydana getirmişlerdi. Terör saldırısının gerçekleştiği gün, Bush bir okul ziyaretinde idi ve ziyaret ettiği sınıfın öğretmeni çocuklara “kite, hit, steel, must, plane” kelimelerini tekrar ettiriyordu. “Uçurtma, uçak, vur-, -meli, çelik” anlamlarına gelen bu İngilizce kelimeler öğrenciler tarafından tekrarlandıktan sonra, Bush, çelik konstrüksiyonlu İkiz Kulelere uçakla intihar saldırısı düzenlendiği haberini aldı. Bush’un okul ziyaretinin görüntüleri de mevcuttur.

Konumuza gelelim.

TSK, ABD fonlu herkese rağmen “hayır” dedi. Mete’nin, Atilla’nın, Kılıçarslan’ın, Fatih’in, Atatürk’ün ordusu, ezeli ve ebedi düşmanını reddetti, Haçlılara hizmet etmeyi kabul etmedi. Akabinde, bugünlerde yaşanan darbe sürecini doğuran bir süreç gelişti. Daha doğrusu, o güne kadar TSK’nın ABD karşıtı tavrına sabreden çakal Sam, AB’nin başlattığı karalama sürecine var gücüyle katkıda bulunmaya başladı. Önce Türk askerlerinin başına çuval geçirildi, ardından FETÖ’nün siyasal ve adli gücüyle hayali örgütler yaratılarak TSK yargılanmaya başladı. Ergenekon ve Balyoz, bunun en önemli örnekleridir. TSK’nın o zorlu günlerinde, “Apo’yu paşa yapalım” diyecek kadar soysuzlaşanların, Türk subayına terörist ve PKK’lı teröriste kahraman muamelesi yapan Fethullahçı savcıların meydana çıktığını unutmayalım. Bugün TSK’ya ait lojmanların önünden geçerken kendi askerine hareket çeken soytarılar iki kere düşünmelidir. Gerçi bir kere bile düşünecekleri de şüphelidir.

Diğer kuyruk acısı olan Haçlı kuvveti de AB’dir. Roma İmparatoru Sezar’ın, Fransa Kralı Charlmagne’in, Papa III. İnnocent’in, yine Fransa Kralı 14. Louis’in Napolyon Bonapart’ın ve Adolf Hitler’in hayali, bir “Süper Avrupa Devleti” kurmak idi. 1930’da İngiliz ırkçı Sir Oswald Mosley ve 1933’te Mussolini de bu hayali destekleyenler arasındadır.

Güya bütün dünyada ırkçılığa, katliamlara karşı duran ikiyüzlü AB, Hitler’in hayalini kurduğu tek merkezden idare edilen yerel yönetimlerden oluşmaktadır. Ama tabi Türkiye’de AB’nin fonladığı herkes için devletimizin yaptığı her Türkçü hareket AB standartlarına ters ve faşistçe… Gerçekte ise AB’nin kendisi Hitler modeliyle hayatını sürdürmektedir. Hoş, artık AB’nin de ne kadar ömrü kaldıysa…

İşte bu AB, özellikle Özal döneminden başlayarak, Türkiye’nin birliğe girememesi için her şeyi yapmakla beraber, muhatabını tek taraflı olarak kendisine bağlamak istemiş, bunun için de Gümrük Birliği planını devreye sokmuştur.

Özal, Türkiye’yi tek taraflı olarak AB’ye bağlayacak olan bu Gümrük Birliği Anlaşmasının kabul edileceğini açıkladığında, meseleden Yunanlı meslektaşlarıyla sirtaki yapan Anadolu yerlisi işadamlarından başka bilen pek yoktu. Ekonomi Bakanı Ekrem Pekdemirli bile anlaşmanın yapılacağını ertesi gün basın ve medyadan öğrenmişti!

6 Mart 1995’te, demokrasinin yıldızcığı Özal, bizden başka kimsenin istemediği Gümrük Birliği’ne Türkiye’yi soktu.

2000 yılında, AB üyesi olsun veya olmasın, birçok ülkenin katıldığı bir Nice zirvesi yapıldı. Fransa ve Almanya’nın kimin daha çok söz sahibi olduğuna dair kapıştığı, dünyanın birçok bölgesindeki kaotik sorunların masaya yatırıldığı zirve, oldukça sancılı geçti. Batılılar açısından sancılı olan bir diğer konu deli dana hastalığıydı. Bizim açımızdan sancılı olansa Kıbrıs sorunu!

Yani deli dana Batı, ağzından salyası akarak bizden Kıbrıs’ı istiyordu. Sadece Kıbrıs da değil tabi… Ege, Güneydoğu ve azınlık meseleleri…

O dönem iyice haddini aşan AB karşısında, TSK ve Türkçüler durmuş; Türk toplumu, bu haydutların Türkiye üzerindeki emelleri konusunda bilinçlendirilmiştir. TSK’nın ve Türkçülerin üzerine gelinmesinin en önemli sebeplerinden biri de işte budur.

2002 yılında, Güneydoğu’ya gelen bazı AB yetkilileri, açık şekilde bölücülük yapmış ve PKK yanlısı beyanlar vermişti. Yıllardır Türkiye’deki bazı mankurtlara bu konuyu anlatamıyoruz. Bu herifler özgürlük yanlısı oldukları için hırtların ya da filancasının haklarını savunmuyor. Özgürlük, insanlık vesaire bunların umurlarında olsa, Cezayir’de, Libya’da, Afganistan’da, Irak’ta onca insanın canına kıyarlar mıydı?

Bakın, bir haberden alıntı yapayım: “AB Komisyonu, Türkiye’deki terör operasyonlarıyla ilgili olarak, ‘Türk yetkililer, PKK ile sınırdaki diğer terör örgütlerinden kaynaklanan diğer tehditler nedeniyle güçlüklerle karşı karşıya. Ancak müdahalenin belli bir kapsam içinde tutulması ve yerel nüfus üzerindeki etkilerinden kaçınılması hayati’ açıklamasını yaptı.”

“Ancak müdahalenin belli bir kapsam içinde tutulması ve yerel nüfus üzerindeki etkilerinden kaçınılması hayati.”

Bu cümleye dikkat edin…

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Türkiye’de başarısız olan darbe girişimi gerçek olsa idi, Türkiye’ye, genel olmasa da belli bölgelerle sınırlı bir askeri müdahale! Buna emin olabilirsiniz. Nitekim AB’nin tavrı ve siyasetçilerin karşılıklı açıklamaları, hatta darbenin aydınlatılan tarafları bunu ortaya koymaktadır.

Bir haber daha: “AB açıkladı: ‘Kalkışmadan sonra vizesiz seyahat zor.”

Al o tuvaletsiz saraylarını başına çal! Umurumuzda mı? Değil… (Kasabın bıçağını yalan koyunlar hariç.)

Türkiye’de bir darbe girişimi olmuş, 200’den fazla insan hayatını kaybetmiş; bizim bu Yeni Osmanlıcıların sürekli taziyeye gittikleri burnu kalkık modern lordlar, leydiler, nelerin peşine düşmüş… Türkiye’de bu AB’ye, Avrupalı insanlara ölümüne hayran olan, asla toz kondurmayan, onları hümanist sanan sayısız ahmak vardır. Hala gözleri açılmamıştır. Acaba tankların önüne yatanlar değil de bunlar mı ölüp gitseydi? Biz de kurtulurduk.

TSK’nın üzerine giden AB ve ABD’nin, kuyruk acısı işte bu nedenlerledir. TSK, celladının bıçağını yalamayı değil, Türk yatağan kılıcı Haçlı’nın göğsüne saplamayı seçmiştir. Karalanması, hınçla saldırılması bu nedenledir.

Ben de bu nedenle hemen her yazımda olduğu gibi, bu yazımda da TSK’ya sahip çıkın, diyorum. Eğer bu süreçten TSK güçlü çıkarsa, Türkiye de güçlü çıkacak. Aksini düşünmek, hayal etmek istemiyorum.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone