“Hakikat Nerede?”

Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün 1932 yılında İsmail Habib Sevük’e dikte ettirdiği “Hakikat Nerede?” (Oğuzoğulları) şiiri, şiirsel özelliklerinden önce verdiği mesajlarla incelenmelidir. Bazı soytarıların “Bize tarihi unutturdular.” dediği dönemde Türk tarihinin büyük bölümünü oluşturan kayıp parçalar için ilim savaşı veren bu büyük Başbuğ’a Türk düşmanlarının duyduğu kin ve öfke nasıl bitmeyecekse, bizim de onlarla olan mücadele azmimiz, Atatürk’e olan bağlılığımız azalmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün adı geçen şiirini aynen buraya alıyorum:

“Gafil, hangi üç asır, hangi on asır,

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu,

Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,

Dinleyin sesini doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak

Yalan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.

Asya’nın ortasında Oğuzoğulları,

Avrupa’nın Alplarında Oğuz torunları,

Doğu’dan çıkan biz, Batı’dan yine biz,

Nerde olsa, nasıl olsa kendimizi biliriz

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk, bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri!

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede,

Hakikat nerede?”

Son iki mısraya dikkat edin: “Dünya o zaman görecek hakikat nerede?” ve “Hakikat nerede?”

İlk yazdığım mısra, Atatürk’ün “Ben biliyorum, dünya da bilecek.” mesajını verdiği cümleleridir. İkincisi ise Paşa’nın bize hem bir sınavı hem de görevidir. Şiir açıkça “Arayıp bulun hakikati!” diyor. Türk evladı ise Batılıların oluşturduğu basmakalıp tarih bilgileriyle oyalanıyor. Ortaya çıkan bulgular yeni bir gerçeği ortaya koyacak olsa “Ama bu olamaz, ki Batılılar böyle yazmamış. Mevcut tarihe uymuyor.” diye ya ortaya çıkarılan bulguyu reddediyor ya da onu Batı merkezli tarihe uydurmaya çalışıyor.

Hepsi de okuduğu kitaptan ezber yapan budalalar vardır. Bunlar çevrelerindeki insanlara bilgi satmayı sever. Mesela kendisi hiçbir buluş yapmadığı, okuduğunu da doğru anlamadığı, yeni bir bilgi ortaya koyamadığı halde sanki bilginin esas sahibiymiş gibi davranır. “Filanca kitapta falan yazar şöyle diyor.” Değerlendirme yaptın mı? Sorguladın mı?

İşte bize tarihi bu bozuk zihniyetli adamlar yüzünden kabul ettirdiler.

Bilgiyi kendine mal etmek, bilgiyi özümsemek ve hayatında uygulamak içindir. Bilgiyi “taklit” ve “gösteriş” maksatlı kullanana biz insanlar “maymun” diyoruz. Atatürk de öyle diyor: “Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. (…) O sadece özleşecektir.”

Bu dediğinde haksız çıkmadı…

Biz Türkleştikçe güçlendik, onlar taklit ettikçe maymunlaştı. Herkes özüne dönmüş oldu!

Uzun sözün kısası…

Atatürk’ün vasiyetidir. Arayın, her konuda hakikati bulun. Özleşin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone