Hanbike- Elif Bilge Aksu

elif

 

Sanki hüzündeki kuş gibi

Yüzyıllar içinden uçuyor

Süyümbike hakkında altın efsane

 

Binlerce yıllık Türk tarihinin kahramanlarına hayat veren, kimi zaman da kahramanın ta kendisi olmaya karar veren, soylu mirasın sahibi Türk kadınlarından yalnızca biriydi Süyümbike. Güzelliğinin üzerine tek bir kişi söylenemez, tek bir söz dillendirilemezdi.

O, Türk tarihinin suretiydi yaşadığı çağda. Türk tarihine, Türk ırkına feda ederek kendini, nice Türk kızına olması gerekeni miras bıraktı.

Güzeldi, akıllıydı, fedakârdı. Bataklıktan gelme Ruslar dahi, olması gerektiği gibi hayrandı ona. Kendi yazdıkları tarihte dahi, hiçbir Rus knezliğinde ondan daha güzel birinin olmadığını kendileri dillendiriyordu.

Süyümbike’nin babası Yusuf Mirza’ydı. Saraycık şehrinde yaşayan Yusuf Mirza devrinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından “Emirü’l-Ümera” hitabına uygun görülecek kadar itibarlıydı. Kızını Moskova Knezi tarafından Kazan tahtına oturtulan 17 yaşındaki Can Ali’ye vermişti. Üstelik bu Rus yanlısı Can Ali, herkesin sevdiği, yüzyıllar sonra bile hâlâ sevilecek olan Süyümbike’yi sevmiyordu.

Ancak babasının Süyümbike’yi bu hainle evlendirmesinin nedenleri vardı. Süyümbike’nin zekâsıyla Can Ali’de olmayan Türklük şuurunu, milli bilinci uyandıracağını düşünmüştü. Süyümbike, Can Ali’yle evlendikten sonra iki Türk hanlığı arasında, hiç olmayan ilişkiler bile başlamıştı. Kazan Hanlığı ve Nogay Hanlığı arasında elçiler gidip geliyordu. Tek bir Türk kadını, tahtın başındaki bir haine Türk olduğunu hatırlatmaya çalışıyor, Türk hanlıkları arasındaki ilişkilerin düzeltilmesine vesile oluyordu. Tanrı tarafından kut, doğrudan Süyümbike’ye verilmişti. Milletine fenalık edenlerden güç almaya çalışan bir çocuğa değil. Kut, hanbikedeydi. Süyümbike’ydi.

Bu durumun farkında olan Kazan Türkleri, Can Ali’nin izlediği Rus yanlısı politikadan git gide iğrenmeye başlamıştı. Kızını sevmediğini bilen Yusuf Mirza da Kazan halkına Rus yanlısı Han hakkında kışkırtmalarda bulunuyordu. Ancak Kazan halkının bu hain karşısında kışkırtılmaya ihtiyacı yoktu. Kocası Moskova yanlısı bir politika izlerken, Süyümbike Kazan’daki Kazan, Nogay ve Kırım Türkleri’ni birleştirmeyi başarmıştı. Kut onundu.

Can Ali, olayların sonucu olarak Eski Kazan’a gönderildikten sonra Tanrı’nın ona verdiğine belki de pişman olduğu, Türk canlı Türk bedeni ondan alınmıştı.

Süyümbike dul kaldıktan sonra Can Ali’nin varislerinden veya kardeşlerinden biriyle evlenmek zorundaydı. Safa Girey’le evlendi. Beraber Süyümbike kadar güzel bir hayat yaşadılar. Safa Girey asla Moskova yanlısı değildi, Moskova üzerine seferler düzenliyordu. Türklerin, Rusları mağlup ederek çok sayıda ganimet ele geçirdikleri bir dönem oldu.

Ancak her dönemde olduğu gibi, Süyümbike kadar güzel yaşanılan bu dönemde de hainler hiç eksik olmadı. Çar Ivan’a elçi gönderdiler. Kazan’a Rus’un sefer düzenlemesini isteyen, bu yolla Safa Girey’in gitmesini dileyenlerdi bunlar.

Safa Girey, bundan haberdar olsa da, hainlere savaş açsa da bu olay üzerine baskı o kadar arttı ki yanındaki Kırımlı adamlarıyla terk etmek zorunda kaldı Kazan’ı. Yanındaki Kırım ve Nogay ordularıyla tekrar ele geçirse de tahtını, çok geçmeden vefat etti. Süyümbike iki yaşındaki oğulları Ötemiş Girey ile kaldı.

Süyümbike’nin küçücük oğlu beşikte uyurken devlet işleri devrin birçok adamından daha zeki olan Süyümbike’ye kaldı. Ne entrikacı kadınlar gibi devlet işlerini kendi çıkarlarına kullandı, ne de korkup bir köşeye sindi.

Bundan sonra yaşanacak olaylar Korkunç Ivan denilen bataklık soylu Rus’un Süyümbike hakkında “ruh mertliğiyle orduya komuta eden kadın” şeklinde hayranlığını ifade etmesiyle de anlaşılabilir.

Kocası Safa Girey zamanında Kazan’da orduyu dahi oluşturacak sayıda Kırım Türk’ü yaşıyordu. Süyümbike bu durumda soydaşlarının yardımına başvurdu. Bu vesileyle hükûmetin başına, sağ kolu olması için Kırım Türk’ü komutan Kuçek’i getirdi.

Süyümbike bu sırada Altın Orda Devleti’ni yeniden kurma arzusu içerisindeydi, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olsa da.

 

Kazanlılar Süyümbike’nin yerine Hanlıklarının başına bir erkek istiyorlardı, ayrıca soydaşları olmasına rağmen Kırımlıların varlığından rahatsızlardı. Ne kadar büyük bir hataya düştüklerini her şey çok geç olunca anlayacaklar, bu hatanın yüzyıllar boyu geri dönüşü olmayacaktı. Kazanlılar Sahib Girey’e mektup gönderdiler; ancak bir süre sonra Sahib Girey ailesiyle birlikte katledilecek, Kazan Ruslara ganimet gibi kalacaktı.

Kazan’daki Rus yanlılarının Kırım Türkleri üzerindeki baskısı her geçen gün artarken, Süyümbike’nin sağ kolu Kuçek de Kazan’dan kaçmaya çalışırken adamlarıyla birlikte Rus birlikleriyle karşılaştı. Hepsi Moskova’ya gönderildi ve orada idam edildi.

Kırımlıların Kazan’daki hükmü böylelikle sona ermişti. Rus yanlıları adım adım kendi soydaşları yerine, düşmanlarını Kazan’a yaklaştırıyordu.

Korkunç Ivan, karmaşık durumdan istifade ederek 14 Şubat 1550 tarihinde Türk şehri Kazan’ı kuşattı. Ötemiş Girey, beşiğinde uyurken mirzaları teker teker onu satarak Rusların tarafına geçmişti. Üstüne bir de bataklık soylu Rus’tan iltifat koparabilmek için Kazan’daki haberleri bir bir dökülmüşlerdi. Hainlerin soyu hiç tükenir mi?

Hainlerin kahpelikleri milli şuuru olan Türkleri yıldırmadı. Bütün olumsuzluklara, bütün hainliklere rağmen güzel Kazan’ı savunmaya devam ettiler. Moskova ordusundan 20 bin kişi Kazan yakınlarındaki kaleye hücum etse de Kazan Türkleri gün boyunca onlarla çarpıştı. Z. V. Togan, bu sırada bu korkunç çarpışmada Süyümbike’nin kalenin üstüne çıkarak savaşı yönettiğini yazar. Hanbike Süyümbike’nin, Türk kadını Süyümbike’nin…

Korkunç İvan 11 gün sonra geri çekilmek zorunda kalsa da Zeya’nın Volga’ya döküldüğü yere yakın dağa çıkan satılmış Tatar mirzaları, Knez İvan, Şah Ali ve Rus knezleri manzaraya hayran kalıp açgözlü zihinlerine Kazan’ı ele geçirmek, Türklerden temizlemek arzusunu kazımışlardı.

Buraya Zeya Kalesi’ni inşa ettiler, karargâh yaptılar. Bu kale şanlı kaybımızda dönüm noktası oldu…

16 Mayıs 1551 tarihinde Kazan bir kez daha kuşatıldı. Çuvaşlar, soydaşları Kazan’ın itaatinden çıkıp Rus’a tabii olarak ihanet ettiler.

Kazan, zor durumda kalınca hain Şah Ali’nin han oluşuna rıza gösterdi. Şah Ali’nin han olması, Kazan’ın Moskova itaatine girmesi demekti.

Korkunç Ivan’ın sulh (!) için sunduğu üç şart vardı. Bunlardan biri “Süyümbike, Ötemiş Girey Han ve taraftarları esir olarak Moskova’ya gönderilecek.” hükmüydü. Çok geçmeden Kazan’da kurulan Rus yanlısı hükûmet, Süyümbike’yi ve oğlunu Moskova’ya teslim etti.

Süyümbike bu hain hükûmet başkanlarına Tanrı’nın hükmüne razı olduğundan başka hiçbir şey demedi. Onu götürmek için hazırlanan tekne, Kazan Irmağı’nda bekliyordu. Çok sayıda Kırım Türk’ü aile tarafından uğurlamaya gelen Süyümbike ağlamaktan mahvolmuş, gözleri içeri çökmüş, o güzel yüzü sararmıştı. Irmağın kıyısında toplanan Kazanlılara veda etmek için el sallayınca bütün Kazan ağlamaya başlamıştı.

Süyümbike çok sevdiği şehrine ve milletine böyle veda etmişti.

Moskova’ya gider gitmez oğlundan alıkoydular Süyümbike’yi. Öz be öz Türk balasını vaftiz edip “Aleksandr” ismini vermekten geri kalmadılar. Korkunç Ivan’ın korkunç sarayında Türk balasını Rus gibi terbiye ettiler. Hepsinden korkunç olan da buydu zaten…

Rivayete göre Süyümbike’ye aşık olan ve reddedildiği için Kazan Hanlığı’na savaş açıp onu ele geçiren Korkunç Ivan, Süyümbike’yi hain Şah Ali’yle evlendirmişti. Babası Yusuf Mirza her ne kadar kızı ve torununu Ivan’dan geri istese de bu talebi her seferinde reddedilmişti.

Yusuf Mirza, Ruslar ile mücadelelerinde, önlerinde şanlı bir bayrağın dalgalanması gerektiğine inanmış ve bu bayrak rolünü soylu kızı Süyümbike’ye atfetmişti. Ancak Yusuf Mirza kızını hiçbir zaman geri alamadı.

Süyümbike, hayatında ikinci defa bir hainle ömrünü geçirmek zorunda kalıyordu. Ve hiçbir zaman, hiçbiriyle arası iyi olmamıştı. Ayrıca bu beceriksiz ve çirkinliğinde bütün kaynakların hemfikir olduğu Rus yanlısı adam, Moskova desteğiyle üç kez tahta çıksa da hiçbirinde tutunmayı beceremiyordu.

Süyümbike’nin Kazan’dan ayrılmasıyla huzura kavuşacağını sanan Kazanlılar, çok geçmeden, ancak çok geç olarak büyük bir hata yaptıklarını anladılar. Hanlıkları ellerinden kayıp gitmişti…

Çok sevdiği oğlundan ayrılan Süyümbike, ömrünün son yıllarına dek Şah Ali’yle yaşamak zorunda kalmıştı. Ancak oğlu ve eşi Safa Girey’in acısına daha fazla dayanamayan Süyümbike, 38 yaşında, ona kut veren Tanrı’sına kavuştu.

Efsaneleşen Süyümbike’nin ölümü hakkında birçok iddia bulunmaktadır. Kimi hain Şah Ali’nin Süyümbike’nin güzel yüzünden burnunu kesip öldürdüğünü yazmıştır, kimisi ise Süyümbike’nin Kazan’dan ayrılmadan ona âşık olan Korkunç İvan’dan bir kule inşa etmesini isteyip, kule tamamlandığında oraya çıkıp çok sevdiği Kazan’dan ayrılmadan çok sevdiği milletiyle vedalaşırken sonrasında Korkunç Ivan’ın eline geçmemek için kuleden aşağıya atladığını yazar. O yüzden o kule hâlâ Süyümbike adını taşır.

Ünlü Tatar tarihçisi Hadi Atlasî, Süyümbike’nin Kazan’a veda ederken kocası Safa Girey’in başında sarfettiği sözleri şu şekilde yazmıştır:

“Benim sevgili Padişahım! En sevdiğin eşinin halini görüyor musun? Az sonra oğlumuz ile birlikte Rus sarayına esir olarak gideceğiz. Seninle uzun ömür yaşayamadık. Nasıl oldu da beni terk edip gittin? Senin sevdiğin biken, şimdilerde düşmanın eline düştü. Ben tek başıma onlara karşı koyamadım. Sevgili padişahım, benim feryadımı duysana! Kabrini açıp beni yanına alsana! Beni harap etme ve düşmanların elinden kurtar. Dilleri ve dinleri farklı olan memlekete beni gönderme! Benim senden başka kimsem yok ki oğlum beşikte ve babam uzakta, Kazanlılar ise beni Ruslara teslim ediyor…”

Biz hâlâ Süyümbike’nin feryadına ağlarız, biz hâlâ Türk suretli Türk soylu Türk Süyümbike’nin kaybına ağlarız.

Bütün Kazan gibi. Bütün Türk elleri gibi. Bütün Türk tarihi gibi…

Elif Bilge Aksu

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone