İğrenç Anadolu Yerlisi

YusufDuzgoren

Günlük yaşantımızda çok fazla karşılaştığımız bir türdür. Hemen hemen herkesin hayatında arkadaş, akraba veya daha çok gıcık olunan kişi olarak bulunan bu türe insan demek de aslında tam manayı karşılamıyor. Fizyolojik özelliklerine baktığımızda düz hatta biraz içe doğru basan adımlarıyla, kollarını goril gibi bedenden sallayan yürüyüşleriyle tam olarak evrimini tamamlayamamış, homo erectus ile homo sapiens arasında kalmış bir tür olarak değerlendirebiliriz.

Bazı kesimler için maalesef belirtmeliyim ki bütün insanlar tek bir türden oluşmuyor. Karakterlerine, antropolojik özelliklerine, düşünce yapılarına ve ahlaki değerlerine göre insanlar da diğer tüm canlılar gibi ırklara, yani türlere ayrılıyorlar. Yine bazı kesimler için üzülerek belirtmeliyim ki TC vatandaşı olan herkes Türk milletine mensup olamıyor. Anadolu pek çok ırkı içerisinde barındıran bir coğrafyadır. Sadece bu yazımıza özgü olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, “ben Kürt’üm, Ermeni’yim, Çerkez’im” diyerek soylarını, köklerini bilen vatandaşlarımızı saygıyla bir kenara itiyoruz ve konumuz olan, kendini Türk zanneden ama aslında Anadolu’nun yerlisi olan iğrenç ahaliye odaklanıyoruz.

Bahsedeceğimiz kitleyi aslında yakinen tanıyoruz, fakat henüz pek çoğumuz bunun farkında değiliz. Onlar hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktalar. Malûm olunduğu üzere Anadolu’da bizden önce yaşayan bazı “uygarlıklar” vardı. Bu uygarlıklar bize tarih derslerimizde müfredatın ilk konusu olarak yıllarca anlatıldılar. Savaşları, medeniyetleri, başkentleri, özellikleri, yaptıkları anlaşmalar vs…

Fakat bu insanlara ne olduğundan hiç bahsedilmedi. Nereye gitti bu uygarlıkların vatandaşları? Etrafımızda hiç “ben Hititliyim, Urartuluyum, bizim kökenimiz tee Frigyalılara dayanıyor, benim çok çok büyük dedem Lidya’da parayı bulan ilk kapitalistlerdenmiş” diyen insanlar yok. Bir gecede, sadece bu insanlara yönelik bir göktaşı Anadolu’ya çarpıp bunların soyunu da kurutmadığına göre bu insanlar bir şekilde yaşıyorlar. İşin acı tarafı, etnik kökenlerini bilmedikleri (bilemeyecekleri) için de kendilerini Orta Asya’dan gelen Türk kavimlerinden birine mensup sanıyorlar.

Peki, bu etnik yığıntıları nerede görebiliriz? Kim onlar? Nasıl ayırt edebiliriz?

Aslında bu soruları cevaplamak çok da zor değil.

Onları etrafımızda görebiliriz.

Biraz dikkatli inceleyelim çevremizdeki insan müsveddelerini. Onlar, mesela şu an hangi cemaat devlette güç kazanacak diye arayış içinde olanlardır.

Bazı gamsız insanlar vardır ya; dünya yansa saçını tarar, işte onlar bunlar. Bizans sarayında at uşaklığı yapan Ortodoks beslemeleri vardı ya; işte bunlar onların torunları.

Hani, dinden imandan dem vurup kapalı komşusunun baş örtüsünden taşmış iki tel saçını görüp tahrik olan, mahalledeki ergenlik hevesiyle gözüne kalem çekmiş kızın arkasından o… deyip kendi kızına onunla arkadaşlık kurmamasını tembihleyen ama internette kendisine yüzde yüz cennette göğsü yeni tomurcuklanmış huri verileceğine inandığı için göğsü yeni tomurcuklanmış kız aratan, Ramazan ayında orucunu eksiksiz tutup teravihleri kaçırmayan ama iftara gittiği yurtta onlarca erkek çocuğuna hallenen tipler vardır ya (aha geldi aklına birkaç tanesi) işte bunlar o iğrenç Anadolulu mahluklardır.

Üniversitesini okumaya gelmiş genç kızlara “bilmem ne” muamelesi yapan ama sarkıntılık etmekten de geri durmayan, sırf bütün dünyayı kendi gibi sandığından ötürü bacısını okutmak istemeyen tipler.

Kul hakkı diye mangalda kül bırakmayan ama her türlü adam kayırmayı yapan ve kayrılmayı bekleyen, ihaleye fesat karıştıran, ölüyorum desen bir bardak su vermeyen, işi olmadan insana selam bile vermeyen karakterler var ya; işte onlar Anadolu’nun iğrenç yerli halklarıdır.

Kitabımda bahsettiğim, Amerika’da 1890’lı yıllarda yaşamış bir aydın vardı; Dr. Hepworth.

Bu adam Ermeniler ve Türklerin milli özellikleri hakkında bir makale yazdı ve makalesinde Ermenilerle ilgili şu tespitlerde bulundu: “… çok uzak geçmişte hanedanları olmuş, bütün savaşları kaybetmişler. Askerî yönden ne zaman güçlenseler hep mağlup olmuşlar. Boyun eğmişliğin er ya da geç ortaya çıkaracağı kurnazlık, çekingenlik gibi vasıflara sahip yaratıklardır. Kendilerini savaş yerine ticarete adamışlar. İlk başlarda ziraatçiydiler; fakat topraklarını koruyamaz duruma gelince daha çok kâr bırakan ve emniyetli olan ticaretle uğraşmaya başladılar…” 

Dr. Hepworth’un Ermenilerle ilgili bu sosyolojik gözlemi, aslında Anadolu’nun tüm yerli halkları için geçerlidir. Çünkü Anadolu her daim geçiş bölgesi, coğrafi yönden önemli bir alan olduğu için sürekli güçlü devletlerin egemenlik ve yağma sahası olmuş. Çok fazla savaş yaşanan bu toprakların yerli halkı hep, ya Makedonların, ya Perslerin, ya Rumların, ya Moğolların ya da Türklerin egemenliği altında yaşamış ve güçlü devletlerin egemenlikleri süresince onlarla iyi geçinmek, kendilerini sevdirmek durumunda kalmışlardır. Bu da onlarda bir takım bize göre ahlak dışı olan özelliklerin edinilmesine sebep olmuştur.

Günümüzde hep iktidardan yana olan, değer yargısı, görüşü olmadan güç yalakası olan tipler var ya; işte bu aslında onların atalarından kalma genetik özellikleridir. Türkiye’de güç odağı Feto’nun elinden gidince Atatürk’e sarılan tiplere dikkat ederseniz, saydığım özellikleri kendilerinde görebilirsiniz.

Her hükümete destekçi olan güruhtan bolca vardır etrafınızda. İşte bunlar, o Anadolu yerlisi iğrenç insanlardır. Bunlar bağnazdırlar ama işlerini bilirler. Yoksa nasıl hayatta kalacaklardı?

Neyse ki en azından bu güruh içerisinde dinlerinden dolayı varlıklarını muhafaza edebilenleri (Ermenileri, Keldanileri, Rumları, Süryanileri) biliyoruz. Bunlarda sıkıntı yok, bunlar çok değiller. Asıl sıkıntılı olan bahsettiğimiz Hitit, Frigya, Urartu, Asur, Lidya kalıntısı ve kendini Türk sanan etnik yığıntılarda.

Biz Asyalıyız. Kendimize has karakterimiz, töremiz, yazısız kurallarımız vardır. Bununla ilgili İbn-i Fadlan’ın seyehatnamesindeki bir anektodu yarınki yazımda paylaşacağım.

Bizi Ortadoğulu yapmaya çalışan, medeniyetten, ahlaktan, anlayıştan nasibini almamış döküntülerin artık kimler olduğunun farkına vardınız. Tespit edin onları, onlarla dostluk kurmayın, öteleyin, tersleyin, toplumumuzu, Türk algısını bozmalarına izin vermeyin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone