Her Gün Bir Yeni Üniversite

HER GÜN BİR YENİ ÜNİVERSİTE

        Normal bir vatandaşımızla, özellikle de ihtiyarlarla konuşursanız, muhtemelen, her yere bir veya iki üniversite kurmanın iyi bir şey olduğunu söyler ve bunu ilerleme alameti sayar. Her yere bir üniversite kurmanın, bir refah delili olduğunu düşünür. Gerçekte ise ne kadar çok üniversite, o kadar az mutluluk ve refah demekir.

İzninizle neden böyle düşündüğümü izah edeyim.

Bir ülkede ne kadar çok hayal taciri varsa, o kadar hayal kırıklığı vardır. Hayal kırıklığı yaşayan bir toplum mutsuzdur. Üniversiteler de mevcut durumda birer hayal taciri durumuna gelmiştir. İdarecilerimizin temel düşüncesi şudur: “Biz üniversite kurarız, oku, deriz; ama iş garanti etmeyiz.” Öyleyse, bu kadar çok üniversite kurmak niye? Türkçüler, devletin toplumcu olmasını ister. Devlet ise, idareciler tarafından günden güne toplumcu anlayıştan uzaklaşmakta, bazen bir banka, bazen de holding gibi davranmaktadır.

Her yere üniversite açmak, eğitimi çürütür, hoca ve öğrenci kalitesini düşürür. Yolu üniversiteye düşmüş her vatanadaş iyi bilir ki intihal dolu yüksek lisans ve doktora tezleri, siyasi veya ekonomik rant uğruna onaylanmakta, memleketin refahı için iyi yetişmiş bireylerden ziyade, “bizim adamımız” anlayışıyla, cahil ve sığ düşünceli kimselerin kadrolara yerleştirilmesine çalışılmaktadır. “Taşra” tabir edilen zihniyet tam olarak budur. Denetim zayıflarsa, kadrolar devletin güdümünden çıkar ve kurumlar devlet dışı menfaat gruplarının etkisi ve en acısı da yönetimi altına girer.

Her yere bir üniversite kurmak, mevcut üniversiteleri (Gazi örneğinde olduğu gibi) bölmek, siyasi ve ekonomik kazanç uğruna ülkenin geleceğini feda etmektir. Belki de ticari anlamda bambaşka bir noktayı hedefleyecek, orada başarılı olacak, hiç değilse iş bulma kaygısından uzak yaşayacak gençleri, üniversite hayalleriyle kandırıp hayatlarını mahvetmektir. İşsiz ordusunu büyütmek, eldeki genç nüfus potansiyelini yok etmektir.

İşin kötü yanı, “Her yere üniversite açtık” sözleriyle oy istenebiliyor. Binlerce yanlış gibi bu sözler de alkışlanabiliyor. Bir millet, geleceğini karatanlara alkış tutarsa, geleceğini aydınlatmak isteyenlerden yüz çevirirse, devrin menfaat devri olduğu düşüncesiyle vatan sevgisinden uzaklaşırsa, o millet geleceğini de, bugününü de çoktan kaybetmiş, dününü unutmuş demektir. Vatan, millet sevgisi sorumluluk ister. Okumayı, hadi okumayı geçtim, en azından akletmeyi bir kenara bırakan insan, vatanını sevmesin. Böyle insanlar bilsin ki samimi vatanseverler, düşmanlarla uğraşırken, bir yandan da kendileriyle uğraşmaktadır.

Kendi içinde bulunduğu kitleyi feraset sahibi olmamakla itham eden sözde okumuşlar, üniversitelerin ne durumda olduğunu yeterince gözler önüne sermektedir. Birtakım üniversite görevlilerinin, yakın zamanda, okumanın ne kadar önemsiz olduğuna dair beyanlarını da gördük. Buna, din adamlarının bir kısmından duyduğumuz ifadeleri de ekleyelim. Bir ülkede okumak bu kadar önemsizleştiriliyorsa, eğitim kalitesi aşağılara çekiliyorsa, o ülkede bir şeyler kökten değiştirilmeye çalışılıyor demektir. Eğitim kalitesini yukarı çekip okuma-yazma oranı yükseltilerek kurulmuş bir devleti, nasıl kökten değiştirirsiniz? Yukarıda yazdığım şekilde, yani kurucu unsurun yaptığının, tam tersini yaparak!

“Yeni Osmanlı” düşüncesi, esasen tam olarak budur. Yeni Osmanlı peşinde koşanlar için mesele, öyle Osmanlı hanedanından bugünlere kalmış birkaç hayalperest, ticari menfaat peşinde koşan şahsın gelip padişah olması değildir. Böylesini, kendi iktidarını kurmak isteyenler bir yana, görme imkanı olsa, Fatih de istemezdi.

Yeni Osmanlı, ABD patentli bir politikadır. Temelinde yatan gaye, Henry Kissinger gibilerin de ifade ettiği gibi, Türkiye’yi ortadoğu coğrafyasına bekçi dikmek, gelişmemiş ülkelerin yükünü Türklerin üstüne bırakırken, gelişmiş ülkeler üstünde hakimiyet kurmaktır. Bizim devletimiz Türk devletidir, ulusaldır. Emperyalizm karşısında çok kuvvetli, bir o kadar mühim bir kaledir. Rejimi ise cumhuriyettir. Bu da demektir ki ülkede bir padişah yoktur, kul değil vatandaş vardır. Devletin idealindeki düzen, kanunlar önünde her vatandaşın eşit sayılmasıdır. Bu konuda başarılıdır, değildir, bu ayrı meseledir.

Benim anlatmak istediğim şudur: Cumhuriyet rejimini yıkmak için, vatandaş bilincini yıkmak gerekir. El, etek öpmese de, öpecek zihniyette kullar yetiştirmek gerekir. O kullar ki zihniyetleri boşaltılacak, ülküsüz insanlar haline getirilecek, içeride ve dışarıda saldır, komutunu alınca tartışmasız itaat edecek, amaçsızca ölüp amaçsızca öldürecek kimselerdir.

Burada geçmişe hakaret ettiğim düşüncesi öne sürülebilir. İzninizle onu da izah edeyim: Geçmişe hakaret etmiyorum, aksine, geçmişle yaşamaya kalkanların akıbetini anlatıyorum. Padişahlık varken, cumhuriyet bir kenara, meşrutiyet bile tutmadı. Cumhuriyet varken de, resmi veya gayrı resmi, padişahlık tutamaz. Tam olarak bu yüzden insanlar amaçsız hale gelir. Yoksa, her devletin kuruluşunda bir ideal vardır. Toplumlar için doğru olan da o ideal ışığında, yani bir amaca bağlı, bilinçli bir şekilde yetiştirilmektir. Özetle, bu başta bu fes artık durmaz.

Her yere üniversite açmakla toplumun ahlakı arasında bir bağ var mıdır? Elbette vardır. Üniversite ve eğitim kalitesi toplumun ahlakını nasıl yükseltirse, kötü bir politikayla da o kadar aşağı çekebilir. Toplumuzda üniversite algısı baştan aşağı yanlıştır, diye düşünürseniz yanılmış olmazsınız.

Birincisi, üniversiteler başka, bar veya diskolar başkadır. Üniversitede temel amaç eğlence, gezme, hoplayıp zıplama değildir. Mutlaka her üniversitede etkinlik olmalı, belli zamanlarda eğlence, sanat, spor etkinlikleri düzenlenmelidir. Üniversite çağına gelmiş gençlerdeki algı, üniversitelerin tepeden tırnağa böyle yerler olduğuyla ilgilidir.

İkincisi, üniversiteler genelev veya izdivaç yerleri değildir. Çok sayıda üniversite mezunu veya okumakta olan insanımız var. Herkes gördüklerini anlatmaya, yazmaya kalksa, zannederim midemiz kaldırmaz. Bu konuda söyleyeceğim şudur ki gördüklerinizi aklınıza getiriniz ve bunların toplumun ahlakıyla bağlantısını kurunuz.

Bu işin “ama”sı, “fakat”ı, “lakin”i yoktur! Üniversitenin varlık sebebi bilimdir. Eğlence hakkı, işini layıkıyla yapanın, görevini başarıyla yerine getirenindir. Bilim üretmeyip üstüne bir de her sene intihal oranını şişiren, kaliteyi ayaklar altına alan, varlık sebebini unutmuş üniversiteler temizlenmelidir. Devlet, kimin intihalci kimin bilimci olduğunu bilir. Fikir mülkiyetine tecavüz edip bundan menfaat temin edenlerin, milletin geleceğine darbe vuranların işsiz kalmasını tasa edecek değiliz. Tasamız, gerçek bilim insanlarına sunulacak imkanların artırılmasıdır.

Yazımı noktalarken, kurum veya şahıs ismi vermeden, yaşadığımız küçük bir tanıklığı anlatacağım. Çekindiğim için değil, ne yazık ki çok sık rastlanan bir durum olduğu için isim vermiyorum. Bu da bizim acı gerçeğimizdir.

Üniversite 1.sınıfta, “Moğolistan’da Tonyukuk’u mezarı bulundu” haberlerini okumuştuk. Heyecanlandık ve bir arkadaşımız, gerçekten de değerli bir hocamızın yanına gidip düşüncesini anlattı: “Rektörlüğe başvuralım, bütçe ayrılsın, hocalar ve öğrenciler olarak gidip saha çalışması yapalım.”

Arkadaşımızın nezdinde aldığımız cevap acı bir gülümseme oldu. Hocalar ve öğrenciler acı şekilde gülümsemeye başlamışsa, dahası, bu gülümseme bütün vatanseverlere yayılmaya başlamışsa, orada bir şeyler yolunda gitmiyor demektir.

Öyleyse işleri Türkçüler yoluna koyacaktır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone