HOŞT!

Başlıktaki kelime saldıran köpeğe karşı kullanılır. Tam bir manası yoktur. Sözcükten ziyade nidadır. Her zaman dört ayaklı köpekler için kullanılmaz. Sırf insanlara has bazı hareketleri taklit edebildiği için ve iki ayağa sahip olmayı meziyet bildiğinden kendisine insan muamelesi yapan köpeklere karşı da kullanılır.

Bunlardan bir tanesi de devletimizin tutumundan yüz bulmuş, ortadaki pastanın paylaşıldığını görüp; ‘Bize de düşer’ diyerek piyasaya çıkmış, dernek kurmuş, bakanlardan, milletvekillerinden dost tutmuş, devletin okulunda okuyup avukat olmuş. Bunların hiçbiri kâfi gelmemiş olacak ki yakalayacak paça, yalayacak kemik peşine düşmüş.

Irkçılığa, milliyetçiliğe, bölücülüğe karşı çıkıyorum diyerek doğrudan Türklüğe saldırıyor, hedefe Türkçüleri koyuyor. Bu konuya döneceğiz ama öncesinde birkaç husus var.

**

Türkler Anadolu’ya Arapların komutanı olarak girmemiştir. Türklerin Anadolu coğrafyasına en esaslı ilk girişi Tuğrul ve Çağrı Beyler zamanında olmuştur. Abbasi Halifesi yani Arapların kralı başkenti Bağdat’ı Şii Beveyhoğullarına karşı savunamamış, Arap orduları dağılmış, çareyi Tuğrul Bey’e başvurmakta bulmuştur. Bu durum Arap kralının herhangi bir komutanını göreve çağırması değil, başka bir hükümdardan yardım istemesidir. Tuğrul Bey Şiileri yenmiş, Bağdat’ı kurtarmış ve şehre girmeyip surların karşısına çadırını kurdurmuştur. Bu yardımdan sonra Kaim bin Emrillah, yani Arap Kralı, Tuğrul Bey’e ‘Doğunun ve Batının sultanı’ demiştir. Bu durum da üstün bir hükümdarın unvan dağıtması değildir. Kanuni Sultan Süleyman da Fransa Kralı François’i İspanya’dan kurtarınca kendisine ‘Magnificent’ yani Muhteşem denilmişti.

Tuğrul Bey, Halifeye kızıyla evlenmek istediğini bildirdi. Halife kabul etti, elçiler aracılığıyla nikâh kıyıldı. Tuğrul Bey kızı çadırına istedi. Halife evliliğin siyasi olduğunu söyleyip kızı vermek istemedi, Tuğrul bey ısrar etti, Arap kralının kızı Tuğrul Bey’in çadırına getirildi. Tuğrul Bey 15 gün halvette kaldı, çadırdan çıkmadı.

Yukarıda tanımladığım ‘köpek’ bu olayı unutmak istiyor olacak ki, Türklerin Anadolu’ya Arapların komutanı olarak girdiklerini söylüyor. Türkler, Arapları işte böyle eze eze, her dediğini ‘halife’ namını verdikleri krallarına yaptıra yaptıra Anadolu’ya girdiler.

Bu bir!

**

Yukarıda tarif ettiğim ‘köpek’ ısrarla Türklerin Türeyiş Destanı ile dalga geçiyor, destanımızı aşağılıyor, ekseriyetle kendi bölgesinde vuku bulan hayvanlara tecavüz haberlerini destanımızla eşlemeye çalışıyor.

Türeyiş Destanı özetle şu şekildedir; vaktiyle Türkler güçsüz duruma düşmüş, ülkeleri yabancılar tarafından istila edilmiştir. Bu düşmanlar Türkleri bir daha bu kadar güçsüz bir halde bulamayacaklarını düşünerek son Türk topluluğuna da saldırırlar. Bütün Türkleri kadın, çocuk, yaşlı demeden kılıçtan geçirirler. Bu katliam sona erdiğinde bir erkek çocuğunun yaşadığını fark ederler. Onu da yakalayıp ellerini ve ayaklarını keserek ölüme terk ederler. Fakat bu çocuk ölmez ve bir dişi kurt tarafından bulunur. Kurt bu çocuğu alıp büyütür ve daha sonra ‘Tanrı öyle istediği’ için bu çocuktan hamile kalır. O doğan bebekler büyür, çoğalır ve düşmandan intikam alarak eski yurtlarını geri alırlar. Türkler tekrar güçlü hale gelir.

Şimdi bu edebiyat yoksunu ‘köpek’, bu destandan alması gereken mesajı alamamıştır. Aklı fikri uçkurunda olduğu için algıda seçicilik yapmış, okumak istediği kısmı okumuştur. Bu destanın esas mesajı; Son Türk ölmeden Türklük ölmez, Türk en kötü durumdan bile bir gün kurtulur ve intikamını alır şeklindedir. Türk ve Arap tarihini iyi okursa bu destandan çıkarabileceği daha önemli dersler vardır.

Bu iki!

**

Yukarıda tarifini verdiğim ‘köpek’ Irkçılık, milliyetçilik gibi fikirlere karşı çıktığını, bunlara karşı mücadele ettiğini dile getiriyor. Aynı ‘köpek’ soyunun üstünlüğü ile övünüyor, iki de bir Türklere hakaret ediyor, Arapların, Türklerden üstün olduğunu iddia ediyor.

Arap tarihine şöyle kısaca bakalım. Arap tarihinin ve İslamiyet’in en önemli şahsı Hz. Muahmmed’dir.  Kendisi Medine’de hasta yatağında vefat etmiş, cenazesi de aynı odaya gömülmüştür. Oda küçük olduğundan ve tüm Müslümanların cenaze namazını bu odada birlikte kılamayacağından gruplar halinde içeri girmişlerdir.

İçlerinden çıkan, bir arada oturdukları, yiyip içtikleri peygamber henüz gömülmeden Sakife Gölgeliği olarak bilinen, Medine’nin hemen yanındaki bir alanda ‘Kim başa geçecek’ davası başlamıştır. Burada toplananlar ‘daha peygamber gömülmeden’ kendi aralarında bir halife seçmişlerdir. Olayı duyan Ebubekir ve Hz. Ömer gölgeliğe gelmiş, duruma dâhil olup Ebubekir’in halife olmasını sağlamışlardır.

Ebubekir’den sonra gelen Ömer, Osman ve Ali halifelerden sadece Ebubekir eceliyle ölmüş, diğerleri öldürülmüştür. Bunlar Arapların en önde gelen insanlarındandır. Halife ve sahabedirler.

Tarık b. Ziyad Emevi döneminde İber yarımadasına çıkmayı başaran ilk Müslüman komutandır. İber Yarımadası bugün İspanya ve Portekiz’in bulunduğu yerdir. Endülüs Emevi devletinin kuruluşu Tarık b. Ziyad’ın faaliyeti neticesindedir. Yeni bir kıtaya İslam’ı taşıyan, devlet sınırlarını genişleten, yeni hazineler ele geçiren bu Tarık b. Ziyad ‘emre itaatsizlik’ gerekçesiyle idam edilmiştir. Bugünün Liyakat konusundaki sorularına cevap niteliğinde bir olaydır.

Arap baharı dedikleri Libya, Tunus, Cezayir, Mısır ve Suriye meselelerine sebep olan olaylar silsilesi de Arap milletinin sosyolojisini anlamak için ibret vesikalarıdır.

Irkçılığa karşı Irkçılıkla savaşı azınlıklar veremez. Azınlık mücadelesi güçlü ülkelerin desteğini alabilmek adına sempatik olmak zorundadır. En açık örneği ülkemizde yaptıkları eylemlerde polis taşlayan, sağı solu yakıp yıkan Kürtlerin Avrupa’da sadece pankart sallamasıdır. Bu kadar basit bir bilgiyi kucağına oturduğu herhangi bir yabancı ülke ajanından alabilirdi. Anlaşın o ki ne bu sormuş, ne de onlar bunu sallamış.

‘Ben falanım’ demek basit milliyetçiliktir. ‘Ben Türk’üm’ diyen kişi en basit manada Türk milliyetçisidir. Milliyetçiliğin ilk adımı soy şuuru olduğuna göre denklem bu kadar basittir. Malum şahıs zırt pırt kendi soyunu ilan ediyor, kendi soyu haklar elde etsin diye yırtınıyor.

Aynı şahıs Türkçülerin, Türk ve Arap ‘halklarını’ birbirine düşman ettiğini iddia ediyor.

Söyleyeceklerim bu kadar.

Bu üç!

**

Son olarak kendisine tepki gösteren insanların kendi deyimiyle ‘fake’ olmasından yani sahte isim kullanmasından yakınıyor ve Türkçülerin tek tek tespit edilip, yok edilmesini istiyor.

En az senin şuursuzluğun kadar gerçek olan ben, sana alenen ‘köpek’ diyorum.

En az senin beyinsizliğin kadar gerçek olan ben, senin çok istediğin tespit edilip, yok edilmem arzusunun ‘tespit edilmek’ kısmını alenen icra ediyorum. Gerisi sana kalmış.

Bu da dört!

**

Türkiye Cumhuriyeti Devletini yöneten zevat;

Çözüm süreci ayağına piyasaya saldığınız, tasmasını çözdüğünüz bu köpeklerini toplayın. Bizde bunlara kaptıracak paça, hakaretlerini dinleyecek tahammül, önlerine atacak kemik yoktur!

Haberiniz olsun!

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone