Hayırlı Demokrasiler- Caner KARA

hayırlı

Birkaç Tespit

Bizim için meclisli idare sistemleri, 31 Mart 1877’de başladı. Hali hazırda hanedan tarafından atanmış il, liva ve kaza yöneticileri arasından, nasıl yapıldığı belli olmayan bir seçimle, toplamda 115 vekille, koskoca Osmanlı Devleti’nin ilk meclis deneyimi başladı ve bitti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 550 milletvekili var.
Osmanlı Devleti’nin birinci meclisi toplamda 3 ay çalıştı. İkinci meclis 62 gün dayanabildi. Üçüncü meclis 3 sene dayandı ve Balkan Harbi patlayana kadar, memlekette kaşımadık yara, koparmadık dikiş bırakmadı. Dördüncü meclis, Balkan Harbi’nin yaşandığı bir Osmanlı’yı 5 ay bile yönetemedi. Beşinci meclis Bâb-ı Âli Baskını’yla kuruldu. Sözde seçime, tek parti katıldı; tek parti kazandı. Osmanlı diye bir şey kalmayıncaya kadar, Mondros imzalanana kadar, bu iktidar hükümet etmeyi kimseye bırakmadı. Mondros’u imzalamış, I. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş bir Osmanlı’nın meclisi olmak için bile yarışanlar vardı. 12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Meclisi, 3 ay sonra, 11 Nisan 1920’de kapatıldı. Üç aylığına vekil olmak için ne kadar zaman çabaladıkları bilinmez ama son Osmanlı Meclisi’nin kapatılmasından 13 gün sonra, Ankara’da TBMM açıldı.
Bu geçmiş meclisler de sözde milletin meclisleriydi ama bu tabloya bakınca, meclisin ömrü ne kadar uzun olmuşsa milletin kaybı o kadar çok olmuş gibi görünüyor.

Laf Ola Beri Gele

Cumhuriyet dönemi meclislerimizi incelemek için üniversitelerimizde en az 6 yıl öğretim veren müstakil fakülteler kurulsa bile az gelir fakat şu kadarını söyleyerek geçmek de mümkündür:
Kişi, kâmil oldu mu üstad mertebesinde,
Ona madde üstünde bir değer vereceksin…
Baktın ki; hali, tavrı değişti meclise gelişte,
Çüüşşş…deyip, sırtına bir semer vereceksin.
Şair Eşref meşrutiyet dönemi şairidir. Meclis dediği, bizim meclislerden değildir diyerek nasihatine kulak verme gereği duymamışız.
Meşrutiyetimizin meşruluğu kendinden menkuldü. Ondan evvelki idarelerimizin meşru olmadığını ima etmek için uydurulmuş olacak… Geleneklerimizin arasına, kendinden önceki yönetimi yermek işini bu şekilde soktu.

Anayasal Düzen

Düzenin, yetkisini nerden aldığını belirlemesi gerekirken daha çok sırtını nereye dayadığını gösteren bir tamlamadan ibarettir. Bu yüzyılın hak dini gibi itibar gösterilen demokrasi mavrasının anavatanı İngiltere’dir. Bizim memleketimizde, anayasal düzene geçişimizin İngiliz işbirlikçiliği olduğunu savunan soysuz takımı pek bilmez ama İngiltere’nin yazılı anayasası yoktur. Bizde, hem o İngiliz mavrası demokrasi, hem de onlarda bile olmayan anayasa vardır. Öyle zengin memleketiz işte…
Her ne kadar, cumhuriyetimiz 1923’te kurulmuşsa da anayasamız 1921’de hazır edilmiştir. “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” cümlesiyle başlayan bu ilk anayasamız, 1924 senesine kadar memleketi idare etmeye yetmiş. Cumhuriyet 1923’te ilan edilmiş ama kayıtlara 1924 anayasasında geçmiştir. Aynı şekilde, mesela Halifelik 3 Mart 1924’te kaldırılmış fakat bu anayasa 20 Nisan 1924’te yürürlüğe girmiştir. Tanıdık gelmesi lazım…
Memlekette bir şeyler değişirken, bazı şeyler kaldırılıp yerine başka şeyler konuyorken, illâ ki anayasa değiştirmek gerekmiyor. Bizim kayıtlı anayasalarımız askerî iktidarlar eliyle yapılmış ya da yaptırılmış anayasalardır. Bugünün uyanık siyasetçileri, ihale simsarı idarecileri, saman altından su yürütme işlerinin büyük ustaları savaş kazanmak, darbe yapmak bir tarafa yaprak bile kımıldatmadan düzen değiştirmek, devrim yapmak, millet uyutmak konularını çözmüşler…
Kendilerinden olmayanlar, bir şekilde anayasal düzen muhalifidir; onlarsa anayasal düzen simsarı…
Bu kadar.

Memleketin Hali

Sözde din işleriyle meşgul olan adamlar, sadece mealle değil mahremiyetle de ilgili olduklarını açıkça gösteriyorlar. Tefsirci sanılan adamların teşhirci çıkması memleketin genelinde bir şaşkınlık yaratmış gibi görünüyor.
Dönemlerden seçim dönemi, süreçlerden seçim sürecidir. 300 milyon nüfuslu ABD iki partiyle, 1,5 milyar nüfuslu Çin tek partiyle yönetiliyor ama bizde seçimlere bu sefer 25 parti katılıyor. Her an bir yenisi kurulması tehdidi bulunduğu için tarih vermekte fayda var; Ocak 2013 tarihi itibarıyla 72 partili ülkeyiz.
Bunlardan, meclise kapağı atma başarı göstermiş olanı 4 tanedir.
“Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma” diye yemin ettikten sonra milletvekili olan kişiler, kolları sıvıyarak o sadık kalacaklarına yemin ettikleri anayasayı değiştirme işine girişirler.
Bu milletvekillerinden, hükümet etme işiyle meşgul olan tarafı saman altından su yürütmeye çalışırken, muhalefet etme işiyle meşgul olan tarafı becerebildiği kadar samanın altında su bulmaya çalışır.
Devletin bazı sırları devlet kanallarından canlı olarak izlenebilir. Bazı ülkelere, başka ülkeler gizli ajanlar göndererek bazı sırları çalmaya gayret eder; bazı ülkeler için sır olması gereken şeyler televizyondan izlenebilir. Biz ikinci sınıf ülkelerden birinde yaşıyoruz.
Dönemlerden seçim dönemidir fakat seçimden sonraki dönem de seçim dönemidir. Dönemlerin arasında birkaç süreç görülebilir. Gelip geçicidir. Geçici olmayan şey; düzendir. İktidara sahip olanların düzeni yıkacağına dair endişeler yersizdir. Düzen de dönem de süreç de onlarınken, böyle bir aptallığı asla yapmazlar.

Biz Kimi Kandırıyoruz?

Son dışişleri bakanı, bakan olduğunda milletvekili değildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vekili olarak, devlet adına sayısız manevranın, çok uluslu komplonun, ittifakın, işbirliğinin tarafı olması için Dışişleri bakanı olması yeterliydi fakat Dışişleri bakanı olması için milletvekili olması gerekmedi.
Mevcut İçişleri bakanı, milletvekili değildir. Polis ve jandarmanın başında ve devletin en önemli makamlarından birinin en tepesindedir. Yurtdışına gönderilen bir tırın içinde ne olduğunu savcılık ve jandarma öğrenemezken, milletvekili olmayan bu kişi, içindekilerin devlet sırrı olduğunu, dolayısıyla devlet sırlarını kendisinin bildiğini ifade edebilmiştir. Yurtdışına çıkan bir tır dolusu devlet sırrı hakkında içişleri bakanının konuşması, milletvekili bile olmayan bir adamın bakan olmasından daha acayip sayılmaz.
Dünya Bankası’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan sorumlu başkan yardımcı Kemal Derviş, 2001’de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı yapılmıştı ve milletin lokmasından kesilen vergilerin anahtarı milletvekili olmayan birine emanet edilmişti. Bizim, genel olarak BOP adıyla özetlediğimiz planın adı (GOKAP) Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’dir. En büyük finans kaynaklarından biri de işte bu Dünya Bankası’dır.

Kendimize Yalanlar…

İlkokulu dışardan bitirmiş bir cemaat papazı, 11 yıldır 71 tane muhalif partinin yıkamadığı iktidarı çirkin ördek yavrusuna çevirdi. Suçlunun ne yaptığını, en iyi suç ortağı bilir.
Karabağ’dan söz açıldığında uluslararası dengeler, BM, AB, ABD, AGİT, AİHM gibi bir sürü zırvayı diline dolayanlar, en başta da işkembesinden engel uyduran Türkiye Cumhuriyeti Devleti, işine geldiğinde Suriye’ye karadan silah dolu tır, havadan savaş uçağı gönderebiliyormuş.
Şırnak’tan elektrik faturası tahsil etmekten aciz bir devlet, Şam’da isyan çıkartabiliyormuş.
Hakkari’de asayişi sağlamaktan aciz bir iktidar, Halep’te anarşi çıkartabiliyormuş.
Savcı emniyet müdürüne söz geçiremiyor, Emniyet müdürü sürülmekten yakasını kurtaramıyor, 550 milletvekilinden bir içişleri bakanı çıkmıyor, tutuklu genelkurmay başkanı teröristler de yeniden yargılansın diyor, teröristler başbakanla şarkı söylüyor, başbakan referandum sonucu için okyanus ötesine teşekkür ediyor, okyanus berisi ısrarla seçime hazırlanıyormuş…
Zonguldak’ta göçük altında can veren 8 madenci için 1 sene geçmesine rağmen soruşturma bile açılmadı fakat Hrant Dink davasının üstünden 5 sene geçmesine rağmen halen yeni tutuklamalar, gözaltılar yapılıyor. 1999 yılında İmralı mahkemesine giden şehit yakınlarından yol parası alan devlet, terörist avukatlarından ya da yakınlarından yol parası almak bir tarafa, yolculuk için kullanılan yatta verilen yemekleri bile milletin vergisiyle karşılıyordu. Şimdi de Uludere’de ölen teröristlerin yakınlarına verilen kan parası, şehit yakınlarına verilenlerin yüzlerce misli fazlasına tekabül ediyor.
HSYK, milletvekili bile olması gerekmeyen bakan bağlanıyor.
YSK, seçimlerde kaç pusula basılacağının, seçmen sayısının ne olacağının hesabını meclise vermiyor.
Sayıştay, meclise rapor göndermiyor.
ÖSYM, şaibesiz sınav yapamıyor.
Millet, “Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma” diye yemin ettikten sonra ilk işi anayasayı değiştirmek olan vekillerin kim olacağını konuşuyor.
Yerel seçim süreci, genel seçimi belirleyeceği için çok önemliymiş…
Ne olursa olsun, Türklüğün hayrına olmuyor!
Hayırlı demokrasiler.

Caner KARA

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone