Hangi Padişahın Torunusunuz?

Sosyal medyada “Hangi padişahın torunusunuz?” diye test çözülüyor, millet de sıraya girmiş, soyağacını tespit eder gibi hangisinin torunu olduğunu, hatta hangisi olduğunu, hangisiyle özdeşleştiğini öğreniyor. Ertesi gün bir yanda fesler bir yanda börkler vals yapıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı da çözüyor sanırım. Ancak onun çözdüğü test politika testidir. Sorular da cevaplar da değişir, Tayyip Bey de her gün bir başka Osmanlı padişahında bulur kendisini…

Dün bütün AKP’liler Fatih’in izinde idi.

-Atam izindeyiz!

-Benim atam Fatih’tir!

-Biz fetihler yapan Sultan Mehmet’in torunlarıyız!

Bir müddet sonra Fatih’in kendileriyle ters düşen yönleri ortaya çıkarıldı. Ayasofya vakfıyesinden kendisine ait bir beddua yahut vasiyet çıkmadı. Üstelik ciddi olarak Hristiyan olmayı düşünmesi, Avrupalı bazı Hümanist filozofları İstanbul’da himaye edip birçok dilde kitaptan oluşan kütüphaneler kurdurması, şehzadeliğinde karikatür çizmesi ve dahası saltanatı sırasında da heykel yaptırmak istemesi ancak ulema tarafından engellenmesi gibi gerçekler birilerinin yüzüne çarpıldı.

Fatih’i unuttular.

Bugünkü siyasette amaç Tayyip Bey’in tek adam olmasıdır. Bakmayın siz cilveleşmelere… “Hayır” seçeneği bu kadar yüksek olduğu halde gerektiği gibi çalışmak bir kenara, “evet” seçeneğini yükseltecek beyanlarda bulunmaları, hareketler içerisinde olmaları onların da Tayyip Bey ile aynı safta olduğunu gösteriyor.

Tek adam olacak… Yargılanmamalı; yargı kendisine bağlanmalı. Kimse onu iktidardan düşürememeli. O halde ne yapmalı? Şimdi kimle özdeşleşmeli?

Tabi ki Abdülhamit’le!

Bunun için ne yapmalı?

Önce Abdülhamit öne çıkarılmalı, gündem yapılmalı. Sonra Abdülhamit’e hayali bir şahsiyet yüklenmeli. 2017 usulü güncelleme gelmeli yani! Güncelledi mi?

Ver coşkuyu!

Erkan Tan çıksın Mehter’le hamaset yapsın. Bazı soytarılar devletimizin kurucusuna ve silah arkadaşlarına hakaret etsin. Birileri “kültürel hareket” gibi gördüğü Haçlılara bugün sözde kafa tutsun. Sonra gelsin başkanlık; akabinde de yeni Ergenekon, yeni açılım, cemaatle barış… Bu arada Abdülhamit fethin simgesi değildir; dirilişin simgesi hiç değildir. Abdülhamit dengenin simgesidir. Bilginiz olsun. Öyle İngiliz elçisine yalandan tokat attırmakla Abdülhamit’i tanıtamazsınız, ancak kemiklerini sızlatıp çatlatırsınız.

15 Temmuz’u gerçek anlamda çözdüğünüz gün, bu milletin sizinle ilgili gerçekleri anlayacağı gündür.

Sayın Cumhurbaşkanı bir ara “Dedemiz Abdülmecid” ifadesini kullanarak durduk yere onu da gündeme getirmiş, sonra birileri Abdülmecid’le ilgisi olmayan günleri bu padişaha adamıştı. Kimse de anlam verememişti.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Fatih’in, Abdülmecid’in, Abdülaziz’in, Abdülhamit’in ve nihayetinde devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bir adı vardır. Siz neden kendiniz değilsiniz?

Bu arada Türk bayrağını Osmanlı’daki şekliye göndere çeken o ahlaksız siyasetçiye de iki çift lafım olacaktır.

Mensubu olduğunuz zümre, siyonist protokollerin birinci maddesine harfi harfine uyarak hareket ediyor. Eyvallah… Kimin safında olacağınız, sizin tercihinizdir. Fakat “Ne var canım? Bu da Osmanlı bayrağı!” gibi masumane görünmeye çalışan hareketinizin arkasındaki art niyeti çok kesin biçimde biliyoruz. Türk tarihi durmaksızın hedefe ilerleyen bir geçmiştir; Türk milletini hem kadim hem de yeni bir millet yapan olay budur.

Osmanlı sülalesi ve o devirdeki Türk atalarımız Osman Bey’in adını hanedan son bulana kadar taşımayı şeref ve görev bildiyse, biz de Türk cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gitmeyi ve emanetini taşımayı şeref bileceğiz. Bugünkü vazifemiz budur. Filancanın sermayesiyle Türk milletine kafa tutanlar ya bu emaneti taşıyacak ya da yok olup gidecektir.

Abdülhamit olayım, derken, Vahdettin olmak da vardır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone