HAİNLERİN CEZASI CEHENNEMDE KESİLSİN- Caner Kara

can

Ülkemizde idam cezası, 2002 yılında kaldırıldı. Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları, 2002 yılında bu kapsamın dışında tutuldu. 2004 yılında ise, bu suçlar da dâhil olmak üzere, her türlü suç idam cezası kapsamından çıkartıldı. Aslında 1984 yılından beri, mahkemeler tarafından verilen ve Yargıtay tarafından onaylanan bütün idam cezaları, TBMM’den izin çıkmadığı için infaz edilmemişti.
Devletimizin kurulduğu 1920 yılından, 1984 yılına kadar uygulanmış idam cezalarının toplamı 712’dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 64 yıl boyunca, Çin Devleti’nin sadece 2003 yılında uyguladığı kadar bile infaz uygulamamıştır. 1984 yılından beri uygulaması olmayan idam cezasının, 2002 yılında akla gelmesi ve bir anda birilerine batmasının nedeni, 29 Haziran 1999’da Abdullah Öcalan için verilen ve Yargıtay tarafından onaylanan idam kararını infaz etmeye, TBMM’nin yüreğinin yetmemesi, ardından da AKP hükümetleri döneminin başlamasıdır.  Mevcut hükümet, her konuda Türk olmayanı kayırma geleneğine, Apo adlı soytarı başını idam sehpasından kurtararak başlamıştır.
Maden felaketinde 301 soydaşımızın ölmesini değerlendirirken, 1800’lerin İngiltere’si ya da Japonya’sından örnekler veren Tayyip Erdoğan gibiler için, bizim de verebileceğimiz bazı güncel örnekler var. 1800’lü yıllar, kendisi için bir değer yargısı olabilir fakat o şekilde mantıksız ve komik bir duruma düşmemek için bu çağın ölçülerini vermemiz lazım:
Dünyanın en büyük ve ileri ülkeleri kabul edilen ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya’da idam cezası halen var ve uygulanmaktadır.  Sağlıklı bir değerlendirme yapmak için hatırlatmakta fayda var; Cumhuriyet tarihimiz boyunca uyguladığımız toplam idam cezası 712’dir. Sadece 2008 yılında ve sadece Çin Halk Cumhuriyeti 5000 idam uygulamıştır.  İdam cezasının, halâ yasal olduğu bazı ülkelerde aynı yıl uygulanan idam cezaları aşağıdadır:
tablo

Yukarıdaki tablodan, zengin ülkelerin idam cezası uygulayabildiği gibi zengin olmayan ülkelerin de bu cezayı uygulayabildiği anlaşılır. Demek ki; idam cezası uygulamanın zenginlikle ya da fakirlikle bir ilgisi yoktur. Aynı tablodan, dünyanın gelişmiş ülkeleri gibi gelişmemiş ülkelerinin de idam cezası uyguladığı anlaşılır. Demek ki; idam cezası uygulamanın gelişmişlikle de bir ilgisi yoktur. Dünyadaki dağılıma bakıldığında, idam cezasının dinle, servetle, stratejik konumla, ülkenin bulunduğu kıtayla, teknolojiyle vs. hiçbir ilgisi olmadığı görülüyor. Uluslararası ticaret, idam yasasına göre düzenlenmiş olsa, idam cezası olmayan İngiltere’nin, Amerika Birleşik Devletleri’yle bir ticaretinin olmaması gerekirdi. Dinle bir ilgisi olsa, hem Çin, hem Rusya aynı anda idam cezası uygulayan ülkeler olmamalıydı.
Türkiye, nüfusu Müslüman bir ülkedir. Suudi Arabistan’da ya da İran’da ya da Irak’ta idam cezası varken, Türkiye’de yoktur.
Türkiye, Birleşmiş Milletler üyesi bir ülkedir. Birleşmiş Milletler’in büyük abisi Amerika, idam cezası oranı en yukarılarda olan ülkelerden biridir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, medeni bir devlet olduğu için idamı kaldırmışsa, Japonya medeniyetsiz bir ülke midir?
Medeniyet, ilerilik, çağdaşlık gibi palavraların tamamı, idam cezası söz konusu olduğunda, her zamankinden daha boş, daha saçma palavralardır.
Mesele basittir!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yabancı ve düşman devletlerin gizli ajanlarını idam etmiştir. Yıllarca besleyip, büyütüp, silahlandırıp, yatırım yaptıkları kanlı katiller, bu devlet tarafından yakalanmış ve 1965 yılına kadar halka açık yerlerde, 1984 yılına kadar da cezaevi avlularında öldürülmüştür.  İşte o yabancı devletler ve onların gizli servisleri, Türkiye’deki bu durumdan son derece şikâyetçidirler. İkiz yasalar gibi ihanet sözleşmeleriyle, o yabancı devletlerin mahkemeleri, bizim mahkemelerimizin üstüne çıkartılmış, onlar da hüküm yetkisini ellerine aldıklarında, kendi beslemelerini, silahlı çapulcularını ipten kurtarmıştır. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, kendi hükümeti eliyle, Türk Milleti’ne ihanet etmesi meselesidir. 1999 yılında idam cezası verilmiş ve onaylanmış Öcalan, halen kendisine tahsis edilmiş bir adada, iğrenç nefesini alıp vermeye devam ediyorsa, bunun suçlusu “Türk Milleti adına” diyerek karar okuyan mahkemeleri, Avrupa mahkemelerine tabii kılan ikiz yasaları imzalayan hükümet ve o hükümeti oluşturan partilerdir. Mahkemelerde yazdığı gibi, hakimiyet kayıtsız şartsız milletin olsa, o milletin on binlerce evladını katleden bir vatan haini köpek, bizim askerlerimiz tarafından, bizim topraklarımızda, bizim milletimizden korunmazdı.
Dünyada, hâkimiyet ve kaderini, Uluslararası Af Örgütü’nün iki dudağının arasına emanet etmiş şerefsiz ülkeler ve milletler olabilir. Bazı ülkeler, çocuk tecavüzlerini, toplu katliamları, cinsi sapıklıkları, uyuşturucu ticaretini normal karşılıyor, alttan alıyor da olabilir. Biz o şerefsiz ülkelerden ya da milletlerden olmayı, düşman işgali ya da atom bombası korkusuyla mı kabul ettik; yoksa kendi devletimizin, devletimizi yönetenlerin satılmış karakterleri yüzünden mi? Israrla kafası almayan ve anlamak istemeyenler için birkaç örnek vermek gerekiyor.
Amerika, 11 Eylül saldırılarını üstlenen örgütün liderini, kendi ülkesinde değil, kendi kıtasında da değil Pakistan’da öldürdü. Mahkemeye çıkartarak değil, avukat vererek değil, avukatlarına devlet imkânlarıyla özel yat alarak da değil; 40 dakikalık bir silahlı çatışmanın sonunda, delik deşik ederek ve cesedini bütün dünyaya teşhir ederek öldürdü. Sadece bu da değil. Bir terör saldırısını bahane ederek, kıtalar ve okyanuslar ötesindeki Irak ve Afganistan’ı da işgal etti.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yüzlerce terör saldırısından, tecavüzden, çocuk ve asker katliamından, hainlikten, uyuşturucu ticaretinden, yabancı servislerin istekleri doğrultusunda silahlı, bombalı saldırılar yapmaktan suçlu bulduğu ve bunların hepsini itiraf ettikten sonra idam cezası çıkmış ve Yargıtay tarafından onaylanmış bir Öcalan’ı idam etmiş değildir. Sözde bağımsız yargı, sözde bağımsız millet meclisinin engelini bahane etmiş, sözde bağımsız meclis de saçma sapan bahanelerle, Türk Milleti’ne ihanet etmiştir.
Bir örnek daha vermek lazım. Kanada’da, 1975 yılında, cinayet suçları için idam cezası kaldırılmış ve bu yıldan itibaren cinayet suçlarında %40 azalma görülmüş. Demek ki; idam cezasının kaldırılması toplumda iyi bir etki yaratmış ve Kanada için faydalı olmuştur. Türkiye için de durum böyle midir? Terör saldırıları bitmiş, bombalı tuzaklar tarihe karışmış, karakol baskınları son bulmuş mudur? Tecavüz, hırsızlık, çocuk istismarı, vatan hainliği azalmış mıdır?
Yıllara göre tutuklu ve hükümlü tablosu, aşağıdaki gibidir:

tablo2

İdam cezasının kaldırıldığı 2002 yılından itibaren, milletten aldığı yetki ve maaşla, milleti koruması gereken devletimize göre, millet asayiş ortamını görmüş, idamın kaldırılmasıyla refah ve medeniyet ortamı artmış mıdır? İdamla engel olunmayan terör, cinayet, tecavüz, sapıklık suçları, hangi medeni ya da başarılı yöntemle engellenmiştir? 2002 yılından itibaren cezaevlerimizin nüfus durumuna bakalım :

tablo3

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, yasama, yürütme ve yargı organlarının ve bütün kurumlarının, en öncelikli görevi, toplumun asayişini ve güvenliğini sağlamaktır. 1999 yılındaki mahkeme süreci boyunca, bütün yabancı servis bağlantılarını tek tek itiraf eden ve açıkça düşman milletlerin köpeği olduğunu belgeleyen Abdullah Öcalan, idam cezası kesinleşmiş olmasına rağmen, bu şerefli milletin vergileriyle beslenmeye devam ediyorsa, devlet varlık sebebini unutmuş, kendisini şaşırmış, gereğini yitirmiştir. Milletin her ferdi, askere giden evladını kurbanlık koç uğurlar gibi uğurlamaya devam edecekse, İstiklâl Harbi devam etmektedir ve hüküm sahiplerinin bilmesi gerekir ki; İstiklâl Savaşı, satılmış hükümeti reddetmekle başlar.
İşte tüm bu haklı nedenlerle, satılmış hükümetler tarafından kaldırılan idam cezasının, tekrar yasal bir şekilde uygulanması için imza kampanyası başlatıyoruz. Millet iradesi, halkın kararı gibi tekerlemeleri dillerinden düşürmeyenlerin karşısına, milyonların desteğiyle dikileceğiz. Türk Milleti adına hüküm veren mahkemelerin ve iktidarı elinde tutanların, milletin mi, millet düşmanlarının mı sözcülüğünü yaptığını, henüz anlamayanlar da anlasın istiyoruz.
Şu kadarını da belirtmek zorundayım:
Türk Milleti, kendi adaletini kendisi sağlamayı uygun gördüğünde, hiçbir çocuk katili, hiçbir tecavüzcü, hiçbir terörist, hiçbir düşman köpeği, mahkeme salonlarında kız çocukları gibi zırlayarak af dileme fırsatı bulamaz.

Caner KARA

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone