Halep

Halep Türkler için nedir, ne değildir inceleyelim sonra yaşananları kendi bakış açımızdan değerlendirelim.


Halep ilk kez Tolunoğulları Devletinin kurucusu Ahmed bin Tolun tarafından 878 senesinde Türklerin hakimiyetine girmiştir. Henüz Anadolu’da herhangi bir Türk siyasi veya askeri oluşumu söz konusu olmamışken Halep Türklerin ilk Müslüman devleti olan Tolunoğulları’nın önemli bir merkeziydi.

Tolunoğulları’ndan tam 200 sene sonra 1078 yılında Sultan Alp Arslan’ın oğlu Tutuş’un fethiyle yeniden Türk toprağı olan Halep Oğuz Türklerinin bölgedeki ilk yerleşim yerlerinden biridir. Daha sonra Memlüklerin ve Osmanlıların himayesine girmiş ve dört kutlu Türk devletinin kenti olma şerefine nail olmuştur.

İlk kez 878 yılında Türk hakimiyetine girmesiyle 1918 yılına kadar yaklaşık 1040 sene Türk hakimiyetinde kalmış en kadim Türk yurtlarından biridir.

Edebiyatımızın önemli eserlerinden Kerem ile Aslı’nın aşk destanın anlatıldığı hikayede Kerem’in Aslı’nın ateşiyle kül olduğu yerdir Halep.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında ise Bursa ve İstanbul’dan sonra en önemli ticaret, kültür, üretim ve sosyal merkezdir. İpek dokumacılığında Bursa kadar ünlüdür. Yüz yıllarca İstanbul’dan sonra en büyük ticaret ve altın merkezleri Halep’te yer bulmuştur.

İlk matbaa İstanbul’dan önce Halep’te kurulmuştur.

Halep Türk nüfusun çoğunluğundan dolayı Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer almıştır. Bugün %40’ı Türkmen, %50’si Arap olmasına karşın bu rakam bundan 90 yıl önce çok daha farklıydı. Nitekim, Birinci Dünya Savaşında dahi 960 şehidimiz Halep doğumluydu. Şırnak’tan 4, Hakkari’den 33 şehidimiz varken ve biz buraları vatan belleyip yıllardır Kürt teröründen koruyacağız diye binlerce şehit vermişken Halep’in aslında ne derece ehemmiyet arz etmesi gerektiğini varın siz düşünün. Oralardan gelip Çanakkale’de, Sarıkamış’ta ve daha pek çok yerde canını veren aziz şehitlerimiz, İngiliz’in Fransız’ın altınıyla bize isyan eden Araplar’dan değil, oradaki Türkmenler’dendir.

Halep Selanik’ten, İzmir’den, Aydın’dan Ankara’dan, İstanbul’dan, Bursa’dan, Kars’tan çok daha fazla Türk yurdudur. Halep bizim Orta Doğu bataklığına girişimizin ilk kapılarındandır ama atalarımızın, nice şehitlerimizin, ozanlarımızın, yiğit komutanlarımızın bedenleri oranın toprağıyla harman olmuştur. Bundan dolayıdır ki mazimizle, geçmişteki köklerimizle, buram buram Türklük kokan ruhuyla Halep terk edilmemeli, sahip çıkılmalı, itin köpeğin piyonluk yaptığı satranç tahtası olmamalıdır.

Halep’i Suriye olarak gören, orada katledilen halkın tamamını Suriyeli zanneden kendini bilmezler yaşanan katliama sessiz kalmaktan da öte adeta buna alkış tutmaktalar. Bu yanlıştır. Katledilenlerin içerisinde bizim soydaşlarımız da vardır. Oradaki Türkmenlere El-Nusracı diye, yok mezhepçilik yapıyorlar, ümmetçi takılıyorlar diye sövenler hiç bir şekilde milliyetçi olduklarını beyan etmesinler. Çünkü onlara hitap eden bir Türk unsuru yer yüzünde yoktur. Ulus bilinci Türkler için güçlü bir çınar gibi olmuştur. Maalesef yıllar boyunca bu bilinçten bir şekilde uzaklaşan soydaşlarımız dalından kopan yaprak misali rüzgarda savrulmaktadırlar. Bizim amacımız ise sağa sola savrulan soydaşlarımızı tekrar toparlayıp tam anlamıyla ortak acısı, sevinci, değerleri ve ülküsü olan bir millet haline dönüştürmektir. Turan’ın ilk adımı budur.

Anadolu dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan soydaşlarımız çeşitli hastalıklara yakalanmışlardır. Yapmaya çalıştığımız şey ise yeni bir aile aramak yerine hasta olan aile bireylerimizi tedavi etmeye çalışmaktır. Günümüzün Türkçülüğü budur.

Halep konusuna dönecek olursak bizler tarihimiz boyunca mazlumun yanında yer aldık. Düşmanımız dahi olsa hiç bir çocuk ölmemeli. Yahudi’nin çocuğu bile masumdur. Biz, bize sığınanı uğrunda yenilgi dahi olsa teslim etmeyiz, zulüm görene sessiz kalamayız. Sadece önceliğimiz milletimizdir. Önce Türk milleti iyi olsun, sonra biz zaten diğerlerinin yarasına merhem olacağız.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone